Kırk Yılın Ardından: Bir Mutfak Masasında Hayatın Hesabı

“Kırk yaşında kadın doğum günü partisi mi yapar kızım? Hem de bu devirde?” Annemin sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki telefonun ekranında, yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafa bakıyordum: Babam, ben ve annem, eski evimizin balkonunda, gülümseyerek. O an, içimde bir şeyler kırıldı. “Anne, sadece bir gün… Sadece bir kez kendim için bir şey yapmak istiyorum,” dedim. Gözlerim doldu, ama annem bunu görmedi ya da görmek istemedi.

Küçükken, annemin mutfakta yaptığı keklerin kokusuyla uyanırdım. Şimdi ise, aynı mutfakta, annemin yargılayan bakışlarıyla baş başayım. Kırk yaşındayım ve hâlâ annemin evindeyim. Boşanmış, çocuğu olmayan, işinde orta düzey bir memur. Hayatım boyunca hep başkalarının beklentilerini karşılamaya çalıştım. Annem, “Kız kısmı kırkında parti mi yapar? Komşular ne der?” diye söylenirken, içimdeki çocuk hâlâ onay bekliyor.

Telefonumda parmağımı kaydırırken, eski arkadaşlarımın sosyal medyadaki mutlu aile fotoğraflarına takılıyorum. Ayşe, üç çocuk annesi olmuş, eşiyle Bodrum’da tatilde. Elif, Almanya’ya taşınmış, kendi işini kurmuş. Ben ise, annemin gölgesinde, mutfak masasında oturuyorum. “Kendin için bir şey yapmak istiyorsun da, ne değişecek?” dedi annem, sesi biraz yumuşamıştı. “Belki de hiçbir şey değişmeyecek,” dedim, “ama denemek istiyorum.”

O anda, içimde bir isyan yükseldi. “Anne, ben yoruldum. Hep başkaları için yaşadım. Senin için, babam için, iş arkadaşlarım için… Bir gün de kendim için yaşamak istiyorum.” Annem sustu. Gözleri bir anlığına doldu, ama hemen toparlandı. “Sen bilirsin,” dedi, “ama sonra pişman olma.”

O gece, eski defterlerimi karıştırdım. Üniversite yıllarında yazdığım şiirler, ilk iş günümde aldığım notlar, babamın bana yazdığı kısa bir mektup… Babamı kaybedeli on beş yıl oldu. O günden beri, annemle aramızda görünmez bir duvar örüldü. Babamın yokluğu, evin her köşesine sinmişti. Annem, acısını bana yansıttı belki de. Ben ise, onun sevgisini kazanmak için hep daha fazlasını yapmaya çalıştım.

Ertesi sabah, iş yerinde arkadaşım Zeynep’e açıldım. “Zeynep, kırk yaşımı kutlamak istiyorum. Gerçekten, büyük bir partiyle… Sence saçma mı?” dedim. Zeynep güldü, “Saçma mı? Tam tersi, harika! Hayat bir kere, Kasım. Kendin için bir şey yapmanın tam zamanı!” dedi. O an, içimde bir umut filizlendi. Belki de yalnız değilimdir.

Hazırlıklara başladım. Eski dostlarıma mesaj attım, iş arkadaşlarımı davet ettim. Hatta, yıllardır görüşmediğim kuzenim Melis’i bile aradım. Herkes şaşırdı, bazıları “Kırk yaş partisi mi?” diye sordu, ama çoğu sevindi. Annem ise hâlâ mesafeliydi. “Evde mi yapacaksın?” dedi. “Hayır, bir kafede. Herkes gelsin, eğlenelim istiyorum.” Annem başını salladı, “Sen bilirsin,” dedi yine.

Doğum günüme üç gün kala, annemle büyük bir kavga ettik. “Senin bu inatçılığın yüzünden yalnız kaldın!” dedi. “Kimseyle evlenmedin, çocuk yapmadın, şimdi de kırk yaşında çocuk gibi parti peşindesin!” Sözleri hançer gibi saplandı. “Anne, ben yalnız değilim. Sadece senin istediğin gibi biri olmadım diye beni cezalandırıyorsun!” dedim. Annem ağlamaya başladı. “Ben seni korumak istedim, Kasım. Hayat zor, insanlar acımasız. Senin üzülmeni istemedim.” O an, annemin de ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Babamdan sonra, o da hayata küsmüştü. Benim mutluluğumdan korkuyordu belki de, çünkü kendi mutluluğunu çoktan kaybetmişti.

Doğum günü akşamı, kafede masa hazırlamıştık. Zeynep, Melis, birkaç eski dostum ve iş arkadaşlarım geldi. Herkes gülüyor, eski anıları anlatıyordu. Bir an, kapı açıldı ve annem içeri girdi. Elinde küçük bir pasta vardı. Gözleri doluydu. “Kızım, iyi ki doğdun,” dedi. O an, yıllardır içimde biriken buzlar eridi. Anneme sarıldım. “Anne, ben seni hiç bırakmadım. Sadece kendim olmak istedim,” dedim. Annem başını salladı, “Biliyorum, kızım. Belki de ben de kendim olmayı unuttum,” dedi.

O gece, hayatımda ilk kez gerçekten kutlandığımı hissettim. Arkadaşlarım, ailem, hatta annem… Herkes oradaydı. Kırk yılın muhasebesini yaparken, geçmişin acılarını ve pişmanlıklarını bir kenara bırakıp, geleceğe umutla bakmayı öğrendim. Belki de hayat, tam da burada başlıyordu.

Şimdi size soruyorum: Sizin de içinizde, bir gün sadece kendiniz için yaşama isteği var mı? Yoksa hâlâ başkalarının gölgesinde mi kalıyorsunuz?