Ben Bakıcı Değilim: Bir Kızın Annesine Dair Dramı
“Zeynep, konuşmamız lazım,” dedi Murat, sabah kahvaltı masasının başında, çay bardağını titreyen elleriyle tutarken. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Annemin sesi, mutfaktan gelen tıkırtılar, hepsi bir anda arka planda silikleşti. Murat’ın gözleri, her zamankinden daha yorgun ve kararlıydı. “Annemiz artık yalnız kalamaz. Doktor dün kesin konuştu. Alzheimer ilerlemiş. Sürekli yanında birinin olması lazım.”
Bir an nefesim kesildi. “Ben… Ben nasıl yapacağım Murat? İşim var, hayatım var. Sen de biliyorsun, ben bakıcı değilim!”
Murat başını öne eğdi. “Biliyorum, ama başka çaremiz yok. Benim de çocuklar küçük, Ayşe çalışıyor. Senin işin daha esnek, evden çalışabiliyorsun. Bir süreliğine idare et, sonra bakıcı buluruz.”
İçimde bir öfke kabardı. Hep böyleydi; ailede ne zaman bir sorun çıksa, çözüm benden beklenirdi. Annem, babam vefat ettiğinden beri bana daha çok yaslanmıştı. Ama ben de bir insandım, benim de hayallerim, planlarım vardı. O an, annemin mutfaktan gelen ince sesiyle irkildim: “Zeynep, kızım, çayımı tazeleyebilir misin?”
Çaydanlığı alıp annemin bardağını doldururken, gözlerim doldu. Annemin elleri titriyordu, yüzündeki çizgiler daha da derinleşmişti. Bir zamanlar güçlü, neşeli kadın gitmiş, yerine kırılgan, unutkan bir yaşlı gelmişti. “Anne, iyi misin?” dedim, sesim titreyerek. “İyiyim kızım, iyiyim. Bugün hangi gündeyiz?”
İşte en çok bu sorular canımı yakıyordu. Annem, bazen beni bile tanıyamıyordu. Bir gün, “Sen kimsin?” dediğinde, içimde bir şeyler paramparça olmuştu. O gün, Murat’la tartışmamızdan sonra, annemin odasına geçtim. O, eski fotoğraflara bakıyordu. “Bak, bu senin düğününden,” dedi, ama fotoğraftaki kişi ben değildim. “Anne, o ben değilim,” dedim. Gözleri boşluğa bakıyordu. “Öyle mi? Affet kızım, kafam karışıyor.”
Geceleri annemin odasından gelen seslerle uyanıyordum. Bazen yatağından kalkıp evin içinde dolaşıyor, bazen de babamı arıyordu. Bir gece, onu mutfakta buldum, elinde bir tabakla. “Baban nerede kaldı, Zeynep? Akşam yemeği soğuyacak,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. “Anne, babam artık yok,” dedim. Bana öyle bir baktı ki, sanki ilk defa duyuyormuş gibi. “Yok mu? Ne zaman gitti?”
Günler geçtikçe, annemin bakımı daha da zorlaştı. İşimi aksatmaya başladım. Patronum, “Zeynep Hanım, projeler gecikiyor,” dediğinde, ne diyeceğimi bilemedim. Arkadaşlarım arayıp dışarı çağırdığında, “Annem yalnız kalamaz,” diyordum. Hayatım, annemin ihtiyaçlarına göre şekillenmişti. Kendi isteklerim, hayallerim, hepsi bir kenara itilmişti.
Bir gün, Murat’la yine tartıştık. “Senin de sorumluluğun var!” diye bağırdım telefonda. “Her şey bana mı kalacak?”
Murat sustu. “Zeynep, ben de elimden geleni yapıyorum. Ama sen daha uygunsun. Hem annemiz seni daha çok dinliyor.”
O gece, annemin başucunda otururken, içimde bir isyan vardı. “Neden hep ben?” diye sordum kendime. Annem uyurken, ellerini tuttum. Küçükken bana masallar anlatan, saçımı okşayan eller şimdi ne kadar zayıftı. “Anne, ben de yoruldum,” dedim sessizce. “Ben de bir hayat istiyorum.”
Bir sabah, annem banyoda kayıp düştü. O an, ne kadar çaresiz olduğumu anladım. Onu kaldırmaya çalışırken, gözyaşlarım aktı. “Anne, lütfen dikkat et,” dedim. O ise, “Kusura bakma kızım, aklım hep karışıyor,” dedi. O an, anneme kızamadım. Ama kendime, Murat’a, hatta hayata kızgındım.
Bir gün, komşumuz Emine Teyze uğradı. “Zeynep, sen de insansın. Bir bakıcı tutsanız, biraz nefes alsan,” dedi. Ama bakıcılar pahalıydı, annem de yabancılara güvenmiyordu. “Ben yabancı istemem,” dedi annem. “Sen varsın ya, bana yeter.”
Her akşam, annem uyuduktan sonra, eski defterlerimi karıştırıyordum. Üniversitede yazdığım hikayeler, hayalini kurduğum seyahatler… Hepsi bir kenarda kalmıştı. “Ne zaman kendim için yaşayacağım?” diye sordum kendime. Ama cevabım yoktu.
Bir gün, annem kayboldu. Evde yoktu, kapı açıktı. Panikle sokağa fırladım. Komşulara sordum, kimse görmemişti. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Sonunda, parkta bir bankta otururken buldum onu. “Babanı bekliyorum,” dedi. “Gelecek mi?”
O an, annemi kucakladım. “Anne, ben buradayım. Baban da, ben de seni çok seviyoruz,” dedim. Gözleri doldu. “Biliyorum kızım, ama bazen unutuyorum.”
O gece, Murat geldi. “Bakıcı bulmamız şart,” dedi. “Yoksa sen de tükeneceksin.”
Uzun bir tartışmadan sonra, bir bakıcı bulduk. Annem önce çok direndi, ama zamanla alıştı. Ben ise, ilk defa kendime vakit ayırabildim. Ama içimde bir suçluluk vardı. Annemi yalnız bırakmış gibi hissediyordum. Her gün eve döndüğümde, “Kızım, bugün neredeydin?” diye soruyordu. “Biraz kendim için dışarı çıktım, anne,” diyordum. O ise, “İyi yapmışsın, kızım. Sen de insansın,” diyordu bazen, bazen de unutuyordu.
Şimdi, annemle geçirdiğim her anın kıymetini daha iyi anlıyorum. Ama hâlâ içimde bir boşluk var. Kendi hayatımı yaşayamadığım için mi üzülüyorum, yoksa annemi kaybetmekten mi korkuyorum, bilmiyorum. Bazen düşünüyorum: Bir insan, ne zaman kendi hayatını yaşamaya başlar? Ya da aileye duyulan sorumluluk, insanın kendi hayallerinin önüne geçmeli mi? Siz olsanız ne yapardınız?