Annemin Gölgesinde: Kendi Hayatımı Kurmaya Çalışırken
“Bunu giymeyeceğim anne!” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. Annem, elinde ütülü pembe gömlekle kapının önünde durmuş, gözleri dolmuş bana bakıyordu. “Ama kızım, bu sana çok yakışıyor. Hem bak, komşunun kızı da böyle giyiyor,” dedi titrek bir sesle. O an, içimde bir şeyler koptu. Yine onun istediği gibi olmamı bekliyordu. Yine kendi seçimlerimi hiçe sayıyordu.
Küçüklüğümden beri annem her şeyimi kontrol etmek isterdi. Oyuncaklarımı o seçerdi, hangi çizgi filmi izleyeceğime o karar verirdi. İlkokulda arkadaşlarımı eve çağırmak istediğimde, annem önce ailelerini araştırır, sonra izin verirdi. “Senin iyiliğin için,” derdi hep. Ama ben, onun iyiliğiyle kendi özgürlüğüm arasında sıkışıp kalmıştım.
Bir gün okuldan eve dönerken, arkadaşım Elif bana “Senin annen biraz fazla karışmıyor mu?” diye sorduğunda, utancımdan yüzüm kızarmıştı. O an fark ettim ki, sadece ben değil, çevremdeki herkes annemin gölgesini hissediyordu. Liseye geçtiğimde işler daha da zorlaştı. Annem, hangi bölümü seçeceğimden hangi kurslara gideceğime kadar her şeye karışıyordu. “Senin için en iyisini ben bilirim,” diyordu. Ama ben artık kendi hayatımı yaşamak istiyordum.
Bir akşam babamla tartışırken duydum onları. Annem ağlıyordu: “Ben sadece onun iyi olmasını istiyorum. Neden anlamıyor?” Babam ise sessizce başını sallıyordu. O an içim acıdı ama yine de annemin sevgisinin boğucu olduğunu anlatamadım.
Üniversite sınavına hazırlanırken, annem her gün başımda beklerdi. “Yeterince çalıştın mı? Şunu da çöz bakayım,” derdi. Arkadaşlarım dışarıda gezerken ben evde test çözüyordum. Bir gün dayanamadım: “Anne, biraz nefes almak istiyorum!” dedim. Gözlerinden yaşlar süzüldü: “Ben senin kötülüğünü ister miyim?”
Üniversiteyi başka şehirde kazandığımda annem yıkıldı. “Beni bırakıp gidiyorsun,” dedi. Oysa ben sadece kendim olmak istiyordum. Taşındığım gün kapıda bana sarılırken hıçkırıklarını bastıramadı: “Kim bakacak sana? Kim ilgilenecek?”
İlk haftalar zor geçti. Annem her gün aradı, ne yediğimi, ne giydiğimi, kimlerle görüştüğümü sordu. Bir gün telefonda ona yalan söyledim: “Ders çalışıyorum anne.” Oysa arkadaşlarımla dışarıdaydım. Suçluluk duygusu içimi kemirdi ama başka çarem yoktu.
Bir gün yurtta hastalandım. Annemi aramadım çünkü hemen geleceğini biliyordum. Arkadaşım Zeynep bana çorba yaptı, başımda bekledi. O an anladım ki, annemin sandığı kadar aciz değildim.
Bir ay sonra eve ziyarete gittiğimde annem beni kapıda karşıladı. Yüzünde endişe vardı: “Çok zayıflamışsın, yemek yemiyor musun?” Sofrada önüme tabak tabak yemek koydu. Her lokmada çocukluğuma döndüm; yine onun istediği gibi davranmam bekleniyordu.
Akşam odama geldiğinde sessizce oturdu yanıma. “Kızım,” dedi, “ben sensiz ne yapacağım?” O an gözlerim doldu. Annemin sevgisiyle özgürlüğüm arasında sıkışıp kalmıştım.
Bir gece babamla mutfakta konuşurken duydum onu: “Kızımız büyüdü artık,” dedi babam yavaşça. Annem ise fısıldadı: “Ama ben onsuz kimim ki?”
O gece uyuyamadım. Annemin sevgisiyle beni boğduğunu biliyordum ama onun yalnızlığını da hissediyordum. Sabah kahvaltıda ona sarıldım: “Anne, seni seviyorum ama kendi hayatımı kurmak istiyorum.” Gözleri doldu: “Ben de seni seviyorum kızım ama korkuyorum.”
O günden sonra aramızda bir mesafe oluştu. Annem hâlâ arıyor, hâlâ soruyor ama artık daha az müdahale ediyor. Ben de ona daha çok anlatmaya başladım; yaşadıklarımı, hissettiklerimi paylaşıyorum.
Geçenlerde bir akşamüstü balkonda otururken annem yanıma geldi: “Sana güvenmeyi öğreniyorum,” dedi sessizce. O an içimde bir huzur hissettim ama biliyorum ki bu süreç kolay olmayacak.
Şimdi bazen düşünüyorum: Annemin sevgisiyle özgürlüğüm arasında denge kurmak mümkün mü? Ya da birini seçmek zorunda mıyız? Sizce anneler çocuklarını bırakmayı nasıl öğrenir? Ben annemi üzmeden kendi yolumu bulabilecek miyim?