Fırtınalı Bir Çocukluk: Mor Gözlükler
“Kalk artık, Serhat! Okula geç kalacaksın!” Annemin sesi, sabahın köründe apartmanın duvarlarında yankılandı. Yorganı başıma çekip, gözlerimi sıkıca kapattım. Ama annemin öfkesi, yorganı bile delip geçiyordu. Yedi yaşındaydım, ama sanki on yıldır bu evde, bu karanlıkta yaşıyordum. Babam geceden kalma, mutfakta sigarasını tüttürüyordu. Annem ise, her zamanki gibi, sinirli ve yorgundu.
O sabah, apartmanın kapısından çıkarken, mahalledeki çocukların gülüşmeleriyle irkildim. Ellerinde taşlar vardı. Onların gözünde ben, annesiyle babası sürekli kavga eden, eski kıyafetler giyen, gariban bir çocuktum. Ama o gün, onların hedefi ben değildim. Sokak köşesinde, kirli ve zayıf bir köpek, korkuyla kaçmaya çalışıyordu. Bir taş, köpeğin ön ayağına isabet etti. Köpek acıyla havladı, ben de istemsizce bağırdım: “Yapmayın! Ne olur bırakın onu!”
Çocuklar bana dönüp güldüler. “Sen de mi köpek oldun, Serhat?” dedi biri. İçimden ağlamak geldi ama gözyaşlarımı yuttum. O köpeğin gözlerinde, kendi yalnızlığımı gördüm. O günden sonra, köpeğe gizlice yemek taşımaya başladım. Ona “Mor” adını verdim, çünkü gözleri, akşam güneşinde mor gibi parlıyordu. Mor, benim sırdaşımdı. Annemle babam kavga ettiğinde, Mor’un yanına koşar, başını okşar, ona içimi dökerdim.
Bir akşam, babam eve sarhoş geldi. Annemle tartışmaya başladılar. Bağırışlar, tabak çanak sesleri, sonra bir sessizlik. O an, içimde bir şeyler koptu. Paltomu kaptığım gibi dışarı fırladım. Mor, apartmanın köşesinde beni bekliyordu. Dizlerimin üstüne çöküp ona sarıldım. “Keşke senin gibi olabilsem, Mor. Hiçbir yere ait olmadan, özgürce koşabilsem…” dedim. Mor, başını dizime koydu. O an, gözyaşlarımı tutamadım.
Okulda da işler kolay değildi. Öğretmenim, eski defterlerimi görünce kaşlarını çattı. “Serhat, annenle konuşmam lazım. Bu defterlerle ders yapamazsın.” dedi. Utançtan yerin dibine girdim. Sınıftaki çocuklar, yeni ayakkabılarıyla övünürken, ben annemin eski terliklerini giyiyordum. Eve döndüğümde, anneme defter meselesini açmaya çalıştım. “Paramız yok, Serhat! Babana söyle, o alsın!” diye bağırdı. Babam ise, “Ben mi alacağım? Okumasa da olur!” dedi. O gece, Mor’la birlikte, apartmanın arka bahçesinde oturup yıldızları izledik. “Mor, acaba büyüyünce her şey değişir mi?” diye fısıldadım.
Bir gün, Mor’u mahallede göremedim. Her yeri aradım, ama yoktu. İçimde bir boşluk oluştu. O gece, annemle babam yine kavga etti. Annem ağladı, babam kapıyı çarpıp çıktı. Annemin yanına gidip, “Anne, Mor kayboldu.” dedim. Annem, ilk kez bana sarıldı. “Üzülme oğlum, belki geri gelir.” dedi. O an, annemin de aslında ne kadar yalnız olduğunu anladım.
Günler geçti, Mor’dan haber yoktu. Okulda, öğretmenim bana yeni bir defter verdi. “Bunu sana ben aldım, Serhat. Sen iyi bir çocuksun.” dedi. O an, içimde bir umut filizlendi. Belki de, hayatımda ilk kez, biri bana değer vermişti. Eve döndüğümde, anneme defteri gösterdim. Gözleri doldu. “Senin için daha iyi bir hayat isterdim, Serhat.” dedi. O gece, annemle birlikte eski fotoğraflara baktık. Annem gençken ne kadar güzelmiş, babam ise gülümseyen bir adam. “Ne oldu bize, anne?” diye sordum. Annem, “Hayat oğlum, bazen insanı yoruyor.” dedi.
Bir sabah, babam evi terk etti. Annem, günlerce ağladı. Ben ise, Mor’un yokluğunda, kendimi daha da yalnız hissettim. Ama zamanla, annemle birbirimize daha çok sarıldık. Annem, temizlik işine girdi. Ben de okuldan sonra ona yardım ettim. Hayat zorlaştı, ama aramızdaki bağ güçlendi. Bir gün, okuldan dönerken, köşe başında Mor’u gördüm. Ayağı iyileşmişti, ama gözleri hâlâ o eski hüzünle bakıyordu. Ona sarıldım, “Seni çok özledim, Mor.” dedim. O an, hayatın ne kadar acımasız ama aynı zamanda ne kadar umut dolu olabileceğini anladım.
Şimdi, yıllar geçti. Üniversiteyi kazandım, annemle küçük bir evde yaşıyoruz. Babamdan hâlâ haber yok. Mor ise, artık yaşlandı ama hâlâ yanımda. Bazen, geceleri yıldızlara bakarken, çocukluğumdaki acıları ve yalnızlığı düşünüyorum. Ama artık biliyorum ki, ne kadar zor olursa olsun, sevgi ve umut insanı ayakta tutuyor.
Siz hiç, bir köpeğin gözlerinde kendi yalnızlığınızı gördünüz mü? Ya da, en karanlık anınızda bir dostun sessizliğinde teselli buldunuz mu? Yorumlarınızı bekliyorum…