Ben İyi Bir Ev Hanımı Değilim – Bir Kadının Kendi Değerini Arayışı
“Zeynep, annem haklı olabilir… Belki de biraz daha özenli olmalısın evde.”
Bu cümle, sabah kahvaltısında, çayımı yudumlarken, eşim Murat’ın dudaklarından döküldü. O an, boğazıma bir düğüm oturdu. Masadaki simit, peynir, zeytin bir anda anlamını yitirdi. Sanki evin duvarları üstüme yıkıldı. Oysa ben, her sabah olduğu gibi erkenden kalkıp kahvaltıyı hazırlamıştım. Çocukları okula göndermiş, evi toplamış, Murat’ın gömleğini ütülemiştim. Ama annesiyle yaptığı bir telefon konuşması, tüm emeğimi, sevgimi, varlığımı bir anda silip süpürmüştü.
“Ne demek istiyorsun Murat? Yani annene göre ben iyi bir eş değil miyim?” dedim, sesim titreyerek. Murat gözlerini kaçırdı, “Yok, öyle demek istemedim ama… Annem bazen evin biraz dağınık olduğunu söylüyor. Geçen hafta geldiğinde mutfakta bulaşık vardı mesela. O yüzden…”
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren çabam, annemin bana çocukken öğrettiği sabır, sessizlik, fedakarlık… Hepsi bir anda anlamsızlaştı. Ben ne yaparsam yapayım, asla yeterli olamayacaktım. Çünkü annesinin gözünde, ben hiçbir zaman onun istediği gelin olamayacaktım.
O gün, evde yalnız kaldığımda, mutfağa geçtim. Bulaşık makinesini açıp kapattım, tezgahı sildim, ama gözyaşlarımı tutamadım. Annem aklıma geldi. “Kızım, evlilikte sabır önemlidir. Eşinin ailesine saygı göster, laf gelmesin,” derdi hep. Ama kimse bana, kendi değerimi nasıl koruyacağımı öğretmemişti. Kimse bana, bir kadının sadece ev işlerinden ibaret olmadığını, duygularının, hayallerinin de önemli olduğunu anlatmamıştı.
O akşam Murat eve geldiğinde, ona hiçbir şey belli etmemeye çalıştım. Yemeği hazırladım, çocuklarla ilgilendim. Ama içimdeki kırgınlık, sessiz bir çığlık gibi büyüyordu. Gece, çocuklar uyuduktan sonra, Murat’a dönüp sordum:
“Murat, ben senin için yeterli miyim?”
Bir an durdu, yüzüme baktı. “Tabii ki Zeynep, neden böyle bir şey soruyorsun?”
“Çünkü bazen, senin ve annenin gözünde sadece bir ev hanımıymışım gibi hissediyorum. Sanki başka hiçbir değerim yokmuş gibi…”
Murat sustu. O an, aramızda görünmez bir duvar örüldü. O duvar, yıllardır biriktirdiğim kırgınlıkların, beklentilerin, hayal kırıklıklarının duvarıydı.
Ertesi gün, kayınvalidem aradı. “Zeynep, geçen gün geldim, mutfakta bulaşıklar vardı. Murat’a da söyledim, biraz daha dikkatli olsan iyi olur. Bizim ailede temizlik çok önemlidir.”
Sustum. İçimden geçenleri söyleyemedim. “Peki anne,” dedim sadece. Telefonu kapattıktan sonra, aynada kendime baktım. Gözlerim şişmişti, yüzüm solgundu. “Ben kimim?” diye sordum kendime. Sadece bir eş, bir anne, bir gelin miydim? Yoksa Zeynep olarak da bir değerim var mıydı?
O gün, çocuklar okuldan gelince, onlarla parka gittim. Biraz nefes almak istedim. Bankta otururken, yanımda oturan komşum Ayşe bana döndü:
“Zeynep, iyi misin? Çok dalgın görünüyorsun.”
Birden içimdeki her şeyi anlatmak istedim. “Ayşe, bazen kendimi çok değersiz hissediyorum. Ne yapsam, ne kadar uğraşsam da kimseye yaranamıyorum. Özellikle kayınvalideme…”
Ayşe başını salladı. “Ah canım, ben de aynı şeyleri yaşadım. Biz kadınlar hep aynıyız. Herkesin bir beklentisi var. Ama kendini kaybetme. Sen önce kendin için yaşa.”
O akşam eve dönerken, Ayşe’nin sözleri kulağımda çınladı. “Kendin için yaşa…” Ama nasıl? Yıllardır başkaları için yaşarken, kendimi unutmuştum. Hayallerimi, isteklerimi, hatta sevincimi bile…
Bir gece, Murat işten geç geldi. Yorgundu, sinirliydi. “Yemek neden hazır değil?” diye bağırdı. O an, içimde bir şeyler koptu. “Murat, ben robot muyum? Benim de duygularım, yorgunluğum var. Sen hiç bana ‘Nasılsın?’ diye sordun mu?”
Murat şaşırdı. “Ne demek istiyorsun?”
“Ben sadece ev işlerinden ibaret değilim. Benim de bir hayatım, hayallerim var. Ama sen ve annen, beni sadece evin düzeniyle ölçüyorsunuz. Hiç düşündünüz mü, ben ne hissediyorum?”
O gece, ilk defa kendimi savundum. İlk defa, içimdeki sesi dinledim. Murat bir süre sessiz kaldı, sonra odadan çıktı. O an, yalnızlığımı iliklerime kadar hissettim. Ama aynı zamanda, içimde bir güç de hissettim. Artık susmayacaktım.
Ertesi gün, annemi aradım. Ona her şeyi anlattım. Annem uzun süre sustu, sonra “Kızım, ben de gençken aynı şeyleri yaşadım. Ama keşke daha önce kendim için bir şeyler yapsaydım. Sen kendini kaybetme,” dedi.
O günden sonra, küçük adımlarla kendim olmaya başladım. Sabahları kendime vakit ayırdım, kitap okudum, yürüyüşe çıktım. Çocuklarla daha çok vakit geçirdim. Evin mükemmel olması için kendimi harap etmeyi bıraktım. Kayınvalidem aradığında, artık sadece “Peki anne” demiyordum. “Benim de bir hayatım var, elimden geleni yapıyorum,” diyordum.
Murat başta bu değişime alışamadı. Aramızda tartışmalar oldu. Ama zamanla, benim de bir birey olduğumu, duygularımın ve sınırlarımın olduğunu anlamaya başladı. Bir gün, bana dönüp “Zeynep, seni ihmal ettiğimi fark ettim. Özür dilerim,” dedi. O an, gözlerim doldu. Yıllardır beklediğim bir cümleydi bu.
Hayatımda ilk defa, kendim için bir şeyler yapmanın huzurunu yaşadım. Artık sadece bir eş, bir anne, bir gelin değilim. Zeynep’im. Kendi değerimi, kendi sınırlarımı biliyorum. Sevgiyle fedakarlık arasındaki o ince çizgide, artık kendimi kaybetmiyorum.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç, başkalarının beklentileri uğruna kendinizi kaybettiniz mi? Kendi değerinizi bulmak için neler yaptınız? Lütfen benimle paylaşın, belki birbirimize güç oluruz.