O Gitti… Çünkü Sevdi, O Geldi… Çünkü Sevdi
“Baba, lütfen… Bir kere de beni dinle!” diye bağırdım, sesim titreyerek. Annem mutfakta sessizce ağlıyor, babam ise ellerini masaya vuruyordu. “Senin yerin İstanbul’da, burada değil! O kadar okudun, şimdi köye mi döneceksin?” dedi babam, gözleri öfkeyle dolu. O an, içimdeki fırtına dışarı taştı. İstanbul’da boğuluyordum; işim vardı, evim vardı ama huzurum yoktu. Her sabah metrobüste ezilmekten, akşam eve yorgun argın dönmekten bıkmıştım. Bir de üstüne, yıllardır süren yalnızlık… Ne kadar kalabalıkta olursam olayım, kendimi hep yapayalnız hissediyordum.
O gece valizimi topladım. Annem kapıda durdu, gözleri yaşlı: “Oğlum, orada ne bulacaksın?” Sadece başımı eğdim. Babam arkamdan bağırdı: “Dönmeye kalkma sakın!” Kapıyı kapattığımda içimde bir boşluk vardı ama aynı zamanda hafiflik de hissettim. Otobüsle Karadeniz’e, çocukluğumun geçtiği köye döndüm.
Köyde ilk sabahımda, eski evimizin önünde durdum. Bahçede ceviz ağacı hâlâ duruyordu. Komşular beni görünce şaşırdı. “Hoş geldin Yusuf,” dedi yaşlı Mehmet Amca. “Şehirden kaçan çok oldu ama geri döneni ilk defa görüyorum.” Gülümsedim ama içimde bir burukluk vardı.
Evde temizlik yaparken eski bir defter buldum. Lise yıllarında yazdığım şiirler… Ve bir fotoğraf: Zeynep’le birlikte çekildiğimiz mezuniyet günü. Zeynep… O zamanlar köyün en güzel kızıydı. Sonra ailesiyle birlikte Trabzon’a taşınmıştı. Yıllardır hiç haber alamamıştım.
Bir hafta sonra köy meydanında yürürken, uzaktan tanıdık bir ses duydum: “Yusuf! Sen misin?” Döndüm; Zeynep karşımdaydı. Saçları eskisi gibi uzun değildi ama gözleri hâlâ aynı parlıyordu. “Sen burada ne yapıyorsun?” dedi şaşkınlıkla. “Kaçtım,” dedim gülerek. “Şehirden kaçtım.” O da gülümsedi: “Ben de yeni döndüm. Babam hastalandı, ona bakmak için geldim.”
O günden sonra Zeynep’le sık sık görüşmeye başladık. Birlikte dere kenarında yürüyüşler yaptık, eski günleri andık. Ama köyde dedikodu çabuk yayılırdı. Bir gün annem bana fısıldadı: “Oğlum, Zeynep’in ailesiyle aramızda eski meseleler var. Dikkatli ol.” Babam ise daha sertti: “O kızdan uzak dur! Bizim ailemize yakışmaz.”
İçimde bir savaş başladı. Bir yanda yıllardır özlediğim huzur ve Zeynep’in sıcaklığı; diğer yanda ailemin beklentileri ve köyün baskısı… Bir akşam Zeynep’le dere kenarında otururken, gözleri doldu: “Yusuf, ben de seni unutamadım ama ailelerimiz… Bizi rahat bırakmazlar.” Elini tuttum: “Zeynep, ben artık başkalarının hayatını yaşamaktan yoruldum. Bir kere de kendi hayatımı yaşamak istiyorum.”
Ama işler düşündüğüm kadar kolay değildi. Babam köy kahvesinde herkese duyurdu: “Oğlum şehirde okudu, büyük adam oldu; şimdi gelip burada eski defterleri açıyor!” İnsanlar bana tuhaf bakmaya başladı. Annem ise her gece dua ediyordu: “Allah’ım oğlumu koru…”
Bir gün Zeynep’in babası kapımıza geldi. Yüzü asıktı: “Yusuf Bey, kızımla görüşmeni istemiyorum. Bizim ailemiz bu köyde saygındır.” Babam hemen atıldı: “Merak etmeyin, oğlum da haddini bilecek!” O gece odama kapanıp ağladım. Kendimi çaresiz hissettim; ne ailemi ne de Zeynep’i üzmek istiyordum.
Ertesi sabah Zeynep bana bir mektup bıraktı: “Yusuf, belki de kaderimiz bu değil… Belki de herkesin istediği gibi yaşamalıyız.” Mektubu okurken ellerim titredi. O an karar verdim; ya kendi hayatımı yaşayacaktım ya da sonsuza kadar başkalarının isteklerine boyun eğecektim.
Köy meydanında herkesin önünde Zeynep’in elini tuttum: “Ben Yusuf! Artık kendi yolumu seçeceğim. Kimseyi kırmak istemem ama kalbimin sesini dinleyeceğim.” Herkes sustu; sadece annemin ağlama sesi duyuluyordu.
O günden sonra köyde işler daha da zorlaştı. Komşular selam vermemeye başladı, babam günlerce konuşmadı benimle. Ama Zeynep’le birlikte bahçede çay içerken, ilk defa gerçekten mutlu olduğumu hissettim.
Aylar geçti; ailem yavaş yavaş kabullenmeye başladı. Annem bir gün yanıma gelip sessizce sarıldı: “Sen mutluysan ben de mutluyum oğlum.” Babam ise hâlâ sertti ama artık eskisi kadar karşı çıkmıyordu.
Şimdi bahçede oturup çay içerken düşünüyorum: Hayatımızı başkalarının beklentilerine göre mi yaşamalıyız? Yoksa kalbimizin sesini mi dinlemeliyiz? Siz olsanız ne yapardınız?