Annemi Yanıma Aldım, Ama Sonra Geri Gönderdim: Şimdi Herkes Beni Suçluyor

“Senin yanında huzur bulacağımı sanmıştım, kızım. Ama burası bana mezar gibi geliyor.” Annemin sesi titriyordu, gözleri dolmuştu. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Oysa ben sadece ona daha iyi bir hayat sunmak istemiştim.

Her şey geçen kış başladı. Annem Hatice Hanım, 72 yaşında, Eskişehir’in küçük bir köyünde tek başına yaşıyordu. Babamı kaybedeli on yıl olmuştu, abim Almanya’da işçi, ben ise İstanbul’da özel bir şirkette muhasebeciyim. Kışın köyde hayat daha da zorlaşıyor; soba yakmak, su taşımak, komşularla yardımlaşmak… Annem artık bunların altından kalkamıyordu. Bir gece telefon çaldı, annem ağlıyordu: “Kızım, soba yine tütüyor. Komşu da yok, ne yapacağımı bilmiyorum.” O an karar verdim: Annemi yanıma alacaktım.

Eşim Murat’a konuyu açtığımda yüzü asıldı. “Bak Zeynep, anneni çok severim ama bizim ev küçük. Çocuklar okula gidiyor, sen çalışıyorsun. Yaşlı bir insanın bakımı kolay değil.” Haklıydı belki ama annemi orada bırakmak vicdanıma sığmıyordu. Çocuklar da ilk başta sevinmişti: “Babaanne bizimle mi yaşayacak? Ne güzel!” dediler.

Köye gidip annemi aldım. Evinin kapısını kilitlerken gözleri doldu: “Buraları özleyeceğim,” dedi. İstanbul’a geldiğimizde ilk günler her şey güzeldi. Annem torunlarıyla oynuyor, bana yemeklerde yardım ediyordu. Ama zamanla sorunlar başladı.

Annem şehir hayatına alışamadı. Sabah ezanında uyanıyor, evi süpürmeye kalkıyor, çocukları uyandırıyordu. Murat işten yorgun gelince annemin sürekli konuşmasından şikayet ediyordu. Annem ise Murat’ın soğukluğundan yakınıyordu: “Bana selam bile vermiyor kızım.”

Bir akşam sofrada tartışma çıktı. Annem yine köydeki komşularından bahsediyordu. Murat dayanamayıp patladı: “Anneciğim, burası köy değil! Herkesin bir düzeni var. Lütfen biraz sessiz ol.” Annem gözyaşlarını tutamadı, sofradan kalktı. Çocuklar korkuyla bana baktı.

O gece annemle konuştum. “Anne, biraz zamana ihtiyacımız var. Alışacağız.” dedim. Ama annem sessizce ağladı: “Ben burada fazlalık gibiyim Zeynep. Sizin düzeninizi bozuyorum.”

Bir ay böyle geçti. Evde huzur kalmamıştı. Murat’la aramız açıldı, çocuklar gerginleşti, ben ise iki arada bir derede kaldım. Bir gün annem valizini toplamış buldum: “Kızım, beni köye götür. Burada kimse mutlu değil.”

O an ne yapacağımı bilemedim. Annemi tekrar yalnız bırakmak istemiyordum ama evdeki huzursuzluk dayanılmaz hale gelmişti. Sonunda annemi köye geri götürdüm.

Köyde komşular hemen toplandı: “Zeynep kızım, anneni neden geri getirdin? Şehirde bakamadın mı?” dediler. İçimde bir utanç ve suçluluk duygusu büyüdü. Abim aradı: “Sen nasıl evlatsın? Annemizi yalnız bıraktın!”

Ama kimse bizim yaşadıklarımızı bilmiyordu. Kimse şehirdeki daracık evde üç neslin çatışmasını, kültür farkını, kuşaklar arası uçurumu görmüyordu.

Şimdi annem yine köyde yalnız. Ben ise her gece vicdan azabıyla uyuyorum. Ne anneme ne aileme yetebildim.

Bazen düşünüyorum: Gerçekten kötü bir evlat mıyım? Yoksa bu ülkede yaşlılarımız için başka bir yol var mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?