Ruhun Yoksulluğu: Bir Kadının Hikayesi
“Yeter artık, Zeynep! Bir işe yaradığın yok, bari şu bulaşıkları yıka!” Annemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Ellerim titreyerek tabaklara uzandı, sıcak suyun içinde kaybolan parmaklarımda, çocukluğumun izleri vardı. O an, içimde bir şeyin daha koptuğunu hissettim. Her gün aynı: Annemin bitmek bilmeyen öfkesi, babamın yokluğu, evin içinde dolaşan sessiz bir umutsuzluk. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, eski bir apartmanın bodrum katında büyüdüm. Babam, ben on iki yaşındayken evi terk etti. O günden sonra annemin gözlerinde bir daha ne sevgi ne de umut gördüm.
Okulda da farklı değildim. Herkesin yeni ayakkabıları, renkli çantaları vardı. Benim ise, ikinci elden alınmış, buram buram eskiyen bir montum ve dizleri yamalı pantolonum… Sınıfta arka sırada otururdum, kimseyle göz göze gelmemeye çalışırdım. Bir gün, teneffüste Elif yanıma geldi. “Neden hiç konuşmuyorsun?” diye sordu. Cevap veremedim. Çünkü konuşacak bir şeyim yoktu. İçimde büyüyen yalnızlık, kelimelerimi de alıp götürmüştü.
Evde her akşam aynı sahne: Annem yorgun, sinirli, gözleri hep uzaklarda. “Senin yüzünden bu haldeyiz,” derdi. Oysa ben sadece çocuktum. Bir gün, annem bana tokat attı. O an, gözlerimden yaşlar süzüldü ama ağlamadım. Çünkü öğrendim ki, bu evde gözyaşı bile gereksizdi.
Liseye başladığımda, hayatımda ilk defa bir şeyler değişmeye başladı. Edebiyat öğretmenim, Ayşe Hanım, bana kitaplar verdi. “Zeynep, senin içinde büyük bir hikaye var,” dedi. O söz, içimde bir umut kıvılcımı yaktı. Geceleri gizlice kitap okudum, hayal kurdum. Ama sabah olunca, gerçekler yine yüzüme çarpıyordu. Annem, “Kitap okuyacağına iş bul!” diye bağırıyordu. Oysa ben, kitaplarda kendimi buluyordum.
Bir gün, annem hastalandı. Evde para yoktu, ilaçlarını alamadık. Komşumuz Fatma Teyze, “Kızım, anneni hastaneye götür,” dedi. Hastanede saatlerce bekledik. Annem bana bakmadan, “Sen olmasaydın, ben bu halde olmazdım,” dedi. O an, içimdeki bütün umutlar sanki bir anda söndü.
Üniversite sınavına girdim. Kazandım. İstanbul Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı. Annem, “Boşuna gitme, nasıl okuyacaksın?” dedi. Ama ben, ilk defa kendim için bir şey yapmak istedim. Krediyle, bursla, yarı zamanlı işlerle okudum. Geceleri kafede çalıştım, gündüzleri derslere girdim. Bazen yorgunluktan ağladım, bazen aç yattım. Ama vazgeçmedim.
Üniversitede, hayatımda ilk defa gerçek dostlarım oldu. Sevgi, güven, dayanışma… Bunları ilk defa tattım. Bir gün, en yakın arkadaşım Derya, “Sen çok güçlüsün Zeynep,” dedi. O an, yıllardır içimde biriken acının aslında beni ne kadar güçlü yaptığını fark ettim. Ama yine de, içimde bir boşluk vardı. Annemle aramızdaki mesafe hiç kapanmadı. Mezuniyetimde bile gelmedi. “Senin başarıların bana bir şey kazandırmıyor,” dedi telefonda. O an, içimde bir şeyler daha yıkıldı.
İş bulmak kolay olmadı. Her görüşmede, kıyafetlerim, konuşmam, hatta ismim bile yargılandı. Bir gün, bir yayınevinde iş buldum. Kitaplarla iç içe olmak bana iyi geldi. Ama maaşım yetmiyordu. İstanbul’da yaşamak, her geçen gün daha da zorlaştı. Ev kiraları, faturalar, market fiyatları… Bazen, “Neden bu kadar mücadele etmek zorundayım?” diye sordum kendime.
Bir akşam, eve dönerken, sokakta bir kız çocuğu gördüm. Üzerinde ince bir hırka, elinde eski bir oyuncak. Göz göze geldik. Kendi çocukluğumu gördüm onda. Yanına gittim, “Adın ne?” dedim. “Merve,” dedi utangaçça. O an, ona sarılmak istedim. Çünkü biliyordum, o da benim gibi yalnızdı.
Zaman geçti. Annem yaşlandı, hastalandı. Yine ben baktım ona. Her gün aynı suçlamalar, aynı kırıcı sözler. Bir gün, “Neden beni hiç sevmedin?” diye sordum. Gözleri doldu, ama cevap vermedi. O an anladım ki, annem de kendi acısının esiri olmuştu. Belki de, o da hiç sevilmemişti.
Şimdi, otuz yaşındayım. Hayatım boyunca hep bir kenarda yaşadım. Ama artık biliyorum ki, insanı kurtaran ne para ne de başkalarının sevgisi. İnsanı kurtaran, kendi içindeki gücü bulabilmek. Yine de bazen soruyorum kendime: Bir insan, ne kadar yalnız kalırsa kalsın, içindeki sevgiyi kaybetmeden yaşayabilir mi? Sizce, geçmişin yüküyle insan gerçekten özgürleşebilir mi?