Duvarın Ardındaki Gürültü: Bir Gece Yarısı Hikayesi
— Yeter artık! Vallahi sabrım kalmadı, bu gece de uyuyamayacağız! — diye bağırdı annem, elleriyle başını tutarak. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Yatak odamın duvarı, yan daireden gelen müzikle titriyordu. Sanki duvar değil, incecik bir perde vardı aramızda. Annemin sesiyle irkildim, gözlerimi tavana diktim. O an, içimde biriken öfkeyi bastırmaya çalışırken, annemin çaresizliğini de hissettim.
— Anne, biraz daha sabret, belki birazdan kapatırlar, — dedim kısık sesle. Ama annem, gözleri dolu dolu bana döndü:
— Sabret, sabret… Kaç yıldır sabrediyoruz, Zeynep! Baban gittiğinden beri bu evde huzur kalmadı. Bir de bu gürültü… İnsan bir gece olsun huzur bulamaz mı?
Babama dair bir şey duyduğumda içimde bir sızı belirirdi. Babamı kaybettiğimizden beri, annemle bu küçük apartman dairesinde, hayatın yükünü omuzlarımızda taşımaya çalışıyorduk. Babamın yokluğu, evin her köşesinde yankılanıyordu. Şimdi ise, duvarın öte yanında, kim olduğunu bile bilmediğimiz bir komşunun hayatı, bizim hayatımıza zorla karışıyordu.
Birden, duvardan gelen müzik daha da yükseldi. Annem öfkeyle yerinden kalktı, duvara yumruğunu vurdu:
— Yeter artık! İnsan biraz insaflı olur! Gece yarısı bu kadar gürültü yapılır mı?
Bir an sessizlik oldu. Sonra, sanki annemin öfkesine inat, müzik daha da yükseldi. Annem gözyaşlarını tutamayıp koltuğa çöktü. Yanına oturdum, omzuna dokundum. O an, annemin ne kadar yalnız olduğunu, ne kadar yorulduğunu anladım. Babamdan sonra, hayat ona hiç adil davranmamıştı. Ben de ona destek olmaya çalışıyordum ama bazen kendi gücüm de tükeniyordu.
— Anne, istersen polise haber verelim, — dedim çekinerek. Annem başını iki yana salladı:
— Ne olacak ki? Geçen ay da çağırdık, geldiler, sustu. Sonra yine başladı. Kimse kimseye saygı duymuyor artık. Eskiden komşuluk vardı, şimdi herkes kendi derdinde.
Annemin bu sözleri, içimde bir boşluk yarattı. Gerçekten de, çocukluğumda apartmanda herkes birbirini tanır, bayramlarda kapılar çalınır, bir tabak aşureyle komşuluk pekiştirilirdi. Şimdi ise, yan dairede kimin yaşadığını bile bilmiyorduk. Sadece gürültüsünden, öfkesinden, varlığından haberdardık.
Birden, kapı zili çaldı. Annemle birbirimize baktık. Gece bu saatte kim gelirdi ki? Annem ürkek adımlarla kapıya yaklaştı, ben de arkasından gittim. Kapıyı araladığında, karşı komşumuz Ayşe Hanım’ı gördük. Saçları dağılmış, gözleri uykusuzluktan kızarmıştı.
— Zeynep, kızım… Siz de mi uyuyamıyorsunuz? Benim torun da ağlamaktan helak oldu. Şu yan dairedekiler hiç insaf bilmiyor mu? — dedi fısıltıyla.
Annem başını salladı:
— Ayşe Hanım, vallahi ne yapsak olmuyor. Polise de söyledik, yöneticiye de. Kimse bir şey yapamıyor. Sanki bu apartman onların babasının malı.
Ayşe Hanım içini çekti:
— Eskiden böyle miydi? Herkes birbirine saygı gösterirdi. Şimdi gençler, hele o oğlan… Annesi babası köyde, kendisi burada, sabaha kadar eğlence. Bizim de bir hayatımız var, değil mi?
Ayşe Hanım’ın torununun ağlama sesi koridordan geliyordu. O an, sadece bizim değil, tüm apartmanın huzurunun kaçtığını fark ettim. Annem, Ayşe Hanım’ı içeri davet etti. Üçümüz mutfakta oturduk, çay demledik. Gürültü hâlâ devam ediyordu. Annem, Ayşe Hanım’a döndü:
— Bazen düşünüyorum da, insanın kendi evinde bile huzur bulamaması ne acı. Hayat zaten zor, bir de böyle şeylerle uğraşıyoruz.
Ayşe Hanım başını salladı:
— Benim oğlum da köyde, gelinimle arası bozuk. Torunum bana kaldı. Gece uykusuz, gündüz yorgun. Şu gürültüyle nasıl baş edeceğiz, bilmiyorum.
O an, içimde bir öfke kabardı. Kalkıp kapıyı çalmaya karar verdim. Annem kolumdan tuttu:
— Kızım, gitme. Kim bilir nasıl bir insandır. Kötü bir şey olmasın.
Ama dayanamadım. Kapıyı sertçe çaldım. Bir süre sonra, kapı aralandı. Karşımda, yirmili yaşlarında, dağınık saçlı bir genç duruyordu. Gözleri kan çanağı gibiydi. İçeriden hâlâ müzik sesi geliyordu.
— Kardeşim, gece yarısı bu kadar gürültü yapılır mı? Bütün apartman uyuyamıyor, biraz insaf! — dedim, sesim titreyerek.
Genç, bana boş gözlerle baktı. Bir an sustu, sonra omuz silkti:
— Ablacım, ben de burada yaşıyorum. Biraz eğleniyoruz, ne var bunda? Herkes kendi hayatına baksın.
İçimdeki öfke daha da arttı:
— Herkes kendi hayatına bakarsa, bu apartmanda nasıl yaşayacağız? Biz de insanız, bizim de uykumuz, hastamız, çocuğumuz var. Biraz saygı!
Genç, kapıyı yüzüme kapattı. O an, çaresizliğin ne demek olduğunu bir kez daha anladım. Annem ve Ayşe Hanım kapının önünde bekliyordu. Gözlerim doldu, içeri girdim. Annem sarıldı bana:
— Kızım, üzülme. Belki bir gün anlayacaklar. Biz yine de insanlığımızı kaybetmeyelim.
O gece, sabaha kadar uyuyamadık. Müzik, duvarın ötesinden hayatımıza sızmaya devam etti. Annem, Ayşe Hanım ve ben, mutfakta oturup eski günleri andık. Komşuluğun, saygının, huzurun ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladık. Sabah ezanı okunurken, müzik nihayet sustu. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Annem başımı okşadı:
— Zeynep, hayat bazen çok zor. Ama biz yine de birbirimize sahip çıkalım. Başka çaremiz yok.
Şimdi düşünüyorum da, bir duvarın ardında bile huzur bulamıyorsak, bu şehirde, bu hayatta nasıl ayakta kalacağız? Sizce, insan kendi evinde huzur bulamazsa, nereye sığınmalı? Yorumlarınızı bekliyorum…