Gidişin Geri Dönüşü Olmaz: Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Elif, ne yaptın sen?!” Annemin sesi, hastane koridorunda yankılandı. O an, zaman dondu sanki. Ellerim titriyordu, gözlerimden yaşlar süzülüyordu ama içimdeki boşluk her şeyden daha ağırdı. Oğlum Emir’in minik ellerini son kez tutarken, içimdeki fırtına beni paramparça ediyordu. Annemle babam yanımda duruyordu ama aramızda görünmez bir duvar vardı; onların gözlerinde öfke, hayal kırıklığı ve biraz da korku vardı.
Beni anlamalarını beklemiyordum zaten. Onlara göre, bir kadın her koşulda anneliği kabul etmeli, ne olursa olsun çocuğuna sahip çıkmalıydı. Ama ben… Ben o gücü kendimde bulamıyordum. Emir’in babası, Serkan, hamile olduğumu öğrendiğinde ortadan kaybolmuştu. “Ben hazır değilim,” demişti telefonda, “Kusura bakma Elif.” O günden sonra bir daha sesini duymadım. Ailem ise bu utancı kaldıramayacaklarını söyleyip beni aylarca eve kapattı. Her gün aynı cümleler: “Kız başına bu ne rezillik?”, “Bizim yüzümüzü yere eğdin.”
Doğum günü geldiğinde, hastane odasında yalnızdım. Annem kapının dışında bekliyordu, babam ise hiç gelmemişti bile. Emir’in ağlamasıyla irkildim. Hemşire bana oğlumu uzattığında gözlerim doldu; ama içimde bir yer hâlâ buz gibiydi. Onu kucağıma aldığımda, anneliğin mucizesini hissetmem gerekirken sadece korku ve suçluluk vardı. “Ben iyi bir anne olamayacağım,” dedim kendi kendime. “Onu mutlu edemeyeceğim.”
O gece, hastanenin loş koridorlarında yürürken annem kolumdan tuttu: “Elif, bu çocuğu bırakıp eve geleceksin. Biz bakamayız, sen de bakamazsın.” Gözlerimi kaçırdım. İçimden bir ses bağırıyordu: “Hayır! O benim oğlum!” Ama sesim çıkmadı. Sanki boğazımda bir düğüm vardı.
Sabah olduğunda, Emir’i son kez öptüm. Hemşireye teslim ederken ellerim buz kesti. “Lütfen ona iyi bakın,” dedim titrek bir sesle. Hemşirenin gözlerinde acıma vardı ama hiçbir şey söylemedi. Annemle birlikte hastaneden çıktık. O an hayatımın en büyük parçasını orada bırakmıştım.
Aylarca evden çıkmadım. Komşuların fısıltıları, akrabaların bakışları… Herkesin dilinde aynı soru: “Elif’in çocuğu nerede?” Annem bana yemek getiriyor ama göz göze gelmiyorduk. Babam ise sanki ben hiç yokmuşum gibi davranıyordu. Geceleri uyuyamıyor, Emir’in ağlama sesini hayal ediyordum. Her sabah uyanınca ilk düşündüğüm şey onun nerede olduğu, iyi olup olmadığıydı.
Bir gün cesaretimi topladım ve anneme sordum: “Anne, Emir’i görebilir miyim?” Annem yüzüme bile bakmadan, “O defter kapandı Elif,” dedi. “Kendine yeni bir hayat kur.” Ama nasıl? İçimdeki boşluğu hiçbir şey doldurmuyordu.
Bir süre sonra psikolojik destek almaya başladım. Psikologum Ayşe Hanım’a her şeyi anlattım; Serkan’ın gidişini, ailemin baskısını, kendi korkularımı… Ayşe Hanım sessizce dinledi ve sonunda şöyle dedi: “Elif, kendini affetmeden iyileşemezsin.” Ama nasıl affedebilirdim ki? Bir anne çocuğunu nasıl bırakır?
Yıllar geçti. Üniversiteye başladım, yeni arkadaşlar edindim ama içimdeki yara hiç kapanmadı. Her Anneler Günü’nde içim sızladı; sokakta bir çocuk ağladığında gözlerim doldu. Bir gün üniversiteden arkadaşım Zeynep’le dertleşirken dayanamayıp her şeyi anlattım. Zeynep uzun süre sessiz kaldı, sonra elimi tuttu: “Bazen hayatta öyle anlar olur ki, doğru olanla mümkün olan aynı şey değildir,” dedi.
Bu sözler bana biraz olsun nefes aldırdı ama yine de geceleri Emir’in hayalini görüyordum. Acaba şimdi neredeydi? Mutlu muydu? Onu evlat edinen aile ona iyi bakıyor muydu? Bir gün karşılaşsak beni tanır mıydı?
Bir akşam babamla ilk defa bu konuyu konuşmaya cesaret ettim. Yemekten sonra sessizce otururken sordum: “Baba, hiç pişman oldun mu?” Babam başını öne eğdi: “Kızım… Biz de çok acı çektik. Ama o zaman başka çaremiz yoktu sandık.” Gözlerinde yaşlar vardı; ilk defa onu bu kadar kırılgan gördüm.
Yıllar sonra annem hastalandı. Hastane odasında başında beklerken elimi tuttu: “Elif… Belki de sana haksızlık ettik,” dedi kısık bir sesle. O an içimde bir şeyler koptu; anneme sarıldım ve ikimiz de uzun süre ağladık.
Şimdi 32 yaşındayım. Hayat bana ikinci bir şans verdi; evlendim ve bir kızım oldu. Ama Emir’in yeri hep ayrı kaldı içimde. Onu hiç unutmadım, unutamam da… Bazen kızımla oynarken gözlerim dalıyor; acaba Emir şimdi ne yapıyor diye düşünüyorum.
Bazen düşünüyorum da… Bir insan kendini gerçekten affedebilir mi? Toplumun yargılarıyla başa çıkmak mümkün mü? Siz olsaydınız ne yapardınız? Lütfen bana yazın… Çünkü bazen tek ihtiyacımız olan şey biraz anlayış ve biraz merhamet.