Her Şeyi Kaybettiğim Gece: Karanlıkta Kendimi Bulmak
“Anne, neden ağlıyorsun?” dedi Elif, gözleri korkuyla bana bakarken. O an, gözyaşlarımı saklayacak gücüm kalmamıştı. Ellerim titriyordu, kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. O gece, İstanbul’un soğuk bir Aralık akşamında, apartman kapısının önünde iki çocuğumla kala kalmıştım. Sırtımda sadece bir çanta, cebimde ise üç yüz lira vardı. Eşim Murat’ın öfkesi, yumruğu ve ardından gelen sessizlik… O gece, her şeyimi kaybettim.
Murat’ın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu: “Defol git, istemiyorum seni!” O an, Elif’in ve küçük kardeşi Deniz’in gözlerindeki korku, bana her şeyden daha ağır gelmişti. Annemleri aradım, titreyen parmaklarımla. “Anne, kapıdayım, çocuklarla. Bizi alır mısın?” dedim. Annemin sesi buz gibiydi: “Kızım, Murat’la kavga edip durma. Kocandır, idare et. Bizim de başımızı belaya sokma.” O an, içimde bir şeyler koptu. Ailem, bana sırtını dönmüştü.
Sokakta, elimde çocuklarımın elleriyle, nereye gideceğimi bilmeden yürüdüm. Her adımda, içimdeki korku büyüyordu. Elif’in minik elleri üşümüştü, Deniz ise ağlıyordu. “Anne, eve gidelim,” dedi. Eve… Artık bir evimiz yoktu. Bir apartmanın girişine sığındık. Çocuklarımı kucağıma aldım, onları ısıtmaya çalıştım. Gözlerimden yaşlar süzülürken, içimden “Neden ben?” diye sordum.
Sabaha kadar uyuyamadık. Elif’in başı dizimdeydi, Deniz’in nefesi boğuk boğuktu. Sabah olunca, ilk işim eski bir arkadaşım olan Zeynep’i aramak oldu. Zeynep, üniversiteden beri görüşmediğim, ama bir zamanlar en yakın dostumdu. “Zeynep, başıma çok kötü şeyler geldi. Yardımına ihtiyacım var,” dedim. Sesi şaşkındı ama sıcak: “Gel, hemen gel. Kapım sana açık.” O an, bir umut ışığı yandı içimde.
Zeynep’in evine vardığımızda, çocuklarım açlıktan bitkin düşmüştü. Zeynep, bize sıcak bir çorba yaptı. “Ne oldu, anlat,” dedi. Gözyaşlarım sel oldu. Murat’ın bana vurduğunu, ailemin beni istemediğini, sokakta kaldığımızı anlattım. Zeynep’in gözleri doldu. “Senin yerinde olsam ben de kaçardım. Ama bak, yalnız değilsin. Buradayım,” dedi. O an, ilk defa birinin beni anladığını hissettim.
Günler geçtikçe, Zeynep’in yanında kalmak bana huzur vermeye başladı. Ama içimde bir utanç vardı. Çocuklarım için güçlü olmam gerektiğini biliyordum. İş aramaya başladım. Her yere CV bıraktım, temizlik işlerinden sekreterliğe kadar her şeye başvurdum. Ama kimse, iki çocuklu, eşi tarafından terk edilmiş bir kadını işe almak istemiyordu. Bir gün, bir kafede bulaşıkçı arandığını gördüm. Gittim, yalvardım: “Ne iş olursa yaparım, yeter ki çocuklarımı doyurabileyim.” Patron, yaşlı bir adamdı. Bana acıdı, işi verdi.
İlk maaşımı aldığımda, çocuklarıma oyuncak aldım. Elif’in gözlerindeki mutluluk, Deniz’in kahkahası… O an, her şeye değdiğini düşündüm. Ama geceleri, yalnız kaldığımda, Murat’ın sesi beynimde yankılanıyordu. “Sen kimsin ki? Kimse seni istemez!” Bu sözler, içimi kemiriyordu. Bir gece, Zeynep’le mutfakta otururken, ona sordum: “Sence ben yanlış mı yaptım? Belki de Murat’a katlanmalıydım. Belki çocuklarım için daha iyi olurdu.” Zeynep elimi tuttu: “Sen çocukların için en doğrusunu yaptın. Şiddete katlanmak zorunda değilsin. Sen güçlüsün, bunu unutma.”
Ama toplumun bakışı bambaşkaydı. Mahallede dedikodular başladı. “Kocasını bırakmış, çocuklarıyla başıboş geziyor,” diyorlardı. Marketten alışveriş yaparken, kasiyerin bakışları, komşuların fısıldaşmaları… Her biri bir bıçak gibi saplanıyordu içime. Bir gün, Elif okuldan ağlayarak geldi. “Anne, arkadaşlarımın anneleri benimle oynamamalarını söyledi. Babam neden yok?” O an, içimdeki öfke patladı. “Senin baban seni sevmiyor, ama ben buradayım. Sana söz veriyorum, seni asla bırakmayacağım,” dedim. Elif sarıldı bana, gözyaşlarımız birbirine karıştı.
Aylar geçti. Bulaşıkçılık yaparak, Zeynep’in desteğiyle ayakta kalmaya çalıştım. Bir gün, Murat aradı. “Çocukları görmek istiyorum,” dedi. Sesinde pişmanlık yoktu, sadece öfke. “Onları sana bırakmam,” dedim. “Senin gibi bir adamın yanında olmalarını istemiyorum.” Murat küfretti, telefonu kapattı. O gece, korkudan uyuyamadım. Ya gelip çocuklarımı alırsa? Ya bana zarar verirse? Polisle konuştum, uzaklaştırma kararı aldım. Ama yine de korkuyordum.
Bir gece, kapı çaldı. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Zeynep kapıyı açtı, karşıda Murat vardı. “Çocuklarımı göreceğim!” diye bağırdı. Zeynep polisi aradı, ben çocukları odaya kilitledim. Polis geldi, Murat’ı götürdü. O an, ilk defa kendimi güçlü hissettim. Korkularımla yüzleşmiştim.
Zamanla, bulaşıkçılıktan kasiyerliğe, oradan küçük bir pastanede garsonluğa geçtim. Her gün yoruluyordum, ama her gece çocuklarımın başını okşarken, “Başardım,” diyordum. Bir gün, Elif bana sarıldı: “Anne, sen dünyanın en güçlü kadınısın.” O an, gözlerim doldu. Belki her şeyimi kaybetmiştim, ama kendimi bulmuştum.
Şimdi, geceleri pencereden İstanbul’un ışıklarına bakarken, içimden soruyorum: “Acaba başka kadınlar da benim gibi korkuyor mu? Kaçımız, sırf ayıplanmamak için susuyoruz? Belki de artık konuşmanın zamanı gelmiştir…”