Kızım Beni Bir Odaya Sıkıştırmak İstedi: Kendi Evimde Yabancı Gibi Hissettim
“Anne, bak, senin için en iyisi bu. Hem yalnız kalmazsın, hem de biz de biraz rahatlarız,” dedi Elif, gözlerimin içine bakmadan. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Elimde tuttuğum çay bardağı titredi, dudaklarımda buruk bir tebessümle cevap vermeye çalıştım: “Elif, ben burada, bu evde, babanla kurduğumuz yuvada huzurluyum. Neden başka bir yere gitmemi istiyorsun?”
Elif’in sesi sabırsız ve kararlıydı: “Anne, üç odalı evde tek başına oturuyorsun. Bizim de çocuklarla yerimiz dar. Senin için küçük bir stüdyo daire bulduk. Hem kira gelirini de paylaşırız, sana da iyi olur.”
İşte o an, kırk yıl önce eşim Hasan’la birlikte ellerimizle diktigimiz o yaşlı ıhlamur ağacına baktım pencereden. O ağacın gölgesinde büyüttüğüm çocuklarım, şimdi beni kendi evimde fazlalık görüyordu. İçimde bir sızı, boğazımda bir düğüm…
Eşim Hasan’ı kaybettikten sonra, bu evde anılarla avundum. Her köşesinde bir hatıra, her duvarda bir izimiz vardı. Elif’in bana sunduğu çözüm, bana göre bir çözüm değildi. O, kendi hayatının kolaylaşmasını istiyordu. Bunu anlamak zorundaydım belki, ama insanın kendi evinde yabancı gibi hissetmesi ne demek, bunu anlatmak kolay değil.
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken, Elif’in sözleri kulaklarımda yankılandı. “Senin için en iyisi…” Gerçekten benim için mi, yoksa onun için mi? Sabah olunca, komşum Ayşe Hanım’a uğradım. Çay koydu, bana sarıldı. “Kızım, evlatlar bazen anlamıyor. Bizim yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi bilmiyorlar. Ama senin yerin burası,” dedi. Gözlerim doldu. Ayşe Hanım’ın sözleriyle biraz olsun teselli buldum.
Elif, birkaç gün sonra tekrar geldi. Yanında büyük oğlum Cem de vardı. Cem, “Anneanne, bak, Elif abla haklı. Biz de sıkışıyoruz. Senin için de daha iyi olur. Hem yeni komşuların olur, yeni bir çevre…” dedi. O an, içimde bir öfke kabardı. “Siz hiç düşünmüyor musunuz, ben bu evde neden kalmak istiyorum? Burası benim yuvam! Babanızla birlikte kurduğum hayatım! Sadece dört duvar değil, anılarım, geçmişim burada!” diye bağırdım. Elif’in gözleri doldu, Cem başını öne eğdi.
O günden sonra evde bir sessizlik oldu. Elif aramadı, Cem uğramadı. Sadece küçük torunum Zeynep, gizlice gelip bana sarıldı. “Anneanne, ben seni çok seviyorum. Seninle burada kalmak istiyorum,” dedi. O an, içimde bir umut yeşerdi. Belki de çocuklarım, torunlarım bir gün beni anlar diye düşündüm.
Ama işler öyle olmadı. Bir hafta sonra Elif, yanında bir emlakçıyla geldi. “Anne, bak, bu beyefendi evi görmek istiyor. Kiraya vereceğiz, sana da iyi bir gelir olur,” dedi. O an, içimdeki bütün sabır tükendi. “Ben ölmeden bu ev kiraya verilmeyecek! Ben burada kalacağım!” diye bağırdım. Emlakçı mahcup bir şekilde kapıdan çıktı. Elif ise bana öfkeyle baktı: “Anne, bencillik yapıyorsun. Biz de senin çocukların değil miyiz? Bizim de rahat etmemiz gerekmez mi?”
O gece, eski fotoğraflara baktım. Hasan’la gülerek çekildiğimiz o siyah-beyaz fotoğraf, çocukların doğum günleri, bayram sofraları… Hepsi bu evdeydi. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. “Hasan, sen olsaydın ne yapardın?” diye fısıldadım. Cevap yoktu, sadece derin bir sessizlik.
Ertesi gün, Elif tekrar geldi. Bu kez daha yumuşaktı. “Anne, bak, seni üzmek istemiyorum. Ama bizim de hayatımız zor. İki çocukla, daracık bir evde… Senin evin büyük, boş. Biraz anlayış bekliyorum,” dedi. Onun gözlerinde yorgunluk, umutsuzluk gördüm. Belki de haklıydı. Ama ben de haklıydım. “Elif, ben bu evde yaşlanmak istiyorum. Burada ölmek istiyorum. Beni anlamanı istiyorum. Senin için değil, kendim için burada kalmak istiyorum,” dedim. Elif sessizce başını salladı, gözlerinden yaşlar süzüldü. “Anne, ben de seni anlamaya çalışacağım,” dedi ve gitti.
O günden sonra aramızda bir mesafe oluştu. Elif daha az aradı, Cem daha az uğradı. Sadece Zeynep, her hafta sonu gelip bana sarıldı. Ben ise her sabah o yaşlı ıhlamur ağacına bakıp, “Acaba yanlış mı yapıyorum?” diye düşündüm. Kendi evimde, kendi çocuklarımın arasında yabancı gibi hissetmek… İnsan en çok sevdiklerinden mi incinir?
Şimdi, bu satırları yazarken, hala aynı evdeyim. Evin duvarlarında Hasan’ın sesi, çocuklarımın kahkahası yankılanıyor. Ama içimde bir boşluk var. Kendi evimde, kendi çocuklarımın arasında yabancı gibi hissetmek… Sizce ben bencil miyim? Yoksa sadece anılarıma tutunmak mı istiyorum? Siz olsanız ne yapardınız?