Bir Akşamüstü Değişen Hayatlar: Elif’in Sessiz Çığlığı
“Elif, kızım, nereye böyle aceleyle?” Annemin sesi, apartman boşluğunda yankılandı. O an, elimdeki anahtarlar titredi. Kapının önünde bekleyen komşu kadınlar, gözlerini benden ayırmadan fısıldaşıyorlardı. Göz göze gelmekten kaçındım, başımı öne eğip hızlı adımlarla apartmandan çıktım. Gözüm gökyüzüne takıldı; bulutlar ağır ağır toplanıyordu. Sanki birazdan yağmur yağacak ve her şeyi temizleyecekmiş gibi bir his vardı içimde.
Ama hiçbir yağmur, içimdeki fırtınayı dindiremiyordu.
Mahallemizde dedikodu, çay kadar yaygındır. Herkes birbirinin hayatını bilir, bilmediğini de uydurur. Benim hakkımda konuşulanlar ise, geçen hafta babamın evi terk etmesinden sonra iyice artmıştı. Annemle her akşam kavga ediyorduk. O, babamı suçluyor; ben ise ikisini de anlamaya çalışıyordum. Ama en çok kendimi suçluyordum. Belki de ben daha iyi bir evlat olsaydım, babam gitmezdi.
O gün, apartmanın önündeki bankta oturan Ayşe Teyze ile Fatma Abla’nın bakışları üzerimdeydi. “Kızcağız iyice içine kapandı,” dedi Ayşe Teyze, sesini alçaltmaya çalışsa da duydum. Fatma Abla ise, “Annesi de ne yapsın, kocası gitti gidelim,” diye ekledi. İçimden bağırmak geldi: Hiçbiriniz bilmiyorsunuz! Babam neden gitti, annem neden bu kadar öfkeli, ben neden bu kadar yalnızım… Hiçbiriniz bilmiyorsunuz!
Köşe başındaki bakkala doğru yürürken, içimdeki öfke ve utanç birbirine karıştı. Kapıdan içeri girince Mehmet Abi gülümsedi: “Elif, hoş geldin kızım.” Sesi yumuşaktı ama gözlerinde merak vardı. Herkes gibi o da merak ediyordu: Babam neden gitti? Annemle aramızda ne oldu? Ben neden bu kadar sessizim?
Bir ekmek ve bir süt alıp çıktım. Eve dönerken, çocukluğumun geçtiği sokaklara baktım. Her köşe başında bir anı vardı; babamla top oynadığım park, annemle dondurma yediğim pastane… Şimdi hepsi uzakta gibiydi.
Eve girince annem mutfakta ağlıyordu. Beni görünce gözyaşlarını sildi, yüzünü buruşturdu: “Nerede kaldın Elif? Akşam oldu hâlâ dışarıdasın!”
“Bakkala gittim anne,” dedim sessizce.
“Bakkala gitmek bu kadar uzun mu sürer? İnsan biraz annesini düşünür!”
İçimde bir şeyler koptu. “Anne, ben de insanım! Ben de yoruldum! Herkes bana bakıyor, herkes konuşuyor! Sen de bana bağırıyorsun!”
Annem bir an sustu. Sonra sesi titreyerek, “Ben de yalnızım Elif,” dedi. “Baban gittiğinden beri kimsem yok.”
O an annemin de ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Ama ona sarılmak yerine odama kaçtım. Kapıyı kapatıp yatağa uzandım. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Neden kimse birbirini anlamıyor? Neden herkes susuyor ya da bağırıyor ama kimse konuşmuyor?
Gece yarısı annemin kapımı tıklattığını duydum. “Elif, uyuyor musun?”
Cevap vermedim. Kapı aralandı, annem içeri girdi. Yanıma oturdu. “Kızım,” dedi yavaşça, “biliyorum zor bir dönemden geçiyoruz. Ama birlikte atlatacağız.”
O an içimde bir umut ışığı yandı. Belki de annemle konuşmalıydım. Belki de susmak yerine anlatmalıydım.
Ertesi sabah kahvaltıda anneme döndüm: “Anne, ben de çok üzgünüm. Babamı özlüyorum.”
Annem gözlerime baktı; ilk defa gerçekten gördü beni sanki. “Ben de özlüyorum Elif,” dedi ve elimi tuttu.
O gün ilk defa birlikte ağladık.
Ama hayat mahallede durmuyordu. Okula giderken arkadaşlarımın bakışlarını üzerimde hissettim. En yakın arkadaşım Zeynep bile bana mesafeli davranıyordu. Tenefüste yanıma geldi: “Elif, annenle iyi misiniz?”
“İyiyiz,” dedim ama sesim titriyordu.
Zeynep gözlerini kaçırdı: “Biliyor musun, benim babam da geçen yıl işsiz kaldı. Annemle çok kavga ettiler. Ben de çok korkmuştum.”
O an anladım ki herkesin bir derdi varmış ama kimse anlatmıyormuş.
Okuldan eve dönerken mahallede yine fısıltılar vardı. Ayşe Teyze bu sefer bana seslendi: “Elif kızım, anneni üzme bak!”
İçimden bir şeyler koptu yine ama bu sefer durdum ve döndüm: “Ayşe Teyze, annemi üzmek istemiyorum ama bazen ben de üzülüyorum.”
Kadın şaşırdı, sustu.
O akşam annemle birlikte yemek yaptık. Birlikte güldük, birlikte ağladık. Babamdan bahsettik; iyi yanlarından da kötü yanlarından da… Annem ilk defa bana babamla nasıl tanıştıklarını anlattı. Gençlik hayallerini, korkularını… O an annemin sadece annem değil, bir insan olduğunu gördüm.
Günler geçtikçe mahalledeki bakışlar azaldı. Dedikodular yerini meraka bıraktı; insanlar artık bana acıyarak değil, anlayarak bakıyordu sanki.
Bir akşamüstü yine apartman kapısından çıkarken Ayşe Teyze yanıma geldi: “Elif kızım, sen güçlü bir kızsın.”
Gülümsedim: “Hepimiz güçlüyüz Ayşe Teyze, sadece bazen hatırlamamız gerekiyor.”
Şimdi düşünüyorum da; acaba herkesin evinde böyle sessiz çığlıklar var mı? Sizce insanlar birbirini gerçekten duyabiliyor mu? Yoksa hepimiz kendi fırtınamızda mı kayboluyoruz?