Küçük Bir Çocuğun Sessizliği: Tomris’in Hikayesi
“Anne, babam neden hiç gelmiyor?” diye sordum bir akşam, mutfakta çorba kokusu arasında. Annem, gözlerini kaçırdı, elleri titredi. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. O güne kadar babamı hiç sormamıştım; çünkü mahalledeki çocukların çoğu gibi ben de annemle büyüyordum ve bu bana normal geliyordu. Ama artık ilkokula başlamıştım ve sınıfta herkes babasından bahsederken, ben susuyordum.
Annem Justine, bana hep güçlü görünmeye çalıştı. Sabahları erkenden kalkar, temizlik işine giderdi. Akşamları yorgun argın gelir, bana sarılır, “Sen benim her şeyimsin, Tomris,” derdi. Ama ben onun gözlerindeki yorgunluğu, bazen de gizli bir hüznü fark ediyordum. Bir gün, okuldan eve dönerken mahalledeki çocuklardan biri, “Senin baban yok mu?” diye sordu. O an, içimde bir utanç dalgası yükseldi. Ne cevap vereceğimi bilemedim. Eve koşarak gittim, kapıyı hızla çarpıp odama kapandım. Annem arkamdan geldi, “Ne oldu oğlum?” dedi. Sadece ağladım.
O gece annem yanıma oturdu, saçlarımı okşadı. “Baban seni çok sevdi, ama bazı insanlar kalamazlar, Tomris. Bazen gitmek zorunda kalırlar. Ama ben hep buradayım, senin yanındayım,” dedi. O an annemi ne kadar sevsem de, içimde bir boşluk oluştu. Babam neden gitmişti? Ben kötü bir çocuk muydum? Yoksa annem mi bir hata yapmıştı? Bu sorular, geceleri uykumu kaçırdı.
Bir gün, okulda babalar günü için bir etkinlik düzenlendi. Herkes babasıyla fotoğraf getirmişti. Ben ise annemle çekilmiş bir fotoğrafımı getirdim. Öğretmenim, “Tomris, babanla bir fotoğrafın yok mu?” diye sordu. Sınıftaki çocuklar bana baktı. O an, yerin dibine girmek istedim. “Babam uzakta,” dedim kısık bir sesle. O gün eve döndüğümde anneme sarıldım, “Keşke babam da burada olsaydı,” dedim. Annem ağlamamak için kendini zor tuttu.
Yıllar geçti, ben büyüdüm. Annemle aramızda güçlü bir bağ oluştu. Ama babamın yokluğu, hayatımın her anında kendini hissettirdi. Lise yıllarında, arkadaşlarımın babalarıyla yaptığı sohbetleri, birlikte maça gitmelerini, onlara hayat dersi vermelerini izlerken, içimde bir kıskançlık oluştu. Annem bana hem anne, hem baba olmaya çalıştı. Ama bazı şeyler eksik kalıyordu.
Bir gün, annem hastalandı. Hastaneye kaldırdık. O an, dünyam başıma yıkıldı. Annem, “Korkma oğlum, ben iyileşeceğim,” dedi. Ama ben korkuyordum. Çünkü annem giderse, tamamen yalnız kalacaktım. Hastane odasında annemin elini tutarken, “Keşke babam burada olsaydı,” diye düşündüm. Annem gözlerimin içine baktı, “Sen çok güçlüsün Tomris, her şeyin üstesinden gelirsin,” dedi. O an, annemin ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha anladım.
Annem iyileşti, ama ben o gün büyüdüm. Artık babamın yokluğunu kabullenmek zorunda olduğumu anladım. Anneme daha çok destek olmaya başladım. Üniversiteye başladığımda, annemle vedalaşırken, “Seninle gurur duyuyorum oğlum,” dedi. O an, babamın yokluğunun beni ne kadar güçlendirdiğini fark ettim. Ama yine de, içimde bir yara olarak kaldı.
Yıllar sonra, babamdan bir mektup aldım. “Seni hep düşündüm, ama geri dönmeye cesaret edemedim,” yazıyordu. O mektubu okurken, gözyaşlarımı tutamadım. Anneme gösterdim. Annem, “Bazı insanlar kendi korkularına yenik düşer, oğlum. Sen öyle olma,” dedi. O an, annemin ne kadar doğru söylediğini anladım. Babamı affetmek istedim, ama içimdeki kırgınlık geçmedi.
Şimdi, kendi hayatımı kurmaya çalışıyorum. Annem hâlâ yanımda, bana destek oluyor. Babamla görüşmeyi denedim, ama aramızdaki mesafe hiç kapanmadı. Yine de, annemin sevgisiyle büyüdüm ve onun sayesinde ayakta kaldım.
Bazen geceleri, pencereden İstanbul’un ışıklarına bakarken, kendi kendime soruyorum: Bir insan, bir çocuğun hayatında bu kadar büyük bir boşluk bırakmaya nasıl cesaret edebilir? Sizce, affetmek mi zor, yoksa unutmak mı?