“Sen Anne Değil, Uğursuzsun!”: Bir Türk Kadınının Sessiz Çığlığı
“Senin yüzünden oldu! Emir hasta çünkü sen annelik yapamıyorsun! Defol git bu evden, seni bir daha görmek istemiyorum!”
Murat’ın sesi, apartmanın duvarlarını titretecek kadar yüksekti. O an, mutfağın ortasında, elimde Emir’in ateşini düşürmek için hazırladığım ıslak bezle kalakaldım. Gözlerim doldu, ama ağlayamadım. Sanki gözyaşlarım bile benden kaçıyordu artık. Oğlumun odasından gelen hırıltılı nefesini duyabiliyordum. İçimdeki korku ve suçluluk birbirine karıştı.
O geceyi asla unutamam. Emir üç yaşındaydı ve bir haftadır ateşi düşmüyordu. Doktorlar viral enfeksiyon dedi, ama Murat’a göre suçlu bendim. “Sen dikkat etmedin! Senin yüzünden çocuk hasta oldu!” diye bağırıyordu. Anneliğim, kadınlığım, insanlığım… Hepsi bir anda yerle bir oldu.
Murat’ın annesi, Fatma Hanım da salona girdi. “Ben sana demedim mi oğlum? Bu kızdan hayır gelmez. Bizim ailemize uğursuzluk getirdi,” dedi. O an, yalnızca Murat’ın değil, tüm ailenin gözünde suçlu olduğumu anladım. Sanki ben Emir’i hasta etmek için uğraşmıştım.
O gece, valizimi hazırlarken Emir’in yanına son bir kez girdim. Yanağına dokundum, ateşi hâlâ yüksekti. “Anneciğim, gitme…” diye fısıldadı uykusunda. İçim paramparça oldu. Ama Murat kapıda dikiliyordu: “Çabuk ol! Daha fazla burada kalamazsın.”
Sokakta yağmur yağıyordu. Annemin evine yürürken ayaklarım titriyordu. Her adımda içimdeki suçluluk büyüdü. Annem kapıyı açınca gözlerime baktı ve hiçbir şey sormadan sarıldı bana. O an ağlamaya başladım; yıllardır tuttuğum gözyaşlarım sel oldu aktı.
Sabaha kadar uyuyamadım. Annem çay demledi, başucumda oturdu. “Kızım, kimse anneliğini sorgulayamaz,” dedi. Ama ben inanamıyordum. Murat’ın sözleri beynimde yankılanıyordu: “Sen anne değil, uğursuzsun!”
Ertesi gün Emir’i görmek için aradım ama Murat telefonu açmadı. Fatma Hanım mesaj attı: “Senin gibi bir anneye ihtiyacı yok Emir’in.” O an anladım ki bu savaşta yalnızdım.
Günler geçti, her gece oğlumun odasında olmadığım için kendimi suçladım. Komşular fısıldaşıyordu: “Kocasından kovulmuş… Çocuğunu hasta etmiş…” Mahallede yürürken herkesin bakışları üzerimdeydi. Türk toplumunda bir kadının evinden kovulması utançtır; hele ki anne olarak suçlanmak…
Bir gün Murat aradı: “Emir hastaneye kaldırıldı.” Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Hemen hastaneye koştum. Emir’i yoğun bakımda gördüm; minik elleri serumlara bağlıydı. Yanında Fatma Hanım vardı, beni görünce yüzünü çevirdi.
Doktorla konuştum: “Çocuğunuzun bağışıklık sistemi zayıf, bu tür enfeksiyonlar olabilir,” dedi. Yani suçlu ben değildim! Ama bunu kimseye anlatamadım.
Murat’la koridorda karşılaştık. Gözleri kan çanağı gibiydi; uykusuz ve yorgundu. “Bak işte! Sen yokken daha da kötü oldu!” dedi bana. O an içimde bir şey koptu.
“Ben annesiyim! Onu görmek hakkım!” diye bağırdım ilk defa. Hastane koridorunda herkes bize bakıyordu ama umurumda değildi artık.
Fatma Hanım araya girdi: “Senin yüzünden bu çocuk bu halde!”
“Yeter!” dedim titreyen sesimle. “Ben elimden geleni yaptım! Hiçbir anne çocuğunu hasta etmek istemez!”
O an Murat’ın gözlerinde bir tereddüt gördüm; ama hemen kayboldu.
Emir günlerce hastanede kaldı. Ben her gün ziyaret ettim; bazen gizlice, bazen hemşirelerin yardımıyla… Bir gece Emir’in başında dua ederken hemşire Ayşe Hanım yanıma geldi:
“Kimse sizi suçlayamaz,” dedi sessizce. “Ben de anneyim; bazen elimizden bir şey gelmez.”
O sözler bana güç verdi. Kendi ayaklarım üzerinde durmam gerektiğini anladım.
Emir taburcu olduktan sonra Murat boşanma davası açtı. Mahkemede avukatlar konuştu, ben sustum; çünkü içimdeki acıyı anlatacak kelime bulamıyordum.
Hakim bana döndü: “Çocuğunuzun velayetini istiyor musunuz?”
Gözlerim doldu: “O benim her şeyim… Onsuz yaşayamam.”
Murat ise hâlâ öfkeliydi: “Bu kadın çocuğa bakamaz!”
Mahkeme süreci aylar sürdü. Her duruşmada yargılandım; sadece eşim ve kayınvalidem değil, toplum da beni mahkum etti.
Bir gün Emir’le görüş iznim çıktı. Parkta buluştuk; minik elleriyle bana sarıldı:
“Anne, seni çok özledim…”
O an anladım ki annelik sadece biyolojik değil; sevgiyle, sabırla, mücadeleyle olurdu.
Şimdi kendi evimde yaşıyorum; çalışıyorum, ayakta duruyorum. Emir’le her hafta görüşüyorum. Hayat kolay değil; ama artık biliyorum ki hiçbir kadın anneliği için yargılanmamalı.
Bazen geceleri hâlâ Murat’ın o sözleri kulağımda yankılanıyor: “Sen anne değil, uğursuzsun!”
Ama sonra Emir’in bana sarıldığı o günü hatırlıyorum ve kendime soruyorum:
Bir annenin sevgisi gerçekten yargılanabilir mi? Sizce toplumumuzda kadınlara yapılan bu haksızlık ne zaman bitecek?