Karanlıkta Fısıldayan Çocuk: Kacper’in Hikayesi

“Anne, beni bırakma… Lütfen, uyan!”

Tabutun başında diz çökmüş, ellerimle soğuk tahtaya sarılmıştım. Cemaatin sessizliği, caminin taş duvarlarında yankılanıyordu. Herkes bana bakıyordu; gözlerinde korku, merak, hatta tiksinti vardı. O an, annemin tabutuna kulağımı dayadım ve fısıldadım: “Anne, ben buradayım. Sen de buradasın, biliyorum.”

O fısıltı, camideki havayı bıçak gibi kesti. Kimse bir şey demedi. Dayım Mahmut, gözlerini kaçırdı. Halam Emine, başörtüsünün ucunu dişleriyle çekiştiriyordu. Kimse bana yaklaşmadı. Annem öldüğünden beri, herkes bana yabancıydı. Babamı iki yıl önce kaybetmiştim; o günden beri annemle birbirimize tutunmuştuk. Şimdi, o da yoktu. Ben, Kacper, on iki yaşında, kimsesiz ve sessiz bir çocuk, annemin tabutuna sarılmış, son bir umutla ona sesleniyordum.

Cenazeden üç gün geçti. Annemle yaşadığımız evin kapısına tahtalar çakıldı. Mahalleli, “O evde uğursuzluk var,” dedi. Kimse yaklaşmadı. Dayım Mahmut, “Kacper’i yanımıza alırsak başımıza iş gelir,” dedi. Halam Emine, “Çocukta bir tuhaflık var, o gece tabuta ne fısıldadıysa, herkesin tüyleri diken diken oldu,” diye fısıldadı komşulara. Benimle ilgilenen kimse kalmadı. Sadece annemin eski arkadaşı, yaşlı Ayşe teyze, uzaktan bana bakıp dua etti. Ama o da korkuyordu.

Evde yalnızdım. Annemin kokusu hâlâ yastığında duruyordu. Her gece, onun yatağına kıvrılıp, yorganına sarılıyordum. Gözlerimi kapatınca, annemin sesi kulağımda çınlıyordu: “Korkma Kacper, ben buradayım.” Ama gözlerimi açınca, sadece karanlık ve sessizlik vardı. Bazen, evin içinde bir gölge gibi dolaşıyor, annemin mutfakta çay demlediği anları hayal ediyordum. Ocağın başında, elinde çaydanlık, bana gülümserdi: “Kacper, şekerli mi içeceksin yine?”

Bir gece, rüyamda annemi gördüm. Beyaz bir elbise giymişti, saçları omzuna dökülüyordu. Bana doğru eğildi, “Kacper, kimseye güvenme,” dedi. “Sadece kalbindeki sesi dinle.” Uyandığımda, gözlerim yaş içindeydi. Annemin sesi, gerçek mi, yoksa hayal miydi, bilmiyordum. Ama o sabah, evin önünde bir kalabalık toplandı. Mahalleli, “Bu çocuk burada kalamaz,” diye bağırıyordu. “Evde cin var, uğursuzluk var!”

Dayım Mahmut, kapının önünde dikildi. “Kacper, çık dışarı!” diye bağırdı. Korkudan titriyordum. Kapıyı açmaya cesaret edemedim. O an, annemin sesi yine kulağımda yankılandı: “Korkma, ben buradayım.” Cesaretimi topladım, kapıyı araladım. Mahmut dayım, gözlerini kısıp bana baktı. “Ne fısıldadın o gece tabuta?” dedi. “Herkesin huzurunu kaçırdın. Annenin ruhunu rahatsız ettin!”

Sustum. Ne diyebilirdim ki? Anneme sadece veda etmiştim. Ama kimse bana inanmadı. Halam Emine, “Bu çocuk annesinin ölümünden sonra değişti,” dedi. “Gözleri başka bakıyor. Gece evin içinde konuşuyor.” Komşular, “Geçen gece camdan baktık, kendi kendine konuşuyordu,” diye ekledi. Herkes beni suçladı. Sanki annemin ölümü benim yüzümdendi.

O gece, evde yalnızdım. Kapılar tahtalarla kapalıydı. Pencereden dışarı baktım; mahalleli evin önünde nöbet tutuyordu. Kimse bana yaklaşmıyordu. Karnım açtı, ama mutfağa gitmeye korkuyordum. Annemin yokluğunda, ev bana mezar gibi geliyordu. Bir köşeye kıvrıldım, annemin eski hırkasına sarıldım. Gözlerim doldu, sessizce ağladım.

Birden, evin içinde bir ses duydum. Annemin sesi gibi… “Kacper, korkma.” Kafamı kaldırdım, karanlıkta bir gölge gördüm. Annemin silueti, odanın köşesinde belirdi. Gözlerimi ovuşturdum, yok oldu. Kendi kendime, “Deliriyor muyum?” diye sordum. Ama içimde bir huzur vardı. Annem yanımdaydı, hissediyordum.

Sabah olunca, mahalleli hâlâ evin önündeydi. Dayım Mahmut, muhtara gitmiş, “Bu çocuk burada kalamaz,” demiş. Muhtar, “Çocuk devletin korumasına alınacak,” dedi. Polisler geldi. Kapıyı kırdılar, beni dışarı çıkardılar. Annemin eşyalarına son bir kez baktım. Yastığına sarıldım, “Anne, beni bırakma,” dedim. Polisler, “Hadi Kacper, gitmemiz lazım,” dedi. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Annemin mezarına son bir kez bakmak istedim. Polisler izin vermedi.

Çocuk yuvasına götürüldüm. Orada, benim gibi yalnız çocuklar vardı. Ama kimseyle konuşmak istemedim. Her gece, annemin sesini duymak için yastığıma sarıldım. Rüyalarımda, annem bana gülümsüyordu. Ama uyandığımda, soğuk duvarlar ve yabancı yüzler vardı. Kimse bana annemin kokusunu, sevgisini veremezdi.

Bir gün, sosyal hizmet uzmanı Zeynep Hanım yanıma geldi. “Kacper, seninle konuşmak istiyorum,” dedi. Gözlerinde şefkat vardı. Ama ben ona güvenemedim. “Annem geri gelecek,” dedim. Zeynep Hanım, “Annen artık yok, ama senin yanında olacağım,” dedi. Ona inanmak istedim, ama kalbimde bir boşluk vardı. Annem olmadan, hiçbir şeyin anlamı yoktu.

Aylar geçti. Çocuk yuvasında günler birbirine benzedi. Kimseyle dost olamadım. Herkes bana tuhaf bakıyordu. “Bu çocuk annesinin tabutuna fısıldamış,” diye fısıldıyorlardı. Ben ise, her gece annemin sesini duymak için dua ediyordum. Bir gün, rüyamda annem bana sarıldı. “Kacper, hayat devam ediyor,” dedi. “Güçlü olmalısın.” Uyandığımda, gözlerim yaş içindeydi. Ama içimde bir umut filizlenmişti.

Bir sabah, Zeynep Hanım beni yanına çağırdı. “Kacper, seni evlat edinmek isteyen bir aile var,” dedi. Korktum. Annemi unutmak istemiyordum. Ama Zeynep Hanım, “Bu senin için bir şans,” dedi. Yeni ailem, Ali Bey ve Fatma Hanım, bana sıcak davrandı. Ama ben onlara alışamadım. Her gece, annemin sesini duymak için yastığıma sarıldım. Ali Bey, “Oğlum, artık bizimlesin,” dedi. Ama ben, “Benim annem var,” dedim. Fatma Hanım, gözleri dolu dolu bana sarıldı. “Senin annen hep kalbinde olacak,” dedi.

Yıllar geçti. Büyüdüm, ama annemin yokluğu hep içimde bir yara olarak kaldı. Her bayram, annemin mezarına gidip, ona fısıldadım: “Anne, ben iyiyim. Ama sensiz eksik kaldım.” Hayat devam etti, ama ben hep o küçük çocuk olarak kaldım. Annemin sevgisi, bana güç verdi. Ama bazen, geceleri, hâlâ annemin sesini duymak için yastığıma sarılıyorum.

Şimdi size soruyorum: Bir çocuğun annesizliği, hangi kelimeyle anlatılır? Siz hiç, bir tabuta fısıldayacak kadar yalnız kaldınız mı?