Bir Düğün Hayali, Bir Aile Kabusu: Paranın ve Gururun Gölgesinde Kalan Mutluluk
“Anne, ben evleniyorum!” dediğinde, gözlerindeki o ışığı, yanaklarındaki heyecanı asla unutamam. Ana, benim canım kızım, bana sarılırken sanki yıllardır beklediğim bir mucizeyi yaşıyordum. O an, içimde tarifsiz bir sevinçle, “Demek ki, en güzel günlerimiz şimdi başlıyor,” diye düşündüm. Ama hayat, bazen insanın hayallerini öyle bir yerden vuruyor ki, insan neye uğradığını şaşırıyor.
İlk başta her şey çok güzeldi. Ana’nın nişanlısı Emre, efendi, terbiyeli bir çocuktu. Ailesiyle tanışmaya gittiğimizde, biraz çekingen ama saygılı bir tavırları vardı. Sofrada ilk kez buluştuğumuzda, Emre’nin babası Halil Bey, “Bizim oğlan sizin kızınıza layık mı?” diye sorduğunda, içimde bir sıcaklık hissettim. “Tabii ki, önemli olan gençlerin mutluluğu,” dedim. Ama o gün, Halil Bey’in bakışlarında bir endişe, bir hesap vardı. O bakışlar, ileride başımıza geleceklerin habercisiymiş, şimdi anlıyorum.
Nişan hazırlıkları başladığında, her iki aile de kendi geleneklerini, kendi doğrularını ortaya koymaya başladı. Bizim ailede, kız tarafı olarak düğünde ağırlık bizde olurdu. Kızın çeyizi, evi, salonu, davetiyesi… Annemden, komşulardan, akrabalardan duyduğum hep buydu. Ama Emre’nin ailesi, “Bizim maddi durumumuz sıkıntılı, her şeyi karşılayamayız,” deyince, ilk çatlak orada oluştu. Eşim Mehmet, “Bizim de durumumuz ortada. Krediyle, borçla düğün mü yapılır?” dediğinde, sofrada bir sessizlik oldu. Ana, gözlerini kaçırdı, Emre’nin annesi ise başını önüne eğdi.
Her akşam, düğün masrafları konuşuldukça, soframızda huzur yerine gerginlik oturdu. “Kız tarafı altınları takacak mı, oğlan tarafı salonu ödeyecek mi?” gibi sorular, birer bıçak gibi havada asılı kaldı. Ana, “Anne, ben sade bir düğün istiyorum, yeter ki kavga olmasın,” dediğinde, içim parçalandı. Ama Mehmet, “Kızımızı baş göz ediyoruz, elalem ne der?” diye üsteledi. O an, gurur mu, mutluluk mu daha önemli, karar veremedim.
Bir gün, Emre’nin ailesiyle tekrar buluştuk. Halil Bey, “Bakın, bizim Emre işsiz kaldı, ben de emekliyim. Düğün salonu için kredi çekmemiz lazım,” dedi. Mehmet’in yüzü kıpkırmızı oldu. “Biz de zor durumdayız, ama kızımızı da mahcup edemeyiz,” dedi. O an, iki aile arasında görünmez bir duvar örüldü. Ana, gözyaşlarını tutamayıp mutfağa kaçtı. Peşinden gittim, “Kızım, bak, her şey düzelir,” dedim. “Anne, ben evlenmekten korkuyorum artık. Herkes birbirine düşman oldu,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu.
Düğün tarihi yaklaştıkça, tartışmalar büyüdü. Altınlar, çeyiz, salon, gelinlik… Her şey bir pazarlık konusu oldu. Emre, “Ana, ben seni seviyorum, ama ailelerimiz yüzünden mutsuz oluyorum,” dediğinde, kızımın gözlerinde ilk kez umutsuzluk gördüm. Bir akşam, Mehmet, “Bu kadar borca girilmez, düğünü erteleyelim,” dedi. Ana, “Baba, ben Emre’siz yaşayamam,” diye bağırdı. O gece, evimizde ilk kez kapılar çarpıldı, gözyaşları sel oldu.
Komşular, akrabalar aramaya başladı. “Ne oldu, düğün iptal mi?” diye sordular. Herkesin dilinde bizim aile vardı. Annem, “Kızım, elalem ne der?” dedi. Ben ise, “Elalem mi önemli, kızımın mutluluğu mu?” diye düşündüm. Ama Mehmet, “Bizim de gururumuz var,” diyerek geri adım atmadı. Emre’nin ailesi ise, “Bizim de imkanımız bu kadar,” deyip köşesine çekildi.
Bir gün, Ana odasında sessizce ağlarken, yanına oturdum. “Kızım, bak, hayat bazen böyle zor olur. Ama biz senin yanındayız,” dedim. “Anne, ben artık mutlu olacağıma inanmıyorum. Herkes birbirine kırıldı. Düğün günü gelirse, kimse gülmeyecek,” dedi. O an, içimdeki umut tamamen söndü.
Düğün günü geldiğinde, salonun kapısında iki aile birbirine selam bile vermedi. Ana, gelinliğinin içinde bembeyaz, ama gözleri kıpkırmızıydı. Emre ise, başı önünde, mahcup bir şekilde bekliyordu. Nikah memuru, “Evet,” dediğinde, salonda bir alkış bile kopmadı. O an, mutluluğun parayla, gururla, elalemle ölçülemeyeceğini anladım. Düğün bittiğinde, herkes hızla dağıldı. Soframızda yine sessizlik, evimizde yine kırgınlık vardı.
Aylar geçti, Ana ve Emre evlerinde kendi hallerinde yaşamaya başladılar. Ama iki aile arasındaki soğukluk hiç geçmedi. Bayramlarda, özel günlerde, kimse birbirini aramaz oldu. Ana, “Anne, keşke her şey farklı olsaydı,” dediğinde, gözlerim doldu. “Kızım, bazen en güzel hayaller, en büyük acılara dönüşebiliyor,” dedim.
Şimdi, geceleri yalnız kaldığımda, kendi kendime soruyorum: Bir düğün, bir aileyi bu kadar mı böler? Paranın, gururun, elalemin sözü, bir annenin, bir babanın, bir kızın mutluluğundan daha mı önemli? Siz olsanız, neyi seçerdiniz? Kızınızın mutluluğunu mu, yoksa elalem ne der korkusunu mu? Lütfen bana yazın, çünkü ben hâlâ cevabımı bulamadım.