Beşinci Yılımızda Hayallerimizden Vazgeçtik, Ama Annem Bizi Aldattı
“Ne olur, oğlum… Bir kerecik daha yardım edin bana. Yoksa bu borçlar yüzünden evimden olacağım!”
O an, mutfakta çay bardağını elimde sımsıkı tutarken, kayınvalidem Zeynep Hanım’ın titreyen sesiyle içim burkuldu. Eşim Baran, gözlerini kaçırıyor, ben ise içimdeki burukluğu bastırmaya çalışıyordum. Oysa ki, beşinci evlilik yıldönümümüz için aylarca hayalini kurduğumuz Kapadokya tatilinin bavulları çoktan hazırlanmıştı. O an, bir karar vermemiz gerekiyordu. Baran’ın annesine bakışı, bana her şeyi anlatıyordu: “Yine fedakarlık yapmamız gerekecek.”
Baran, “Anne, gerçekten bu kadar zor durumda mısın? Daha geçen ay da yardım ettik sana,” dedi. Zeynep Hanım’ın gözleri doldu, sesi titredi: “Oğlum, bu sefer çok ciddi. Bankadan icra kağıdı geldi. Ne olur, beni ortada bırakmayın.”
İçimde bir ses, ‘Yine mi?’ diye bağırıyordu. Ama Baran’ın annesine olan zaafını biliyordum. Onun için, kendi mutluluğumuzu bir kenara bırakmak zorundaydık. O gece, bavulları kaldırırken gözyaşlarımı Baran’dan sakladım. O ise sessizce yanıma gelip, “Biliyorum, çok istiyordun. Ama annemi ortada bırakamam,” dedi. Ona kızamıyordum. Çünkü ben de annemi asla ortada bırakmazdım.
Ertesi gün, birikimimizin neredeyse tamamını Zeynep Hanım’a verdik. O an, içimde bir huzursuzluk vardı ama kendime, “İyi bir şey yaptık,” diyerek teselli bulmaya çalıştım. Baran ise annesinin elini öptü, “Bak, anne, bu son. Bir daha böyle bir şey olursa, gerçekten çok zorlanırız,” dedi. Zeynep Hanım ise dualar ederek, “Allah sizden razı olsun,” dedi.
Günler geçti, tatil fotoğraflarıyla dolu sosyal medya akışını kıskançlıkla izlerken, içimdeki burukluk büyüdü. Baran da işten eve yorgun dönüyor, aramızda konuşmalar kısalıyordu. Bir akşam, annesinin evine uğramak istedi. Ben de onunla gittim. Zeynep Hanım’ın evinde bir değişiklik vardı. Yeni perdeler, yeni bir televizyon… Hatta mutfakta yeni bir buzdolabı bile vardı. Baran şaşkınlıkla, “Anne, bunlar da ne? Hani borçların vardı?” diye sordu. Zeynep Hanım bir an duraksadı, sonra gülerek, “Borçları ödeyince biraz da kendime bir şeyler aldım. Zaten siz olmasanız alamazdım,” dedi.
Baran’ın yüzü asıldı. Ben ise içimde bir öfke hissettim. “Ama biz tatilimizi iptal ettik, bütün birikimimizi verdik,” dedim. Zeynep Hanım ise umursamazca, “Kızım, siz gençsiniz, yine gidersiniz. Benim yaşım geçti, biraz da ben rahat edeyim,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Baran ise annesine bakıp, “Anne, bize yalan söyledin mi? Gerçekten icra kağıdı geldi mi?” diye sordu. Zeynep Hanım gözlerini kaçırdı, “Biraz abartmış olabilirim. Ama siz olmasanız bu eşyaları alamazdım,” dedi.
Baran’ın sesi titredi, “Anne, biz sana güvenip hayallerimizden vazgeçtik. Sen ise bize yalan söyledin. Bu doğru mu?” Zeynep Hanım ise, “Oğlum, annenim ben. Biraz abarttım, ne var bunda? Herkes çocuğundan yardım ister,” dedi. O an, Baran’ın gözlerinde bir kırgınlık gördüm. Ben ise içimdeki öfkeyi bastıramadım. “Ama biz sana güvenip, kendi mutluluğumuzu feda ettik. Sen ise bunu hiç düşünmedin mi?” dedim. Zeynep Hanım ise, “Kızım, siz gençsiniz, daha çok mutlu olursunuz. Benim ise artık yaşım geçti. Biraz da ben rahat edeyim,” dedi.
O gece eve dönerken, Baran sessizdi. Arabada gözleri doldu, “Annem bana yalan söyledi. Bunu hiç beklemezdim,” dedi. Ona sarıldım, “Baran, bazen en sevdiklerimiz bile bizi hayal kırıklığına uğratabiliyor. Ama biz yine de birbirimize sahibiz,” dedim. O ise, “Ama anneme olan güvenim sarsıldı. Artık ona nasıl inanacağım?” dedi.
Günler geçti, aramızdaki gerginlik büyüdü. Baran, annesiyle konuşmak istemiyor, ben ise arada kalmış hissediyordum. Bir akşam, Baran’ın babası Mustafa Bey aradı. “Kızım, Zeynep’in yaptığı doğru değil. Ama o da yalnız kaldı, kendini böyle avutuyor,” dedi. Ona, “Ama biz de yalnız kaldık. Hayallerimizden vazgeçtik, karşılığında ise yalanla karşılaştık,” dedim. Mustafa Bey ise, “Bazen ailede fedakarlık yapmak gerekir. Ama bu kadarını da beklememek lazım,” dedi.
Bir hafta sonra, Zeynep Hanım aradı. “Kızım, Baran bana küstü. Onunla konuş, barışsın benimle,” dedi. İçimde bir öfke vardı ama yine de, “Zeynep Hanım, siz bize yalan söylediniz. Baran’ın güvenini kırdınız. Onunla konuşmak için önce siz özür dileyin,” dedim. O ise, “Ben anneyim, çocuk özür diler mi annesinden?” dedi. O an, ailedeki rollerin ne kadar karmaşık olduğunu bir kez daha anladım.
Baran’la konuştuğumda, “Annemin özür dilemesini beklemiyorum. Ama artık ona eskisi gibi güvenemem,” dedi. Ben ise, “Baran, aile olmak bazen zor. Ama birbirimize sahip çıkmamız lazım,” dedim. O ise, “Ama fedakarlıklarımızın karşılığında ihanet görmek çok acı,” dedi.
Aylar geçti, aramızdaki kırgınlıklar azalmadı. Zeynep Hanım ise, yeni aldığı eşyalarla komşularına hava atıyor, bizim ise içimizdeki yara büyüyordu. Bir gün, Baran bana, “Sence annemi affetmeli miyim? Yoksa mesafemi korumalı mıyım?” diye sordu. Ben ise, “Bazen affetmek iyileştirir. Ama güven bir kere kırıldı mı, eskisi gibi olur mu bilmiyorum,” dedim.
Şimdi, beşinci evlilik yıldönümümüzde hayalini kurduğumuz tatil fotoğraflarına bakarken, içimde bir burukluk var. Baran’la birbirimize sarılıp, “Bir gün hayallerimizi gerçekleştirebilecek miyiz? Yoksa ailemiz için hep fedakarlık mı yapacağız?” diye soruyorum kendime. Siz olsanız, böyle bir durumda ne yapardınız? Affetmek mi, yoksa mesafe koymak mı daha doğru? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın, çünkü ben hâlâ cevabımı bulamadım.