Torunlarımı Göremiyorum: Bir Büyükanne Olarak Yalnızlığım ve Sessiz Çığlığım
“Anne, lütfen artık bu konuyu açma!” Oğlum Murat’ın sesi, mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağını tezgâha bırakırken ellerim titredi. Gözlerim, karşımdaki gelinim Elif’in yüzünde, bir anlık bir yumuşama aradı ama bulamadı. O an, torunlarımı göremeyeceğimi bir kez daha anladım.
Oğlumun evine her gidişimde, kapının önünde bir yabancı gibi beklemek, içeri adım atınca Elif’in soğuk bakışlarıyla karşılaşmak, bana her defasında bir hançer gibi saplanıyor. Torunlarım Defne ve Ege, bana koşmak istediklerinde Elif’in onları kolundan tutup, “Büyükanne şimdi yorgun, rahatsız etmeyin,” demesiyle içimdeki umut kırıntıları birer birer sönüyor. Oysa ben, onların saçlarını okşamak, masallar anlatmak, birlikte kek yapmak istiyorum. Ama Elif, bana hep mesafeli, hep temkinli.
Her şey, iki yıl önce başladı. O zamanlar Murat işsizdi, Elif de doğum iznindeydi. Bir gün, evlerine uğradığımda, dolapta yiyecek bir şey olmadığını fark ettim. Oğlumun gururunu incitmemek için, sessizce mutfağa girip, birkaç poğaça ve börek yapıp bırakmıştım. Elif, akşam eve geldiğinde, “Benim iznim olmadan mutfağa girme hakkınız yok,” diye çıkıştı. O an, içimde bir şeyler koptu. Ben sadece yardımcı olmak istemiştim. Ama Elif, bunu bir müdahale, bir aşağılama olarak gördü. O günden sonra aramızda görünmez bir duvar örüldü.
Murat, arada sırada arayıp halimi hatırımı soruyor. Ama ne zaman torunlarımla vakit geçirmek istesem, “Anne, Elif’in gönlü yok, biraz zaman ver,” diyor. O zaman dediği, iki yıldır sürüyor. Bayramlarda, ailece toplandığımızda, Defne ve Ege bana sarılmak için can atıyorlar. Ama Elif’in bakışları, onları hemen geri çekiyor. Ben de, içimdeki özlemi, bir bayram şekeri gibi ağzımda eritip yutuyorum.
Geçen hafta, komşum Ayşe Hanım’ın torunlarıyla parkta oynadığını gördüm. İçim burkuldu. “Ayşe Hanım, ne güzel torunlarınla vakit geçiriyorsun,” dedim. O da, “Senin torunların da büyüdü, neden sen bakmıyorsun?” diye sordu. Cevap veremedim. Boğazım düğümlendi. Eve döndüğümde, eski fotoğraflara baktım. Defne’nin doğumunda, hastanede çekilmiş bir fotoğrafımız var. O zamanlar Elif bana gülümsüyordu. Ne oldu da bu hale geldik?
Bir akşam, Murat aradı. “Anne, Defne’nin okul gösterisi var, gelir misin?” dedi. Sevinçten havalara uçtum. Gösteri günü, en güzel elbisemi giyip okula gittim. Defne sahnede bana el salladı. O an, gözlerim doldu. Gösteri bitince, Elif yanıma geldi. “Lütfen Defne’yi fazla öpüp koklama, hasta olmasın,” dedi. O an, içimdeki tüm sevinç söndü. Sanki ben mikrop taşıyan bir yabancıydım. Oysa ben, Defne’nin annesinin annesiyim. Onun iyiliğinden başka bir şey istemem ki!
Bir gün, Murat’ı aradım. “Oğlum, ben de torunlarımı özlüyorum. Onlara bakmak, senin yükünü hafifletmek istiyorum. Neden bana güvenmiyorsunuz?” dedim. Murat sustu. Sonra, “Anne, Elif seni yanlış anladı. O günkü olaydan sonra, kendini yetersiz hissetti. Senin yardımını, ona güvenmediğin gibi algıladı,” dedi. O an, Elif’in gözünden bakmaya çalıştım. Belki de, yeni anne olmuştu, hassastı. Ama ben de bir anneyim. Benim de duygularım var.
Geçen ay, Defne hastalandı. Elif, annesini çağırdı. Ben, evde oturup haber bekledim. Bir ara Murat’a, “Bir ihtiyacınız var mı?” diye mesaj attım. Cevap gelmedi. O gece, sabaha kadar uyuyamadım. Sabah, Elif’in annesiyle markette karşılaştık. “Defne çok hastaydı, Elif perişan oldu,” dedi. Ben de perişan oldum ama kimse görmedi.
Bir gün, cesaretimi toplayıp Elif’i aradım. “Elif, konuşabilir miyiz?” dedim. Sesi soğuktu. “Buyurun,” dedi. “Ben seni kırmak istemedim. O gün mutfağa girmem, sadece yardım etmek içindi. Senin annen de torunlarına bakıyor, ben neden bakamıyorum?” dedim. Sessizlik oldu. Sonra, “Benim annem bana karışmaz, sadece destek olur. Siz ise her şeye müdahale ediyorsunuz,” dedi. O an, içimdeki tüm kelimeler düğümlendi. Ben müdahale ettiğimi düşünmemiştim. Sadece, oğlumun ve gelinimin zor zamanında yanlarında olmak istemiştim. Ama demek ki, bazen iyi niyet bile yanlış anlaşılabiliyormuş.
O günden sonra, kendimi geri çektim. Aramıyorum, sormuyorum. Ama içimde bir boşluk var. Akşamları, evde yalnız otururken, Defne’nin bana “Büyükanne, bana masal anlatır mısın?” dediği günleri hatırlıyorum. Ege’nin elimi tutup, “Seninle parka gidelim mi?” dediği anları özlüyorum. Şimdi, onların hayatında sadece bir misafirim. Bayramdan bayrama, doğum günlerinde, birkaç saatliğine görüyorum. Sonra yine yalnızlığıma dönüyorum.
Bazen düşünüyorum, acaba ben mi fazla hassasım? Belki de yeni nesil anneler böyle. Her şeye kendileri karar vermek istiyorlar. Ama ben de bir anneyim, bir büyükanneyim. Benim de sevgim, şefkatim var. Torunlarımı sevmek, onlara bakmak, benim de hakkım değil mi?
Geçen hafta, Defne’nin doğum günüydü. Elif, küçük bir kutlama yaptı. Beni de davet etti ama sadece bir saatliğine. Gittim, Defne’ye oyuncak bir bebek aldım. Ona sarıldım, “Seni çok özledim,” dedim. Defne de bana sarıldı. Elif, uzaktan izledi. O an, göz göze geldik. Gözlerinde bir yumuşama gördüm mü, yoksa ben mi öyle hissettim, bilmiyorum. Ama içimde bir umut filizlendi. Belki bir gün, Elif de benim sevgimi, iyi niyetimi anlar. Belki bir gün, torunlarımı doyasıya sevebilirim.
Şimdi, her akşam dua ediyorum. Allah’ım, oğlumun ve gelinimin kalbine sevgi, anlayış ver. Torunlarımı bana bağışla. Onları uzaktan sevmek çok zor. Bir büyükanne olarak, bu yalnızlık bana ağır geliyor. Sizce, ben mi yanlış yaptım? Yoksa, her şey bir yanlış anlaşılmadan mı ibaret? Siz olsanız ne yapardınız?