Bir Babanın Sessizliği: Evin Kapısından Çıkarken

“Zeynep, ben artık dayanamıyorum. Biraz nefes almam lazım. Senin annenlere gitmen en iyisi olacak.”

Serkan’ın bu sözleri, gece yarısı mutfağın loş ışığında, Defne’nin aralıksız ağlamasının arasında bana bir tokat gibi çarptı. O an, ellerim titredi. Süt ısıttığım biberon yere düştü, cam kırıkları ayaklarımın dibine saçıldı. Defne’nin çığlığına kendi içimdeki sessiz çığlık karıştı. Gözlerim Serkan’ın gözlerinde bir cevap aradı; anlayış, şefkat ya da en azından bir özür… Ama o sadece yere bakıyordu, omuzları düşmüş, yüzünde yorgun bir ifade.

“Yani… Bizi gönderiyorsun?” dedim, sesim çatallandı.

“Zeynep, lütfen… Sadece birkaç gün. Uykusuzum, işte de perişanım. Sen de dinlenirsin annenlerde.”

O an içimde bir şeyler koptu. Annemlerin evine dönmek… Yirmi sekiz yaşında, yeni doğmuş bir bebekle, kocamdan ‘izinli’ olarak evden gönderilmek… O gece bavulumu hazırlarken Defne hâlâ ağlıyordu. Onu kucağıma aldım, gözyaşlarımı saklamadan saçlarına döktüm. “Kızım,” dedim fısıltıyla, “Baban bizi istemiyor mu?”

Sabaha karşı annemlerin kapısını çaldım. Annem şaşkınlıkla kapıyı açtı, babam arkamızdan sessizce baktı. Annem hemen Defne’yi kucağına aldı, “Kızım ne oldu?” diye sordu. “Serkan biraz dinlenmek istiyor,” dedim, yalan söylemekten utandım ama gerçek daha ağırdı.

İlk günler annem bana kol kanat gerdi. Defne’nin gazını çıkarmama yardım etti, bana sıcak çorba yaptı. Ama babamın bakışları hep üzerimdeydi; sanki ‘Evliliğini bile yürütemedin’ der gibiydi. Akşam yemeklerinde sessizlik vardı. Annem arada “Serkan aradı mı?” diye soruyordu. Aramıyordu.

Üçüncü gece Defne yine sabaha kadar ağladı. Annemle sırayla nöbet tuttuk. Sabah olduğunda gözlerim kan çanağı gibiydi. Annem elini omzuma koydu: “Kızım, Serkan’la konuşsan mı? Belki bir yanlış anlaşılma vardır.”

Telefonu elime aldım ama arayamadım. Ne diyecektim ki? ‘Bizi neden gönderdin?’ mi? ‘Yoruldum’ mu? O da yorgundu, ben de… Ama annelikte mola yoktu ki! Benim de uykusuzluğum vardı, benim de sabrım tükeniyordu ama kimse bana ‘Biraz ara ver’ demiyordu.

Bir hafta geçti. Serkan’dan tek bir mesaj geldi: “İyi misiniz?”

‘İyiyiz’ yazdım ama parmaklarım titredi. O gece annemle mutfakta otururken içimi döktüm:

“Anne, ben bu yükü tek başıma taşıyamam. Serkan’ın da sorumluluğu var ama kaçıyor gibi hissediyorum.”

Annem gözlerini kaçırdı: “Erkekler bazen böyle olur kızım… Belki de alışamadı henüz.”

Ama ben alışmak zorundaydım! Herkes benden güçlü olmamı bekliyordu. Komşular bile fısıldaşıyordu: “Zeynep geri dönmüş… Demek ki evde huzur yokmuş.”

Bir akşam babam sofrada aniden konuştu:

“Bak kızım, bu işler böyle yürümez. Evlilikte zorluk olur ama kaçmakla olmaz. Serkan’la yüz yüze konuşman lazım.”

O gece Defne’yi uyuttuktan sonra Serkan’ı aradım. Telefonu açtı, sesi yorgun ve uzak:

“Zeynep?”

“Serkan… Ne olacak şimdi? Ne kadar daha burada kalacağım?”

Uzun bir sessizlik oldu.

“Bilmiyorum Zeynep… Kafam çok karışık. Her şey üstüme geliyor gibi.”

Gözyaşlarımı tutamadım:

“Benim üstüme gelmiyor mu sanıyorsun? Ben de yalnız hissediyorum! Defne’nin her ağlamasında suçlu gibi hissediyorum kendimi… Senin kaçmaya hakkın var da benim yok mu?”

Serkan sustu. Sonra fısıldadı:

“Bilmiyorum… Belki de iyi bir baba olamayacağım.”

O an anladım ki mesele sadece yorgunluk değilmiş; Serkan korkuyordu, sorumluluktan kaçıyordu ve bu korkusunu bana yüklemişti.

Ertesi gün annemle konuştum:

“Anne, ben eve dönmek istiyorum ama aynı şekilde değil. Serkan’la konuşmam lazım, birlikte çözmemiz lazım.”

Annem başını salladı: “Doğru olan bu kızım.”

O akşam Defne’yi kucağıma aldım ve Serkan’ın evine döndüm. Kapıyı açtığımda Serkan şaşkınlıkla baktı bize; gözleri doldu.

“Zeynep… Ben—”

Elimi kaldırdım:

“Serkan, bu ev bizimse sorunlarımız da bizim. Kaçmak yok! Ben de korkuyorum ama birlikte aşacağız.”

O an Serkan’ın gözlerinden yaşlar süzüldü; ilk kez duygularını açıkça gösterdi.

O günden sonra kolay olmadı; Defne hâlâ ağladı, biz hâlâ tartıştık ama artık kaçmak yoktu. Birlikte ağladık, birlikte güldük.

Şimdi bazen geceleri Defne’yi uyuturken düşünüyorum: Bir aile olmak sadece güzel anlarda değil, en zor zamanlarda da birbirine tutunmak değil mi? Peki siz olsanız ne yapardınız? Kaçmayı mı seçerdiniz yoksa kalıp savaşmayı mı?