Bakkalın Hesabı: Bir Büyükanne İntikamı

“Hanımefendi, bozuk paranız yoksa sırayı bekletmeyin lütfen!”

Bu cümle, sabahın köründe, mahalle bakkalında, herkesin önünde bana söylendi. O an içimden geçenleri tarif etmek zor. Utanç, öfke, kırgınlık… Sanki herkes bana bakıyordu, sanki yaşlılığım yüzünden beceriksizmişim gibi hissettim. Bakkalın yeni çırağı, Serkan, bana böyle çıkışınca, elimdeki bozuk paraları yere düşürdüm. Arkadaki genç kadın hafifçe güldü, yaşlı komşum Nuriye Hanım ise gözlerini kaçırdı. O an, içimden bir ses, “Bunu ona bırakma, Hatice!” dedi. Evet, ben Hatice. Yetmiş üç yaşındayım, üç çocuk büyüttüm, iki torun sahibiyim. Hayat bana çok şey öğretti ama kimseye ezilmeyi asla kabul etmedim.

O gün eve dönerken ellerim titriyordu. Kızım Zeynep’e anlatmak istedim ama onun da başı çocuklarla dertteydi. Oğlum Murat ise işten geç geliyordu, zaten annesinin dertlerini dinleyecek hali yoktu. Yalnızlığımın içinde, bakkal çırağı Serkan’ın bana yaşattığı utancı tekrar tekrar düşündüm. “Bir daha o bakkala gitmem!” dedim kendi kendime. Ama mahallede başka bakkal yoktu, market ise çok uzaktı. Yine de, içimde bir intikam ateşi yanmaya başladı. “Bana bunu yapan, başkasına da yapar. Ona bir ders vermeliyim.”

Ertesi gün, sabah erkenden kalktım. Saçlarımı taradım, en güzel başörtümü taktım. Kendime çay koyup, eski defterlerimi karıştırdım. Gençliğimde ne kadar cesur olduğumu hatırladım. O günlerde, mahallede birine haksızlık yapıldığında, ilk ben sesimi yükseltirdim. Şimdi ise yaşlılığım yüzünden kimse beni ciddiye almıyor gibiydi. Ama bu sefer farklı olacaktı.

Planımı yaptım. Serkan’ın işten çıkış saatini öğrendim. Akşamüstü, bakkalın önünde beklemeye başladım. Elimde eski bir alışveriş listesi, gözüm Serkan’da. O sırada, mahalledeki çocuklardan biri, elinde top, bakkalın önünden geçti. Serkan ona bağırdı: “Topunu buradan uzak tut, camı kıracaksın!” Çocuğun gözleri doldu, topunu alıp gitti. İçimdeki öfke daha da büyüdü. “Bu çocuk da benim gibi ezildi,” dedim.

Serkan bakkaldan çıkınca, yanına yaklaştım. “Evladım, bir dakika bakar mısın?” dedim. Yüzüme bakmadan, “Buyurun teyze,” dedi. “Dün bana yaptığın çok ayıptı. Yaşlıyım diye beni herkesin içinde küçük düşürdün. Senin de bir annen, bir ninen vardır. Onlara böyle davranılmasını ister misin?” dedim. Serkan bir an duraksadı, ama sonra omuz silkti. “Teyze, işimiz yoğun, herkes sırada bekliyor. Benim suçum yok,” dedi. O an, içimdeki intikam duygusu daha da güçlendi. “Demek ki anlamıyor, ona daha büyük bir ders vermeliyim,” diye düşündüm.

Ertesi gün, mahalledeki diğer yaşlı kadınlarla buluştum. Nuriye Hanım, Şerife Abla, Fatma Teyze… Hepsi benim gibi, Serkan’ın kaba tavırlarından şikayetçiydi. “Birlik olursak, bakkal sahibine şikayet ederiz. Belki işten çıkarırlar,” dedi Fatma Teyze. O an içimde bir huzursuzluk oldu. Bir insanın ekmeğiyle oynamak… Ama sonra, “Bize böyle davranan biri, bu mahallede çalışmamalı,” diye düşündüm.

Bir hafta boyunca, bakkala gitmedik. Mahalledeki herkes, Serkan’ın kaba olduğunu konuşmaya başladı. Bakkal sahibi, Mehmet Bey, bir sabah kapımı çaldı. “Hatice Hanım, neden bakkala gelmiyorsunuz? Bir sorun mu var?” dedi. Ona her şeyi anlattım. Mehmet Bey başını salladı, “Serkan genç, biraz fevri. Ama sizin gönlünüzü almasını isterim,” dedi. O an, içimde bir zafer hissi vardı. “İşte, intikam böyle alınır,” dedim.

Fakat işler beklediğim gibi gitmedi. Serkan’ın annesi, bir gün kapımı çaldı. Gözleri dolu doluydu. “Hatice Teyze, oğlumun işten çıkarılmasını istemezsiniz, değil mi? Babası yok, ben hastayım. Serkan çalışmazsa evimize ekmek girmiyor,” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Bir annenin gözyaşı… Oğlum Murat’ın işsiz kaldığı günleri hatırladım. O zamanlar, herkes bize sırtını dönmüştü. Ben de şimdi aynı şeyi mi yapıyordum?

O gece uyuyamadım. Kendi intikamımın, başka bir annenin gözyaşına sebep olmasını istemiyordum. Sabah olunca, bakkala gittim. Serkan oradaydı. Gözleri yere bakıyordu. Yanına gittim. “Evladım, dün annen geldi. Onun gözyaşını gördüm. Sana kızgındım ama şimdi anlıyorum ki, bazen gençler hata yapar. Ben de gençken çok hata yaptım. Ama önemli olan, hatadan ders almak. Bana bir özür borçlusun, ama ben de sana bir şans borçluyum,” dedim.

Serkan gözlerimin içine baktı. “Haklısınız, Hatice Teyze. Annem bana her şeyi anlattı. Sizi kırdığım için çok üzgünüm. Özür dilerim,” dedi. O an, içimdeki öfke yerini huzura bıraktı. Bakkal sahibi Mehmet Bey de yanımıza geldi. “Hatice Hanım, siz bu mahallenin ablasısınız. Sizi üzmek istemeyiz. Serkan bundan sonra daha dikkatli olacak,” dedi.

O günden sonra, Serkan bana ve diğer yaşlılara karşı çok daha saygılı oldu. Mahalledeki herkes, bakkala tekrar gitmeye başladı. Ben ise, intikamın bazen insanı tatmin etmediğini, asıl huzurun affetmekte ve anlamakta olduğunu anladım.

Şimdi, bakkalın önünden her geçtiğimde, Serkan bana gülümseyerek “Günaydın, Hatice Teyze!” diyor. Ben de ona gülümsüyorum. İçimden, “Acaba intikam almak yerine, baştan konuşmayı deneseydim, her şey daha kolay olur muydu?” diye soruyorum. Siz olsanız, benim yerimde ne yapardınız? İntikam mı, affetmek mi? Hangisi insanı daha güçlü yapar?