Geçmişin Gölgesinde Bir Çocuk: Sevginin Sınandığı Yıllar
“Beni neden sevmiyorsun?” diye sordu Zeynep, gözleri dolu dolu bana bakarken. O an, boğazıma bir yumru oturdu. Cevap veremedim. Çünkü ben de bilmiyordum. Belki de asıl sorun, onun varlığıyla Murat’ın geçmişinin gölgesinin evimize sızmasıydı.
Murat’la evlendiğimizde otuz iki yaşındaydım, o ise otuz üç. İkimiz de hayattan nasibini almış, kırık dökük umutlarla yeni bir başlangıç yapmaya çalışıyorduk. Murat’ın eski evliliğinden bir kızı vardı: Zeynep. Benimse çocukluğumdan beri hayalini kurduğum huzurlu bir ailem olmamıştı. Annemle babam hep kavga ederdi, ben ise hep arada kalırdım. Belki de bu yüzden, kendi ailemi kurarken huzurdan başka bir şey istememiştim.
Ama hayat, insanın planlarını pek umursamıyor. Murat’la evliliğimizin ilk yılı güzeldi; birlikte yeni bir hayat kuruyor, küçük mutluluklarla avunuyorduk. Ta ki Zeynep’in annesi yurtdışına gitmek zorunda kalana kadar… O günden sonra Zeynep haftanın beş günü bizimle kalmaya başladı. On yaşında, içine kapanık, annesini özleyen bir çocuktu. Ben ise ona nasıl yaklaşacağımı bilemiyordum.
Bir akşam sofrada Murat, “Zeynep’in okulda veli toplantısı varmış, sen gider misin?” dedi. O an içimden bir şeyler koptu. “Neden ben? Senin kızın, sen git!” dedim istemsizce. Murat’ın yüzü düştü, Zeynep ise başını önüne eğdi. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendime kızdım; neden bu kadar bencil olmuştum? Ama sonra düşündüm: Ben Zeynep’in annesi değildim ki… Onun gözlerinde hep yabancıydım.
Zaman geçtikçe aramızdaki mesafe büyüdü. Zeynep bana “Teyze” diyordu, “Anne” demeye hiç yanaşmadı. Ben de ona karşı hep mesafeli kaldım. Bazen Murat’la tartışmalarımız büyüyordu:
— Neden biraz daha anlayışlı olamıyorsun? O daha çocuk!
— Ben de insanım Murat! Her şey benim üstüme yıkıldı, farkında mısın?
Bir gün Zeynep’in odasında ağladığını duydum. Kapıyı tıklattım, içeri girdim. Yastığına sarılmıştı.
— Ne oldu Zeynep?
— Annemi özledim… Burada kendimi yabancı gibi hissediyorum.
O an içim acıdı ama sarılmaya cesaret edemedim. Sadece yanında oturdum. O da bana bakmadan ağlamaya devam etti.
Ailemden de destek göremedim. Annem telefonda, “Kendi çocuğun yok diye başkasının çocuğuna mı bakacaksın?” dediğinde içimdeki yalnızlık daha da büyüdü. Arkadaşlarım ise “Alışırsınız zamanla” deyip geçiştiriyordu.
Bir gün Murat eve geç geldi. Suratından düşen bin parça.
— Ne oldu?
— Zeynep okulda kavga etmiş… Müdür çağırıyor.
Ertesi gün okula birlikte gittik. Müdür, “Zeynep son zamanlarda çok içine kapanık, arkadaşlarıyla iletişim kuramıyor,” dediğinde suçluluk duygusu içimi kemirdi. Belki de ben ona sıcak davranabilseydim her şey farklı olurdu.
O gece Zeynep’in odasına girdim. Yanına oturdum.
— Biliyor musun Zeynep, ben de küçükken kendimi çok yalnız hissederdim…
İlk defa bana dikkatlice baktı.
— Annemle babam hep kavga ederdi… Ben de arada kalırdım.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra yavaşça elimi tuttu.
— Sen de mi?
Başımı salladım. O an aramızda görünmez bir bağ oluştuğunu hissettim ama bu bağ hemen güçlenmedi.
Aylar geçti. Zeynep bazen bana gülümsedi, bazen yine içine kapandı. Ben ise sabretmeye çalıştım ama içimdeki huzursuzluk hiç geçmedi. Murat’la aramızda soğuk rüzgarlar esiyordu artık.
Bir akşam Murat patladı:
— Sen hiç denemiyorsun bile! Sadece kendi rahatını düşünüyorsun!
O an gözyaşlarımı tutamadım.
— Senin geçmişinle yaşamak zorunda kalan benim! Hiç düşündün mü bunu?
Murat kapıyı çarpıp çıktı. Evde sadece ben ve Zeynep kaldık. Sessizce yanıma geldi.
— Kavga ettiniz değil mi?
— Evet…
— Ben yüzünden mi?
— Hayır Zeynep… Kimsenin suçu yok aslında…
O gece ilk defa ona sarıldım. O da bana sıkıca sarıldı.
Zamanla aramızdaki buzlar biraz eridi ama hiçbir zaman tam anlamıyla anne-kız olamadık. Yine de birbirimize alıştık; ben onun yaralarını anlamaya çalıştım, o da benim eksikliklerimi kabullendi.
Şimdi geriye dönüp bakınca düşünüyorum: Acaba daha fazla çabalasaydım her şey farklı olur muydu? Ya da bazı yaralar asla kapanmaz mı? Sizce geçmişin gölgesinden kurtulmak mümkün mü?