Bir Kış Sabahı Her Şey Değişti: Görünmeyen Mücadelelerim ve Yusuf’un Hikâyesi
“Neden bu kadar üşüyorsun? Bir battaniyen bile yok mu?” diye sordum, sesim titreyerek. Yusuf, gözlerini yere indirdi. “Bazen, insanın en çok ihtiyacı olan şey bir battaniye değil, bir çift sıcak bakıştır,” dedi kısık bir sesle. O an, içimde bir şeyler kırıldı. İstanbul’un gri sabahında, işe yetişmek için aceleyle yürürken, köşe başında titreyen bu adamı görmeseydim, belki de hayatım aynı sıradanlıkta akıp gidecekti.
Yusuf’la ilk karşılaşmam böyle oldu. O gün cebimdeki bozuklukları uzatıp yoluma devam edebilirdim. Ama yapamadım. İçimde bir huzursuzluk vardı; sanki o anı kaçırırsam bir daha vicdanım rahat etmeyecekti. “Bir çay içmek ister misin?” dedim. Gözlerinde bir şaşkınlık, ardından minnet belirdi. Beraber yakındaki küçük çay ocağına girdik.
Çaylarımızı yudumlarken Yusuf anlatmaya başladı: “Ben de senin gibi bir evde büyüdüm. Annem, babam, kardeşlerim… Sonra her şey bir anda dağıldı.” Sesi çatallandı. “Babam işten atıldı, annem hastalandı. Ben okulu bırakıp çalışmaya başladım. Sonra… Sonra hiçbir şey yolunda gitmedi.”
O an kendi ailemi düşündüm. Annem her sabah kahvaltı hazırlarken bana söylenir: “Sokakta gördüklerine acıma kızım, çoğu kendi tercihiyle orada.” Babam ise gazeteyi okurken başını kaldırmadan ekler: “Çalışmak isteyen iş bulur.” Oysa karşımda oturan adamın gözlerinde öyle bir yorgunluk vardı ki, kimse isteyerek bu hale gelmezdi.
O günden sonra Yusuf’u sık sık görmeye başladım. Ona bazen yemek getirdim, bazen eski montumu verdim. Bir gün ona iş bulmaya çalıştım; bir inşaatta gündelikçi olarak çalışabileceğini söyledim. Gözleri parladı ama ertesi gün gelmedi. Merak edip tekrar bulduğumda, “Beni istemediler,” dedi utançla. “Kimse sokakta yaşayan birine güvenmiyor.”
Ailem bu dostluğumu öğrendiğinde evde kıyamet koptu. Annem ağlamaklı bir sesle, “Kızım, başımıza iş alacaksın! Kim bilir neyin nesi o adam?” diye bağırdı. Babam ise daha sertti: “Bir daha o adamla görüşmeyeceksin! Bizim mahallede böyle şeylere izin verilmez.”
Ama ben duramadım. Yusuf’un hikâyesi içime işlemişti. Bir gece telefonum çaldı; Yusuf hastanedeydi. Onu ziyaret ettiğimde, “Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey bir çift sıcak bakıştır,” dedi yine. Elini tuttum, gözyaşlarımı saklayamadım.
Hastaneden çıktıktan sonra Yusuf’u bir süre göremedim. Onu ararken mahalledeki komşuların fısıldaşmalarına kulak misafiri oldum: “Kız iyice delirdi, sokak serserisiyle arkadaş olmuş.” O an anladım ki, asıl mücadele Yusuf’un değil, benimdi. Toplumun önyargılarıyla, ailemin korkularıyla ve kendi vicdanımla savaşıyordum.
Bir gün Yusuf’u tekrar buldum; bu kez daha da bitkin ve umutsuzdu. “Artık dayanamıyorum,” dedi sessizce. “Kimse bana inanmıyor, kimse bana güvenmiyor.” O an ona sarıldım ve dedim ki: “Ben sana inanıyorum Yusuf.”
O günden sonra Yusuf için elimden geleni yaptım; belediyenin sosyal hizmetlerine başvurdum, birkaç dernekle görüştüm. Ama sistem öyle yavaş ve umursamazdı ki… Herkes birbirine yönlendiriyor, kimse gerçek anlamda yardım etmiyordu.
Bir akşam eve dönerken annem kapıda bekliyordu. Gözleri doluydu: “Kızım, senin iyiliğin için söylüyorum… Bu kadar kendini harcama.” Ona sarıldım ve sessizce ağladım. Çünkü biliyordum; ben de yorulmuştum ama Yusuf’u bırakmak istemiyordum.
Bir sabah Yusuf’un kaldığı köşe bomboştu. Günlerce aradım ama bulamadım. Mahalledeki simitçi bana yaklaşıp fısıldadı: “Kızım, Yusuf’u dün gece ambulans aldı… Durumu kötüymüş.” O an dizlerimin bağı çözüldü.
Hastaneye koştum; Yusuf yoğun bakımdaydı. Yanına giremedim ama hemşireye sordum: “Yakını mısınız?” diye sordu kadın şüpheyle. Bir an duraksadım; sonra başımı salladım: “Evet… Yakınıyım.”
Yusuf o geceyi atlatamadı. Sabah haberi aldığımda dünyam başıma yıkıldı. Cenazesinde sadece ben vardım ve birkaç belediye görevlisi… Onun için dua ederken gözyaşlarımı tutamadım.
Eve döndüğümde annem sessizce yanıma oturdu: “Belki de haklıydın,” dedi kısık sesle. Babam ise ilk defa gözlerime baktı ve sadece başını eğdi.
Şimdi her sabah işe giderken Yusuf’un oturduğu köşeye bakıyorum. Orada artık kimse yok ama onun hikâyesi içimde yaşıyor.
Gerçekten yardım etmek ne demek? Bir insanın hayatına dokunmak için ne kadar cesur olmak gerekir? Siz olsaydınız ne yapardınız?