Ev Artık Ev Değil: Bir Kayınvalide, Bir Gelin ve Bir Kızın Arasında Sıkışıp Kalan Hayatım

“Yeter artık Şükran Hanım, bu evde her şeye karışmanızdan bıktım!”

Gelinim Elif’in sesi mutfağın fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla yere düştü. O an, yıllardır emek verdiğim bu evin bana ait olmadığını, artık bir misafir gibi yaşadığımı iliklerime kadar hissettim.

Oğlum Murat, işten geç gelirdi. Elif’le baş başa kalmak zorundaydım. Her sabah kahvaltı hazırlarken sessizce göz ucuyla bana bakar, sonra telefonuna gömülürdü. Bir gün, “Elif kızım, yumurtayı biraz daha az pişirsek Murat daha çok sever,” dedim. Yüzüme bakmadan, “Ben Murat’a sordum, böyle seviyor,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Oğlumun çocukluğundan beri alıştığı lezzetleri bile artık ben hatırlamıyordum; Elif’in kuralları geçerliydi.

Kendi evimde fazlalık gibi hissetmek ne acıymış! Oysa ben bu evi Murat’ın doğumunda geceler boyu uykusuz kalarak, kızım Zeynep’in ilk adımlarında yere düşmesin diye halıları yumuşacık seçerek kurmuştum. Şimdi ise Elif’in modern perdeleri, yeni mobilyaları, benim yıllardır sakladığım dantelleri sandığa kaldırmıştı. Her şey değişmişti; ben hariç.

Bir akşam, Murat eve geldiğinde gözlerim dolu dolu ona baktım. “Oğlum, seninle biraz konuşabilir miyiz?” dedim. Elif hemen araya girdi: “Anne, Murat çok yorgun. Yarın konuşsanız?” Murat başını öne eğdi, hiçbir şey demedi. O an anladım ki oğlumun hayatında artık ben yoktum; ya da sadece bir gölgeydim.

O gece odama çekildim. Eski fotoğraflara baktım; Zeynep’in ilkokul mezuniyetinde çekilmiş bir kareye takıldı gözüm. Gözlerinde umut vardı, bana sarılmıştı. O an karar verdim: Belki kızımda teselli bulabilirdim.

Ertesi gün sabah erkenden Zeynep’i aradım. “Kızım, bu hafta sonu sana gelsem olur mu?” dedim. Bir sessizlik oldu telefonda. Sonra soğuk bir sesle, “Anne, bu hafta çok yoğunum. Belki başka zaman,” dedi. Kalbim sıkıştı. “Zeynep, iyi misin? Bir derdin mi var?” diye sordum. “Yok anne, sadece işler yoğun,” dedi ve telefonu kapattı.

O an anladım ki kızım da bana duvar örmüştü. Nerede yanlış yapmıştım? Onları büyütürken kendi hayatımı unuttum; şimdi ise onların hayatında bir fazlalık olmuştum.

Bir gün Elif’in annesi geldi ziyarete. Sofrada kahkahalar yükseldi, Elif annesine sarıldı, ona çay doldurdu. Ben ise köşede sessizce oturuyordum. Elif’in annesi bana döndü: “Şükran Hanımcığım, siz de gelsene sofraya!” dedi ama sesinde gerçek bir davet yoktu. O an gözlerim doldu; kendi evimde yabancıydım.

Gece olunca Murat’ı bekledim. İçimde biriktirdiğim her şeyi anlatmak istedim. O geldiğinde cesaretimi topladım: “Oğlum, ben bu evde kendimi yalnız hissediyorum.” Murat başını kaldırmadan, “Anne, Elif’le iyi geçinmeye çalış lütfen,” dedi. “Ben mi iyi geçinemiyorum? Ben mi fazlayım?” dedim titreyen bir sesle.

Murat sustu. Elif uzaktan bizi izliyordu. O an anladım ki oğlum da arada kalmıştı; ama seçimini çoktan yapmıştı.

Bir gece odama çekildim ve günlüğüme yazdım: “Ben Şükran, 62 yaşındayım ve ilk defa bu kadar yalnız hissediyorum.”

Ertesi gün Zeynep’i tekrar aradım. Bu kez açmadı bile. Mesaj attım: “Kızım, seni çok özledim.” Cevap gelmedi.

Bir hafta sonra mahalledeki komşum Ayşe Hanım uğradı. Halimi görünce şaşırdı: “Ne oldu Şükran abla? Hasta mısın?” dedi. Gözyaşlarımı tutamadım: “Evde fazlalık oldum Ayşe… Ne oğlum ne kızım… Kimseye yük olmak istemiyorum.”

Ayşe Hanım elimi tuttu: “Bizim kuşak böyle işte abla… Evlatlar büyüyünce bizi unutuyorlar. Ama sen yine de pes etme.”

Bir akşam Elif’le mutfakta yalnız kaldık. Cesaretimi topladım: “Elif kızım, ben sana yük olmak istemiyorum ama bu evde kendimi çok yalnız hissediyorum.”

Elif gözlerini kaçırdı: “Şükran Hanım, ben de kendi evimde rahat olmak istiyorum… Sizin varlığınız bazen üzerime baskı gibi geliyor.”

O an içimde bir şeyler kırıldı ama ilk defa Elif’in de zorlandığını fark ettim.

O gece Murat’a bir mektup yazdım: “Oğlum, seni çok seviyorum ama bu evde artık kendimi misafir gibi hissediyorum. Belki biraz uzaklaşmak hepimize iyi gelir.”

Ertesi sabah valizimi topladım ve Ayşe Hanım’ın köydeki evine gitmek için yola çıktım. Kapıdan çıkarken Elif sessizce arkamdan baktı; Murat ise işe gitmişti.

Köyde ilk gece yıldızların altında uzun uzun düşündüm: Nerede yanlış yaptım? Çocuklarımı çok mu sevdim? Kendi hayatımı hiç düşünmedim mi? Şimdi ise onların hayatında bir yerim yok mu?

Belki de annelik böyleydi; önce çocukların için yaşar, sonra onların hayatında bir gölgeye dönüşürdün.

Şimdi size soruyorum: Sizce anneler nerede hata yapıyor? Ya da hata gerçekten bizde mi? Yoksa zaman mı değişti de anneler artık çocuklarının hayatında yer bulamıyor mu?