Bir Anne, Bir Oğul ve Bir Gece: Fazla Sevgi mi, Yoksa Korkunun Gölgesi mi?

“Yine mi uyumuyorsun Emir?” diye seslendim kapının ardından. Saat gece üçüydü. Odamdan oğlumun bilgisayarının tuşlarına bastığı sesler geliyordu. İçimdeki huzursuzluk, her gece olduğu gibi, yine mideme yumruk gibi oturdu. Kapıyı tıklattım, cevap gelmedi. Yavaşça açtım; Emir, ekranın solgun ışığında yüzü bembeyaz, gözleri uykusuzluktan kan çanağına dönmüş haldeydi.

“Anne, lütfen… Sadece biraz daha,” dedi, sesi yorgun ve isteksizdi. O an içimde bir şeyler kırıldı. Onu bu halde görmek, her gece aynı döngüyü yaşamak… Sanki her geçen gün oğlumu biraz daha kaybediyordum.

Bir hafta önce doktora gitmiştik. Emir’in uyku düzeni bozulmuştu, okula gitmek istemiyor, gün boyu odasından çıkmıyordu. Doktor bana dönüp, “Çocuğunuza fazla ilgi gösteriyorsunuz. Bırakın biraz kendi haline,” dediğinde, içimde bir öfke kabardı. Ben annesiyim! Onu korumak, kollamak benim görevim değil mi? Ama ya gerçekten hata mı yapıyorum?

Kocam Murat da bana destek olmuyordu. “Bırak Zeynep, büyüdü artık. Erkek çocuk böyle olur,” deyip geçiştiriyordu. Ama ben biliyordum; Emir’in gözlerinde bir şeyler vardı. Bir korku, bir yalnızlık… Belki de ben büyütüyordum kafamda. Ama ya değilse?

O gece yine yanına oturdum. “Emir, oğlum… Neden uyumuyorsun? Okulda bir şey mi oldu? Biri mi canını sıktı?” dedim. Gözlerini kaçırdı. “Yok anne, sadece uykum yok,” dedi kısık sesle. Ama ben annesiyim; yalan söylediğini anladım.

Sabah olunca Murat işe gitti. Ben mutfağa geçip kahvaltı hazırladım ama Emir yine odasından çıkmadı. Okula gitmesi için zorladım, bağırdım, ağladım… Sonunda pes ettim. O gün bütün gün evde dolaştım; Emir’in çocukluğundan kalan fotoğraflara baktım. Ne zaman bu kadar uzaklaştık birbirimizden?

Akşam Murat eve geldiğinde tartıştık. “Senin yüzünden çocuk iyice içine kapandı!” diye bağırdı bana. “Her şeye karışıyorsun! Bırak kendi başına öğrensin hayatı!”

Gözyaşlarımı tutamadım. “Ben sadece annesiyim! Korkuyorum Murat! Oğlumuzu kaybediyoruz!”

O gece Emir’in odasına tekrar girdim. Yanına oturdum, saçlarını okşadım. “Oğlum… Bana anlatmak istediğin bir şey var mı? Sana yardım edebilirim.”

Bir süre sessiz kaldı. Sonra gözleri doldu. “Anne… Okulda kimseyle konuşamıyorum. Herkes dalga geçiyor benimle. Sanki görünmezim… Kimse beni sevmiyor,” dedi ve ağlamaya başladı.

O an içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Onu kucağıma aldım, birlikte ağladık. Oğlumun acısını ilk kez bu kadar yakından hissettim.

Ertesi gün doktora tekrar gittik. Bu sefer Emir de konuştu. Doktor bana döndü: “Bazen fazla ilgi göstermek çocuğun kendi başına sorun çözmesini engeller ama bazen de tam zamanında yanında olmak gerekir.”

Eve dönerken Emir’in elini tuttum. “Sana söz veriyorum oğlum, ne olursa olsun yanında olacağım ama sana da güveneceğim.”

O günden sonra her şey bir anda düzelmedi tabii ki… Hâlâ geceleri uykusuz kalıyorum, hâlâ korkularım var. Ama artık oğlumla konuşabiliyorum; en azından deniyorum.

Kendime soruyorum: Bir anne ne zaman fazla ilgi göstermiş olur? Ya da ne zaman yeterince ilgilenmemiş sayılır? Sizce annelikte sınır nerede başlar, nerede biter?