Kızımın Zengin Kocasından Ayrılmasını Neden İstemiyorum: Görünüşte Mükemmel Bir Ailenin Ardındaki Gerçekler
“Anne, ben artık dayanamıyorum!” Elif’in sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elindeki çay bardağını tezgâha öyle bir bıraktı ki, camın incecik sesi bile içimi titretti. O an, yıllardır kurduğum hayallerin, kızımın gözyaşlarıyla bir bir eridiğini hissettim. Elif, gözlerinde öfke ve çaresizlikle bana bakarken, ben de ona bakıyordum; ama annelik içgüdüsüyle değil, korkuyla. Çünkü biliyordum, bu evlilikte bir şeyler yolunda gitmiyordu ama yine de, kızımın o kapıdan çıkıp gitmesini istemiyordum.
Elif, üniversiteyi bitirdikten sonra Kerem’le tanıştı. Kerem, İstanbul’un en köklü ailelerinden birinin oğluydu. Babası eski bir milletvekili, annesi ise cemiyet hayatının tanınmış isimlerindendi. Elif’in gözleri Kerem’in arabasında, saatinde, ceketinin cebinden çıkan altın kartvizitinde parlıyordu. Ben ise, kızımın gözlerindeki o ışıltının ardında, çocukluğunda yaşadığımız yoksulluğun izlerini görüyordum. Elif, babasının iflas ettiği, evimize haciz memurlarının geldiği o günleri hiç unutmadı. O yüzden, Kerem’in teklifini kabul ettiğinde, ben de içimden “Belki de Elif’in kaderi değişir,” dedim. Ama kader, bazen altın tepside sunulan bir zehir olabiliyor.
Düğünleri dillere destan oldu. Gazetelerde fotoğrafları çıktı, herkes Elif’in şansından bahsetti. Ben ise, o büyük masalarda, altın tabaklarda sunulan yemekleri yerken, kızımın gözlerinin içine bakıyordum. O gözlerde bir huzursuzluk vardı. Kerem’in annesi, Elif’e her fırsatta “Bizim ailemize layık olmalısın,” diyordu. Elif, her gün biraz daha içine kapanıyordu. Ama yine de, bana hiçbir şey belli etmemeye çalışıyordu. Çünkü biliyordu, ben de onun gibi, yoksulluğun ne demek olduğunu çok iyi biliyordum. “Anne, ben mutlu olacağım, göreceksin,” dediğinde, ona inanmak istedim. Ama annelik yüreği, bazen en acı gerçeği bile hissediyor.
Yıllar geçti. Elif’in iki çocuğu oldu. Kerem, iş seyahatleriyle evde pek görünmez oldu. Elif, koca evin içinde yalnız bir gölgeye dönüştü. Bir gün, torunum Defne ateşler içinde yatarken, Elif bana “Anne, Kerem aramadı bile. Kızının hasta olduğunu umursamıyor,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Ama yine de, “Boşanmak kolay mı kızım? Çocuklarınız var, bir düşün,” dedim. Çünkü biliyorum, bu ülkede bir kadın boşandığında, en çok da çocuklar acı çekiyor. Hele ki, böyle zengin bir aileden boşanmak… Herkes konuşur, herkes suçlar. Elif’in arkasında duracak kimse olmaz. Ben bile bazen korkuyorum, “Ya Elif yalnız kalırsa?” diye.
Bir gün, Elif’in gözleri mosmor geldi yanıma. “Merdivenden düştüm,” dedi. Ama ben, o morluğun ardında Kerem’in öfkesini gördüm. “Kızım, ne olur anlat bana,” dedim. Elif sustu. O gece, sabaha kadar uyuyamadım. Kendi gençliğim aklıma geldi. Ben de babanla evlendiğimde, onun öfkesinden çok korkardım. Ama o zamanlar, boşanmak bir kadının aklından bile geçmezdi. “Kadın dediğin sabreder,” derlerdi. Ben de sabrettim. Ama Elif’in sabrı tükendi. “Anne, ben artık bu evde nefes alamıyorum. Çocuklarım da mutsuz. Kerem bana bağırıyor, aşağılıyor. Beni insan yerine koymuyor. Benim bir hayatım yok mu?” diye haykırdı bir gece. O an, içimden bir parça koptu. Ama yine de, “Kızım, dışarıda hayat daha zor. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Senin çocukların var, onların geleceğini düşün,” dedim. Çünkü biliyorum, bu ülkede bir kadın tek başına ayakta kalmak için bin kat daha fazla mücadele etmek zorunda.
Elif’in kararı kesinleştiğinde, Kerem’in ailesi hemen devreye girdi. “Bu ailede boşanma olmaz,” dediler. Elif’in telefonunu aldılar, sosyal medyasını kapattılar. Torunlarımı bana göstermediler. Ben ise, her gün kapının önünde, Elif’ten bir haber bekledim. Bir gün, Elif gizlice bana geldi. Gözleri şişmiş, elleri titriyordu. “Anne, ben artık dayanamıyorum. Yaşamak istemiyorum,” dedi. O an, ona sarıldım ve ağladım. “Kızım, ben de senin gibi korktum zamanında. Ama senin çocukların var. Onların geleceği için sabretmelisin. Dışarıda hayat çok acımasız. Kimse sana yardım etmez. Herkes seni suçlar. En yakınların bile sırtını döner. Senin yerin çocuklarının yanında, onların babasının evinde. Zenginlik kolay kazanılmıyor. Bir daha böyle bir hayatı bulamazsın,” dedim. Elif ise, “Anne, ben zenginliği istemiyorum. Ben sadece huzur istiyorum,” dedi. O an, ona verecek cevabım kalmadı.
Geceleri, Elif’in çocukluğunu düşünüyorum. O eski, rutubetli evde, sobanın başında bana sarılışını… O zamanlar, “Bir gün kızımın hayatı benden güzel olacak,” diye dua ederdim. Şimdi ise, Elif’in gözlerinde kendi gençliğimi görüyorum. O da benim gibi, başkalarının mutluluğu için kendi hayatından vazgeçiyor. Ama ben, bir anne olarak, onun acı çekmesini istemiyorum. Yine de, ona “Gitme,” diyorum. Çünkü biliyorum, bu toplumda bir kadın yalnız kaldığında, en çok da annesi acı çeker. Elif’in çocukları, annesiz büyürse, ben de kendimi affedemem. Belki de, Elif’in mutluluğu için değil, kendi korkularım için ona engel oluyorum. Ama hangi anne, çocuğunun acı çekmesini ister ki?
Bir gün, Elif bana “Anne, ben ne yaparsam yapayım, mutlu olamayacak mıyım?” diye sordu. O an, gözlerim doldu. “Kızım, hayat bazen bize zor seçimler sunar. Belki de, en doğru karar, en çok acı verendir,” dedim. Elif sustu. Ben de sustum. O günden sonra, her gece dua ediyorum. “Allah’ım, kızımı koru. Ona güç ver. Ona doğru yolu göster.”
Şimdi, bu satırları yazarken, Elif’in odasında, onun çocukluğundan kalan bir oyuncak ayıyı tutuyorum. O ayı, Elif’in en zor günlerinde ona umut olmuştu. Şimdi ise, ben o umudu kaybetmekten korkuyorum. Elif’in kararına saygı duymak istiyorum ama bir anne olarak, onun yalnız kalmasından, çocuklarının mutsuz olmasından, toplumun acımasızlığından korkuyorum. Belki de, Elif’in mutluluğu için değil, kendi korkularım için ona engel oluyorum. Ama hangi anne, çocuğunun acı çekmesini ister ki?
Siz olsanız, kızınızın mutsuzluğuna rağmen, onu zengin bir hayata mahkûm eder miydiniz? Yoksa, her şeye rağmen, kendi yolunu çizmesine izin verir miydiniz?