Bir Gece, Bir Not: Hayatımı Değiştiren Karşılaşma

“Yeter artık, Zeynep! Bir iş bulamadın gitti, evde oturmaktan başka bir şey yaptığın yok!” Annemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, içimdeki bütün umutlar bir anda sönmüş gibi hissettim. Babam ise her zamanki gibi sessizdi; gözlerini yere dikmiş, çayını karıştırıyordu. Ben ise montumu kaptığım gibi kendimi dışarı attım. İstanbul’un o keskin, iliklere işleyen soğuğu yüzüme çarptı. Kadıköy’ün ara sokaklarında yürürken, ayaklarımın altındaki kar sularıyla karışmış çamur botlarımı ıslatıyordu.

Kafamda annemin sözleri dönüp duruyordu: “Senin yaşındakiler çoktan evlenip çocuk sahibi oldu, sen hâlâ işsizsin!” Oysa ben sadece biraz zaman istemiştim. Üniversiteden mezun olalı iki yıl olmuştu ama ne iş bulabilmiştim ne de hayallerime yaklaşabilmiştim. Her günüm, kariyer sitelerinde başvuru yapmakla ve reddedilmekle geçiyordu.

O gece, cebimde sadece beş lira vardı. Karnım açtı ama eve dönmek istemiyordum. Sahile doğru yürüdüm; vapur iskelesinin önünde bir simitçi arabası gördüm. Yanında yaşlıca bir adam, eski bir battaniyeye sarılmış, titriyordu. Göz göze geldik. Bir an duraksadım.

“Abla, bir simit alır mısın? Akşamdan beri satamadım,” dedi simitçi çocuk. Cebimdeki son paramı çıkardım, “Bir tane ver,” dedim. Simidi aldım ama yutkunamadım bile; boğazımda bir düğüm vardı. Yanımdaki yaşlı adam bana baktı, “Çayın var mı?” diye sordu kısık bir sesle.

Bir an düşündüm; cebimde başka param yoktu ama simidi ikiye böldüm, “Buyur amca,” dedim. Simidin yarısını ona uzattım. Simitçi çocuk da bize plastik bardakta sıcak çay verdi; belli ki o da halimize acımıştı.

Yaşlı adam elleriyle bardağı kavradı, “Allah razı olsun kızım,” dedi. Sonra cebinden buruşturulmuş bir not kağıdı çıkardı ve bana uzattı. “Bunu sakla,” dedi gözlerimin içine bakarak. “İçinde sana lazım olacak bir şey var.”

O an anlam veremedim ama notu aldım, cebime koydum. Adam yavaşça kalktı ve karanlıkta kayboldu. Simitçi çocuk bana baktı: “Onu herkes tanır buralarda, adı Mahmut Amca’dır. Hep böyle garip şeyler yapar.”

Eve dönerken annem hâlâ öfkeliydi. Kapıyı açtığımda, “Nerede kaldın?” diye bağırdı. Cevap vermedim; odama geçip montumu çıkardım ve cebimdeki notu hatırladım. Titreyen ellerimle kağıdı açtım:

“Hayat bazen en dipteyken başlar. Yarın sabah Moda’daki eski kitapçıya git. Orada seni bekleyen bir fırsat var.”

Bir an güldüm; saçma geldi. Ama ertesi sabah içimde garip bir umutla uyandım. Annemle yine tartıştık; “Nereye gidiyorsun?” dedi. “Bir iş görüşmesine,” dedim yalan söyleyerek.

Moda’ya yürüdüm; eski kitapçının önünde durdum. İçeri girdim; raflarda tozlu kitaplar, eski dergiler vardı. Tezgahta oturan orta yaşlı bir kadın bana baktı: “Sen Zeynep misin?”

Şaşkınlıkla başımı salladım.

“Mahmut Amca’dan haberin var mı?” dedi gülümseyerek.

“Dün gece tanıştık,” dedim.

Kadın bana bir dosya uzattı: “Mahmut Amca buranın sahibidir aslında; ama artık yaşlandığı için işleri devretmek istiyor. Bize güvenilir bir yardımcı lazımdı; seni önerdi.”

O an gözlerim doldu; hayatımda ilk defa biri bana inandı, bana güvendiğini hissettim.

Kitapçıda çalışmaya başladım; her gün yeni insanlarla tanışıyor, kitapların arasında kayboluyordum. Annem başta inanmadı; “Boş işlerle uğraşıyorsun,” dedi ama zamanla maaşımı eve getirince yumuşadı.

Bir gün Mahmut Amca tekrar geldi; elinde eski bir kitap vardı.

“Hayat bazen sana kapılarını kapatır ki sen yenilerini arayasın,” dedi.

O günden sonra her şey değişti; kitapçıda çalışırken kendi hikayemi yazmaya başladım, hayallerime yeniden sarıldım.

Şimdi düşünüyorum da; o gece cebimdeki son parayı paylaşmasaydım, o notu almasaydım hayatım nasıl olurdu? Bazen küçük bir iyilik, insanın kaderini değiştirebilir mi sizce de?