Yıllarımı Almanya’da Geçirdim, Çocuklarım İçin Her Şeyden Vazgeçtim… Şimdi Kendi Evimde Bile Yabancıyım
“Anne, bu evde sana yer yok!”
Bu cümle, kulaklarımda yankılanırken, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Oğlum Murat’ın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Yıllar önce, İstanbul’un kenar mahallesinde, üç çocuğumla birlikte yaşarken, hayatın bana sunduğu tek seçenek çalışmak ve çocuklarım için daha iyi bir gelecek kurmaktı. Eşim Hasan, genç yaşta bizi terk ettiğinde, omuzlarıma binen yükü tarif etmek imkânsızdı. O gün, çocuklarımın gözlerine bakıp, “Söz veriyorum, size bir gün güzel bir hayat kuracağım,” demiştim. O sözü tutmak için, kendi hayatımdan vazgeçtim.
Almanya’ya gitmek kolay olmadı. Komşumuz Ayşe Abla’nın kızı orada çalışıyordu, bana yardımcı oldu. İlk gittiğimde, dilini bilmediğim, insanlarını tanımadığım bir ülkede, temizlik işlerinde çalışmaya başladım. Ellerim çatladı, sırtım ağrıdı, ama her ay biriktirdiğim parayı çocuklarıma göndermek için sabırsızlanıyordum. Onların okul masrafları, kıyafetleri, hatta evleri… Hepsini ben sağladım. İstanbul’da önce Murat’a bir ev aldım, sonra kızım Zeynep’e. En küçük oğlum Emre’ye de bir daire bırakmak için yıllarca çalıştım. Onlar rahat etsin diye, ben Almanya’nın soğuk kışlarında, yalnız odalarda ağladım.
Her yaz izne geldiğimde, çocuklarımın gözlerinde bir yabancılık hissediyordum. Sanki ben onların annesi değil de, uzaktan akrabalarıymışım gibi davranıyorlardı. Murat, “Anne, sen zaten Almanya’da yaşıyorsun, burada ne işin var?” derdi. Zeynep ise, “Anne, ben evlendim, eşimle baş başa kalmak istiyorum,” diye nazikçe beni uzaklaştırırdı. Emre ise, “Ben daha gencim, arkadaşlarım gelecek, evde kalamazsın,” derdi. Oysa ben, onların hayatını kurmak için kendi hayatımı yok saymıştım.
Bir gün, Almanya’da işten çıkarıldım. Yaşım ilerlemiş, ellerim artık ağır işlere dayanamıyordu. Emekli maaşım yetmiyordu. İstanbul’a dönmeye karar verdim. “Artık çocuklarımın yanında yaşarım, onlarla vakit geçiririm,” diye hayal kuruyordum. Valizimi topladım, yıllarca biriktirdiğim birkaç eşyamı yanıma aldım. Önce Murat’ın evine gittim. Kapıyı açtığında, yüzünde bir şaşkınlık vardı. “Anne, haber vermeden geldin. Burada yer yok, çocuklarımın odası dolu, eşim de istemez…” dedi. İçimden bir şeyler koptu. Yıllarca onun için çalışmıştım, şimdi ise kapının önünde kalakalmıştım.
Zeynep’e gittim. O da, “Anne, kayınvalidem gelecek, evde kalamazsın. Otelde kal istersen, ben sana para yollarım,” dedi. O an, paranın her şeyi çözmediğini, bir annenin en çok sevgiye ihtiyacı olduğunu anladım. Emre’ye son bir umutla gittim. O ise, “Anne, ben arkadaşlarımla yaşıyorum, evde sana yer yok,” dedi. O an, yıllarca biriktirdiğim yalnızlığın ağırlığı omuzlarıma çöktü.
Bir akşam, eski mahallemizdeki parkta otururken, çocukluğumun geçtiği sokaklara baktım. Annem, bana hep, “Evlat için çalışırsın, ama evlat seni unutursa, hayatın anlamı kalmaz,” derdi. O sözler şimdi daha da anlamlıydı. Yıllarca çocuklarım için yaşadım, ama şimdi onların hayatında bir fazlalık olmuştum. Eski komşum Fatma Abla yanıma geldi. “Ayşe, neden bu kadar üzgünsün?” dedi. Gözlerim doldu, anlatamadım. Çünkü bir annenin en büyük acısı, çocukları tarafından istenmemekti.
Geceleri, eski bir pansiyonda, yalnız başıma uyurken, çocuklarımın bebeklik fotoğraflarına bakıyorum. Onlara sarıldığım, ninniler söylediğim günleri hatırlıyorum. Şimdi ise, onların hayatında bir yabancıyım. Bazen, “Keşke kendi hayatımı da düşünseydim, keşke biraz da kendim için yaşasaydım,” diyorum. Ama annelik, fedakarlık demekti. Ben de o fedakarlığın bedelini yalnızlıkla ödüyordum.
Bir gün, Murat aradı. “Anne, iyi misin?” dedi. Sesinde bir suçluluk vardı. “İyiyim oğlum, merak etme,” dedim. Oysa iyi değildim. İçimde bir boşluk, bir kırgınlık vardı. Zeynep de aradı, “Anne, sana para göndereyim, bir ihtiyacın var mı?” dedi. O an, paranın hiçbir şeyi çözmediğini, bir annenin en çok sevgiye ihtiyacı olduğunu bir kez daha anladım.
Şimdi, eski bir pansiyon odasında, yalnız başıma oturuyorum. Pencereden dışarı bakarken, geçen yılları düşünüyorum. Yıllarca çocuklarım için yaşadım, onlar için çalıştım, onlar için ağladım. Ama şimdi, onların hayatında bir fazlalık oldum. Belki de en büyük hatam, kendi hayatımı tamamen çocuklarıma adamaktı. Şimdi ise, “Bir anne, çocuklarının gözünde nasıl bu kadar değersizleşir?” diye kendime soruyorum. Tüm fedakarlıklarımın karşılığı bu mu olmalıydı?
Sizce, bir anne ne zaman kendi hayatını düşünmeli? Fedakarlık nereye kadar doğru? Yorumlarınızı bekliyorum…