Oğlumun Düğünü, Annemin Yüreğindeki Fırtına

“Oğlum, bu gece gerçekten evleniyor musun?” diye fısıldadım kendi kendime, elimdeki beyaz mendili sımsıkı tutarken. Salonun ortasında, ışıklar altında dönen Kazım’ı izliyordum; yanında yeni gelinimiz Elif, yüzünde kocaman bir gülümseme. Herkes alkışlıyor, kahkahalar yükseliyordu. Ama benim içimde bir yer, sanki bir türlü huzur bulamıyordu.

İki gün önce İstanbul’dan kalkıp Ankara’ya geldim. Oğlumun düğünü için her şey hazırdı; Elif’in ailesiyle ilk kez tanışacaktım. Kapıdan girer girmez Elif’in annesi Gülseren Hanım beni sarılarak karşıladı. “Hoş geldiniz Zeynep Hanım, çok heyecanlıyız vallahi!” dedi. Gülseren Hanım’ın sıcaklığına rağmen içimdeki gerginlik bir türlü geçmedi. Oğlum Kazım kapıda bana sarılırken, “Anne, iyi ki geldin. Sensiz olmazdı,” dedi. Gözlerim doldu ama belli etmedim.

Hazırlıklar sırasında herkes bir telaş içindeydi. Elif’in babası Kemal Bey sürekli bir şeyler taşıyor, kız kardeşi Derya ise çiçekleri düzenliyordu. Ben ise mutfakta, baklavaların başında annemden kalma tarifle uğraşıyordum. Bir ara Gülseren Hanım yanıma geldi: “Zeynep Hanım, siz de çok yoruldunuz, biraz dinlenseniz mi?” dedi. Gülümsedim ama içimde bir burukluk vardı. Çünkü oğlumun hayatında artık başka bir kadın daha vardı; Elif’in annesi…

Düğün günü geldiğinde, sabahın erken saatlerinde uyanmıştım. Odamda oturup eski fotoğraflara baktım; Kazım’ın bebekliği, ilkokul mezuniyeti, askere gidişi… Her anı gözümün önünden geçti. “Şimdi büyüdü de gidiyor mu gerçekten?” diye düşündüm. İçimde bir boşluk hissettim; sanki yıllarca emek verdiğim, her derdine koştuğum oğlum artık benden uzaklaşacaktı.

Düğün salonuna girdiğimizde herkes göz kamaştırıcıydı. Elif’in ailesiyle yan yana oturduk. Kazım yanıma gelip elimi tuttu: “Anne, heyecanlı mısın?” dedi. “Hem de nasıl,” dedim ama sesim titriyordu. O an Elif’in annesiyle göz göze geldik; o da duyguluydu ama yüzünde huzurlu bir ifade vardı. Ben ise içimde fırtınalar kopuyordu.

Nikah memuru geldiğinde herkes sustu. Kazım ve Elif’in isimleri okunurken kalbim yerinden çıkacak sandım. “Kazım Yılmaz, Elif Demir’i eş olarak kabul ediyor musunuz?” sorusu duyulduğunda oğlumun sesi kararlıydı: “Evet!” O an gözlerimden yaşlar aktı; mutluluk muydu, yoksa kaybetmenin acısı mıydı bilmiyorum.

Düğün ilerledikçe herkes eğleniyordu ama ben sürekli oğlumu izliyordum. Bir ara Elif’in annesi yanıma yaklaştı: “Zeynep Hanım, siz de piste gelsenez,” dedi. Başımı salladım ama kalkamadım. İçimdeki huzursuzluk büyüyordu. O anda Kazım yanıma geldi: “Anne, iyi misin? Bir şeye mi üzüldün?” diye sordu. Gözlerimi kaçırdım: “Yok oğlum, sadece biraz duygulandım.”

Ama gerçek şu ki, oğlumun hayatında artık ikinci plandayım diye hissediyordum. Onun çocukluğunu, gençliğini ben yaşattım; şimdi ise başka bir aileyle yeni bir hayat kuruyor. Kendi annem aklıma geldi; ben evlenirken o da böyle hissetmiş miydi acaba?

Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes yavaş yavaş dağılırken Elif’in babası Kemal Bey yanıma oturdu: “Zeynep Hanım, siz de artık bizim ailemizdensiniz,” dedi. Sözleri içimi ısıttı ama yine de tam olarak rahatlayamadım.

Otele döndüğümde odada yalnız kaldım. Pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Bir anne olarak oğlumu gerçekten bırakabiliyor muyum? Yoksa onu kaybetmekten mi korkuyorum?”

Ertesi sabah Kazım ve Elif balayına gitmek için vedalaşmaya geldiler. Kazım bana sarıldı: “Anneciğim, seni çok seviyorum. Hiçbir şey değişmeyecek,” dedi. Ama biliyorum ki her şey değişecek…

Şimdi size soruyorum: Bir anne olarak oğlunuzu evlendirirken neler hissettiniz? Gerçekten bırakabiliyor musunuz, yoksa hep içinizde bir boşluk mu kalıyor?