Kızım Elif’le Yaşamak: Bir Anne Yüreğinin Sorgusu

“Anne, ben böyle bir hayatı hak etmiyorum!” diye bağırdı Elif, gözleri dolu dolu bana bakarken. Mutfağın ortasında, akşam yemeği masasının başında, Murat’ın sessizce yere bakışını izlerken, içimdeki fırtınayı bastıramadım. O an, yıllar önce doktorun bana, “Asla çocuk sahibi olamazsınız,” dediği günü hatırladım. O gün, dünyam başıma yıkılmıştı. Ama Elif doğduğunda, sanki Tanrı bana ikinci bir şans vermişti. Şimdi ise, kızımın öfkesini, kırgınlığını ve Murat’ın sabırla örülmüş sessizliğini izlerken, acaba bu mucizeye layık mıydım, diye düşünmeden edemiyorum.

Elif çocukluğundan beri farklıydı. Her şeye karşı bir fikri, her konuda bir yorumu vardı. Okulda öğretmenleri, “Elif çok zeki ama biraz inatçı,” derdi. Oysa ben onun bu inatçılığını hayata tutunma gücü olarak görüyordum. Babasıyla sık sık tartışır, istediğini elde edene kadar pes etmezdi. Bazen, “Anne, neden herkes benim gibi düşünmüyor?” diye sorardı. O zamanlar, bu sorunun cevabını bilmiyordum. Şimdi ise, Elif’in bu sorgulayıcı ve asi yanının, evliliğinde nasıl bir fırtına yarattığını izliyorum.

Murat’ı ilk gördüğümde, Elif’in yanında huzur bulacağını düşünmüştüm. Murat sessiz, anlayışlı ve sabırlı bir adamdı. Elif’in ateşine su gibi geleceğini ummuştum. Ama evliliklerinin ikinci yılında, evimizin duvarları her akşam tartışmalarla yankılanmaya başladı. Elif, “Murat beni anlamıyor, hep susuyor!” diye şikayet ederken, Murat ise bana, “Elif çok zor bir insan, bazen ne yapacağımı bilmiyorum,” diyordu. İki ateş arasında kalmıştım. Bir yanda mucizem, canım kızım; diğer yanda, onun mutluluğu için dua ettiğim damadım.

Bir akşam, Elif kapıyı çarparak eve geldi. Gözleri kıpkırmızı, elleri titriyordu. “Anne, Murat’la artık konuşamıyoruz. Her şeyde bana karşı çıkıyor, beni anlamıyor!” dedi. Onu sakinleştirmeye çalıştım, “Kızım, evlilik sabır ister. Bazen susmak, bazen de anlamaya çalışmak gerekir,” dedim. Ama Elif’in gözlerinde öyle bir öfke vardı ki, sözlerim havada asılı kaldı. “Sen de mi beni anlamıyorsun anne?” diye bağırdı. O an, anneliğimin en zor sınavını verdiğimi hissettim.

Ertesi gün Murat aradı. Sesi yorgun ve kırgındı. “Teyze, Elif çok zorlanıyor. Ben de elimden geleni yapıyorum ama bazen yetemiyorum. Onu çok seviyorum ama bazen kendimi kaybolmuş hissediyorum,” dedi. Murat’ın bu sözleri içimi parçaladı. Kızımın mutluluğu için dua ederken, acaba onu fazla mı korudum, fazla mı özgür bıraktım, diye düşündüm. Elif’in güçlü karakteri, hayatla başa çıkmasını sağladı ama aynı zamanda insanlarla arasına görünmez duvarlar ördü.

Bir gün, Elif’le baş başa otururken ona sordum: “Kızım, gerçekten mutlu musun?” Gözleri doldu, “Bilmiyorum anne. Bazen Murat’ı çok seviyorum, bazen de ona tahammül edemiyorum. Sanki içimde bir fırtına var ve kimse bunu anlamıyor,” dedi. O an, Elif’in iç dünyasında ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Onun bu yalnızlığı, benim yıllar önce yaşadığım umutsuzluğa benziyordu. Ona sarıldım, “Senin yanında olacağım, ama bazen insanın kendisiyle de barışması gerekir,” dedim.

Elif’in çocukluğunda yaşadığımız bir anı aklıma geldi. Parkta oynarken, bir çocuk Elif’in oyuncağını elinden almıştı. Elif ağlamamış, çocuğun karşısına dikilip, “Bu benim, geri ver!” demişti. O zaman gurur duymuştum. Şimdi ise, Elif’in bu dik başlılığı, evliliğinde çatışmalara yol açıyordu. Murat ise, Elif’in öfkesine karşı hep geri çekiliyor, sessiz kalıyordu. Bir gün Murat’a, “Kızım zor bir insandır, ama sevgiyle yaklaşınca yumuşar,” dedim. Murat başını salladı, “Biliyorum teyze, ama bazen ben de yoruluyorum,” dedi.

Aile içinde bu çatışmalar büyüdükçe, ben de kendimi suçlamaya başladım. Acaba Elif’i fazla mı özgür yetiştirdim? Onun her dediğine boyun eğerek, ona zarar mı verdim? Yoksa, Elif’in güçlü karakteri, bu toplumda ayakta kalması için gerekli miydi? Kendi annemle yaşadığım çatışmaları hatırladım. Annem de bana hep, “Kızım, başını eğme, kimseye boyun eğme,” derdi. Belki de Elif’in bu yanını benden almıştı.

Bir akşam, ailece sofrada otururken, Elif ve Murat yine tartışmaya başladılar. Elif, “Seninle konuşmak imkansız!” diye bağırdı. Murat ise sessizce tabağını itip kalktı. O an, masada bir sessizlik oldu. Elif’in gözlerinde öfke, Murat’ın yüzünde ise kırgınlık vardı. Ben ise, içimdeki çaresizlikle baş başa kaldım. Kızımın mutluluğu için dua ederken, acaba ona zarar mı verdim, diye düşündüm.

O gece, Elif odasına kapanırken, ben de kendi odama çekildim. Yastığa başımı koyduğumda, gözyaşlarımı tutamadım. Kızımın bu kadar yalnız, bu kadar öfkeli olmasına dayanamıyordum. Ona yardım etmek istiyordum ama nasıl yapacağımı bilmiyordum. Sabah olduğunda, Elif’in odasına gittim. Yatakta oturmuş, pencereden dışarı bakıyordu. Yanına oturdum, elini tuttum. “Kızım, hayat bazen zor. Ama unutma, seni her halinle seviyorum,” dedim. Elif başını omzuma yasladı, sessizce ağladı.

O günden sonra, Elif ve Murat bir süre ayrı kaldılar. Elif, kendiyle yüzleşti, psikolojik destek aldı. Murat da kendi ailesine döndü, biraz nefes aldı. Haftalar sonra, Elif bana, “Anne, belki de ben de hata yaptım. Murat’ı anlamaya çalışacağım,” dedi. O an, kızımın büyüdüğünü hissettim. Ama yine de, içimde bir korku vardı. Acaba Elif’in bu zor karakteriyle, bir insan gerçekten yaşayabilir mi? Yoksa, Elif’in yalnızlığı, benim ona verdiğim özgürlüğün bir bedeli miydi?

Şimdi, Elif ve Murat yeniden bir araya gelmeye çalışıyorlar. Her şey yoluna girecek mi bilmiyorum. Ama bir anne olarak, kızımın mutluluğu için dua etmeye devam ediyorum. Belki de en büyük mucize, insanın kendini olduğu gibi kabul etmesi. Ama yine de soruyorum: Bir insan, gerçekten Elif gibi birini sevebilir ve onunla yaşayabilir mi? Yoksa, bazı insanlar yalnız kalmaya mı mahkûm?