Babamın Yeni Eşi: Bir Haftada Değişen Hayatım
“Bir hafta mı?” diye fısıldadım, elimdeki davetiyeyi sıkıca kavrarken. Altın harflerle yazılmış isimler gözlerimi yakıyordu: Babam, Mehmet Yılmaz, önümüzdeki hafta bir başkasıyla evlenecekti. Annemin ölümünden sonra evimizdeki sessizliği, yasımızı, birbirimize tutunarak ayakta kalmaya çalıştığımız o uzun geceleri düşündüm. Şimdi ise, babamın yeni eşi olacak olan Kadriye Hanım’ın adı, annemin adının yerini alıyordu.
Telefon çaldı. Ekranda ablam Elif’in adı belirdi. Açtım, sesim titriyordu:
“Elif, gördün mü davetiyeyi?”
“Gördüm Zeynep. Babam ne yapıyor böyle? Daha annemin kırkı çıkmadı…”
Sözleri boğazımda düğümlendi. Annemiz geçen ay kanserden vefat etmişti. Babam ise, sanki hiçbir şey olmamış gibi, yeni bir hayata başlamaya hazırlanıyordu.
O akşam eve döndüğümde babam salonda oturuyordu. Televizyon açıktı ama gözleri ekrana bakmıyordu. Yanına oturdum, içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak:
“Baba, neden böyle acele ediyorsun? Annemi daha yeni kaybettik.”
Babam derin bir nefes aldı. Gözleri doldu ama ağlamadı:
“Zeynep, yalnızlık çok zor. Kadriye Hanım’ı uzun zamandır tanıyorum. Bana iyi geliyor. Sizin de alışmanızı istiyorum.”
“Bize sormadan karar verdin! Annemin hatırası ne olacak?”
Babam başını eğdi, elleri titriyordu. O an ilk defa onu bu kadar çaresiz gördüm. Ama içimdeki kırgınlık dinmedi.
Ertesi gün Elif’le buluştuk. Bir kafede otururken Elif gözyaşlarını tutamadı:
“Zeynep, ben bu kadını kabul edemem. Annemizin yerine kimseyi koyamam.”
Ben de aynı duygudaydım ama babamı da yalnız bırakmak istemiyordum. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin eski eşyalarını karıştırdım; kokusu hâlâ üzerindeydi. Bir günlüğünü buldum. Son sayfasında şöyle yazıyordu:
“Mehmet yalnız kalmaktan çok korkar. Kızlarım ona sahip çıksın.”
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. Annem bile babamın yalnızlığından endişe etmişti.
Düğün günü yaklaştıkça evdeki hava daha da gerginleşti. Kadriye Hanım birkaç kez uğradı; bana sıcak davranmaya çalıştı ama ben soğuktum:
“Hoş geldiniz,” dedim kuru bir sesle.
O ise gülümseyerek:
“Zeynep, biliyorum kolay değil ama ben kimsenin yerini almak istemiyorum.”
İçimden “Ama aldınız,” diye geçirdim.
Düğün günü geldiğinde Elif’le birlikte salona girdik. Herkes mutlu görünüyordu ama biz donuk yüzlerle köşede oturuyorduk. Nikâh memuru “Evet” dediğinde babamın gözlerinde bir anlık tereddüt gördüm. Sonra Kadriye Hanım’ın elini tuttu.
Tören bittiğinde babam yanımıza geldi:
“Kızlarım, sizi çok seviyorum. Lütfen bana kızmayın.”
Elif arkasını döndü, ben ise sadece başımı salladım.
O gece odamda annemin fotoğrafına bakarken kendi kendime sordum: “Bir insan ne zaman yeniden mutlu olmayı hak eder? Biz çocuklar olarak ne zaman affetmeyi öğreniriz?”
Siz olsaydınız ne yapardınız? Babamı anlamaya çalışmalı mıyım, yoksa annemin hatırasına sahip çıkmak için mücadele mi etmeliyim?