Annem Aşkı Ararken, Ben Yalnızlıkta Boğuluyorum
“Anne, bir kere de bana ‘Nasılsın?’ diye sorsan ne olurdu?” diye bağırdım, sesim titreyerek. O an mutfakta, ellerim bulaşık deterjanı içinde, arkamda ağlayan iki çocuğumla, gözlerimin önünde annemin hazırladığı makyaj çantasını gördüm. Annem, Gülseren Hanım, aynanın karşısında saçlarını düzeltirken bana bakmadan, “Kızım, biraz kendine bakmayı öğrenmelisin. Hayat sadece çocuklardan ibaret değil,” dedi. İçimden geçenleri anlatmaya kelimeler yetmezdi. O an, annemin gözünde ben sadece iki çocuklu, yorgun bir kadındım; onun kızı değil, onun yüküydüm sanki.
Benim adım Zeynep. Otuz iki yaşındayım, iki çocuk annesiyim. Eşimden üç yıl önce ayrıldım. O günden beri, annemle aynı evde yaşıyoruz. Ama annem, sanki bu evde hiç yokmuş gibi davranıyor. Sabahları erkenden hazırlanıp dışarı çıkıyor, akşamları ise geç saatlerde eve dönüyor. Bazen makyajı akmış, saçları dağılmış halde geliyor; bazen de yüzünde genç bir kızın heyecanı var. Onun bu yeni hayatı, benim yalnızlığımı daha da derinleştiriyor.
Bir gün, oğlum Emir ateşler içinde kıvranırken, annemi aradım. “Anne, lütfen eve gel, Emir çok hasta. Ben de perişan oldum,” dedim. Telefonun ucunda bir sessizlik oldu, sonra annem, “Kızım, ben şu an dışarıdayım. Birazdan dönerim, sen idare et,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Annem, torununun hastalığına bile kayıtsız kalmıştı. O gece, Emir’in başında sabaha kadar bekledim. Küçük kızım Defne ise korkudan ağladı, “Anne, babaanne nerede?” diye sordu. Ona ne diyebilirdim ki? “Bilmiyorum kızım, bilmiyorum,” dedim sadece.
Ertesi sabah, annem eve geldiğinde yüzünde bir gülümseme vardı. “Çok güzel bir akşam geçirdim. Nihayet kendime uygun birini buldum galiba,” dedi. Ben ise uykusuzluktan gözlerim kan çanağına dönmüş, mutfakta kahvaltı hazırlıyordum. “Anne, Emir dün gece çok hastaydı. Keşke yanında olsaydın,” dedim. Annem, “Zeynep, sen artık büyüdün. Her şeyi benden bekleme. Ben de insanım, ben de mutlu olmak istiyorum,” dedi. O an, annemin gözlerinde kendimi hiç bu kadar yabancı hissetmemiştim.
Günler böyle geçerken, mahalledeki komşular bile annemin yeni hayatını konuşur oldu. “Gülseren Hanım gençleşti sanki, hep dışarıda,” diyorlardı. Ben ise markete bile çıkamaz hale gelmiştim. Çocuklarımın ihtiyaçları, evin işleri, iş arayışım… Hepsi üst üste gelmişti. Bir gün, Defne’nin anaokulunda veli toplantısı vardı. Anneme rica ettim, “Anne, bir saatliğine çocuklara bakar mısın? Toplantıya gitmem lazım,” dedim. Annem, “Bugün olmaz, randevum var,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Senin için çocuklarım hiçbir şey mi?” diye sordum. Annem, “Zeynep, ben yıllarca sana ve babana hizmet ettim. Şimdi sıra bende. Biraz da ben yaşayacağım,” dedi. O an, içimdeki öfkeyi bastıramadım. “Ama ben de senin kızınım! Ben de yalnızım! Ben de bir anne oldum, ama annesiz kaldım!” diye bağırdım. Annem ise arkasını dönüp odasına gitti.
O gece, çocuklar uyuduktan sonra mutfakta oturup ağladım. Kendimi o kadar yalnız hissettim ki… Annemle aramızdaki mesafe, aynı evde olmamıza rağmen, kilometrelerce uzaktı. Bir yanda annemin yeni hayatı, bir yanda benim bitmek bilmeyen sorumluluklarım… Bazen, “Acaba ben de mi bencil olmalıyım?” diye düşündüm. Ama çocuklarımın gözlerine bakınca, onların bana ne kadar muhtaç olduğunu gördüm. Onlar için güçlü olmak zorundaydım.
Bir akşam, annem eve yeni aldığı bir elbiseyle geldi. “Zeynep, bu akşam önemli bir yemeğe davetliyim. Lütfen çocuklara dikkat et,” dedi. O an, içimde bir isyan yükseldi. “Anne, ben de insanım! Benim de bir hayatım var! Senin torunların var, ama sen yokmuşsun gibi davranıyorsun!” dedim. Annem, “Zeynep, ben senin yaşındayken senin gibi değildim. Hayatımı sana adadım, şimdi sıra bende,” dedi. “Ama ben de senin gibi yalnız kalmak istemiyorum!” dedim, gözyaşlarımı tutamadan. Annem ise kapıyı çekip çıktı.
Bir gün, Emir’in doğum günüydü. Annemden rica ettim, “Anne, bugün bizimle ol. Emir seni çok özledi,” dedim. Annem, “Kızım, bugün olmaz. Söz, başka zaman telafi ederim,” dedi. O an, Emir’in gözlerindeki hayal kırıklığını gördüm. “Anne, babaanne neden gelmedi?” diye sordu. “Yoğunmuş oğlum,” dedim, yalan söylemek zorunda kaldım. O gece, Emir’in doğum günü pastasını üçümüz üfledik. Annem yoktu. O an, içimde bir boşluk hissettim. Annem, hayatımdan yavaş yavaş siliniyordu.
Bir akşam, annem eve geç geldi. Yorgun ve üzgündü. “Ne oldu anne?” diye sordum. “Hiç… İnsan bazen ne kadar uğraşsa da yalnız kalıyor,” dedi. O an, annemin de yalnız olduğunu fark ettim. Ama onun yalnızlığıyla benimki çok farklıydı. O, kendi seçimiyle yalnızdı; ben ise mecburiyetten. Annemle uzun uzun konuştuk o gece. “Anne, ben de yalnızım. Senin desteğine ihtiyacım var. Hem ben hem çocuklar… Lütfen, biraz olsun yanımızda ol,” dedim. Annem, gözleri dolu dolu bana baktı. “Zeynep, ben de yoruldum. Ama galiba seni ihmal ettim. Affet,” dedi. O an, içimde bir umut filizlendi. Belki de annemle yeniden bağ kurabilirdik.
Ama hayat öyle kolay değildi. Annem, ertesi gün yine dışarı çıktı. Ben ise çocuklarla baş başa kaldım. O an, anladım ki bazı şeyler asla değişmiyor. Annem, kendi hayatını yaşamaya kararlıydı. Ben ise çocuklarım için güçlü olmak zorundaydım. Bazen, “Acaba annem haklı mı? Kendi hayatını yaşamak istemesi bencillik mi?” diye düşünüyorum. Ama sonra çocuklarımın bana sarılışını hatırlıyorum. Onlar için vazgeçilmezim. Ama ben… Benim için vazgeçilmez kimse yok mu?
Sizce, bir anne kendi mutluluğu için çocuklarını ve torunlarını arka plana atabilir mi? Yoksa annelik, her yaşta fedakârlık mı gerektirir? Lütfen bana yazın, çünkü bazen bu yalnızlıkta bir ses duymak bile iyi geliyor…