Gerçek Erkeklik: Bir Sonbahar Akşamı Başlayan Fırtına
“Yeter artık, ne zaman adam olacaksın?” Annemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse düşürüyordum. Sevda, masanın ucunda başını öne eğmiş, dudaklarını kemiriyordu. Babam ise gazeteyi katlayıp bir kenara koydu, gözlüğünü çıkardı ve bana baktı. O bakış… Sanki bütün yük omuzlarıma çökmüştü.
İki yıldır Sevda ile birlikteydik. Üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulmak kolay olmamıştı ama sonunda bir muhasebe ofisinde çalışmaya başlamıştım. Sevda ise anaokulunda öğretmendi. Hayatımız sade ama huzurluydu. Fakat annem için huzur yetmiyordu; onun istediği, kız isteme, nişan, düğün… Yani her şeyin usulüne uygun olmasıydı.
O akşam, yağmur camlara vururken annem yine başladı: “Bak oğlum, Sevda iyi kız. Anası babası belli, eli yüzü düzgün. Daha ne bekliyorsun? Komşular soruyor, ‘Senin oğlan evlenmeyecek mi?’ diye. Ne diyeyim ben onlara?”
İçimden bir şeyler koptu o an. Sanki boğazıma bir düğüm oturdu. Sevda bana baktı, gözlerinde hem umut hem de kırgınlık vardı. “Ali,” dedi usulca, “Ben de artık bir yol çizmek istiyorum kendime. Belirsizlik yoruyor insanı.”
Babam sessizliğini bozdu: “Bak oğlum, biz sana karışmayız ama bu işler uzadıkça zorlaşır. Hem kız tarafı da bekliyor.”
O gece odama çekildiğimde yağmurun sesiyle baş başa kaldım. Kafamda binbir düşünce… Gerçekten hazır mıydım? Evlilik sadece iki insanın hayatını birleştirmesi değildi ki; aileler, gelenekler, beklentiler… Annemin gözyaşları, babamın suskunluğu, Sevda’nın sabrı… Hepsi üstüme üstüme geliyordu.
Ertesi gün Sevda ile buluştuk. Kadıköy’de Moda sahilinde yürüdük. Deniz griydi, gökyüzü kapalıydı. “Ali,” dedi Sevda, “Beni sevdiğini biliyorum ama bazen sanki kaçıyorsun gibi hissediyorum.”
Bir an sustum. “Korkuyorum Sevda,” dedim. “Sana yetememekten, mutlu edememekten korkuyorum. Annemlerin beklentileri, senin hayallerin… Ya hepsini mahvedersem?”
Sevda durdu, elimi tuttu: “Ben senden sadece dürüst olmanı istiyorum. Eğer istemiyorsan, bunu da bilmek isterim.”
O an içimde bir şeyler kırıldı. Yıllardır taşıdığım yük daha da ağırlaştı. Eve döndüğümde annem yine başladı: “Bak oğlum, komşunun kızı nişanlandı geçen hafta. Sen hâlâ bekletiyorsun kızı. Ayıp oluyor!”
Bir hafta boyunca ne Sevda’yı aradım ne de ailemle konuştum. İşe gidip geldim, geceleri uyuyamadım. Herkes benden bir karar bekliyordu ama ben kendimi bile tanımıyordum.
Bir akşam babam odama geldi. “Oğlum,” dedi yavaşça, “Ben de gençken korktum. Evlilik kolay değil ama insan sevdiğiyle her zorluğu aşar.”
Gözlerim doldu. Babamın ilk defa böyle konuştuğunu duymuştum. “Ya başaramazsam?” dedim.
“Başaramazsan da yanında oluruz,” dedi babam ve omzuma dokundu.
O gece Sevda’ya mesaj attım: “Konuşabilir miyiz?”
Ertesi gün buluştuk. Ellerim terliyordu, kalbim deli gibi atıyordu.
“Sevda,” dedim, “Ben seninle bir ömür geçirmek istiyorum ama korkularım var. Bunu bilmeni isterim.”
Sevda gözlerimin içine baktı: “Korkmak insanı kötü yapmaz Ali. Ama kaçmak… O bizi yaralar.”
O an karar verdim. Eve döndüm ve anneme: “Anne, Sevda’yı istemeye gideceğiz,” dedim.
Annemin gözleri parladı ama hemen ardından gözyaşları geldi: “Allah’ım şükürler olsun!”
Hazırlıklar başladı; bohçalar hazırlandı, altınlar alındı, davetiyeler bastırıldı… Ama her şey bu kadar kolay değildi.
Sevda’nın ailesi başlık parası istemedi ama düğünün büyük olmasını istediler. Annem ise masraflardan yakındı: “Bizim gücümüz belli kızım!”
Bir akşam iki aile bir araya geldiğinde tartışma çıktı. Sevda’nın annesi: “Kızımızı ucuza mı vereceğiz?” dediğinde annem ayağa kalktı: “Biz kimsenin kızını satın almıyoruz!”
O gece Sevda ile dışarı çıktık. Gözleri doluydu: “Ali, ben bu kadar kavga istemiyorum. Sadece huzur istiyorum.”
Ben de öyle… Ama iki ailenin gururu arasında sıkışıp kalmıştık.
Düğün günü yaklaştıkça gerginlik arttı. Annem her gün söyleniyor, babam sessizce sigarasını içiyor, ben ise geceleri uyuyamıyordum.
Düğün günü geldiğinde yağmur yağıyordu yine; tıpkı o ilk tartışma gecesi gibi… Nikah masasında Sevda’nın elini tuttum ve gözlerinin içine baktım: “Her şeye rağmen seni seviyorum,” dedim fısıltıyla.
Nikah memuru sorusunu sorduğunda sesim titredi ama kararlıydım: “Evet!”
Düğün bittiğinde herkes yorulmuştu ama ben içimde garip bir huzur hissettim.
Şimdi evliyiz; hayat yine kolay değil ama birlikte mücadele ediyoruz.
Bazen düşünüyorum: Gerçek erkeklik nedir? Aileye boyun eğmek mi? Kendi yolunu çizmek mi? Yoksa sevdiklerin için korkularına rağmen adım atabilmek mi?
Sizce gerçek cesaret hangisi? Ben doğru olanı yaptım mı?