Hayatıma Giren Yeni Amca: Amca Şevket’in Gölgesinde

“Kalk Kaan, Amca Şevket geldi. Hadi, ayıp olmasın!” Annemin sesi, sabahın köründe odamı delip geçti. Gözlerimi ovuştururken, içimde bir ağırlık hissettim. Babamın gidişinden sonra evimize giren her yabancı, bana korku veriyordu. Annem ise, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. O sabah, mutfağa girdiğimde Amca Şevket’i ilk kez gördüm. Kısa boylu, tombul, kıvırcık saçlı bir adamdı. Gözleri küçük ve parlaktı, ama bakışlarında bir çocuk saflığı vardı. Yüzünde sürekli bir gülümseme, ama bana göre bu gülümsemenin ardında bir yabancılık gizliydi.

“Gel bakalım Kaan, seninle tanışalım,” dedi annem. Şevket Amca elini uzattı. Tereddütle yaklaştım; babamdan sonra hiçbir erkeğe yaklaşmak istemiyordum. Elini sıktığımda, avuçlarım buz kesti sanki. Şevket Amca gülmeye başladı: “Korkma oğlum, ben de senin gibi çocuktum bir zamanlar.” Annem hemen lafa girdi: “Şevket abim çok iyi insandır, bak göreceksin.” Ama ben annemin gözlerinde bile bir yabancılık görüyordum artık.

O gün kahvaltı masasında herkes konuşurken ben sessizce ekmeğimi kemiriyordum. Şevket Amca arada bana şakalar yapıyor, ama ben sadece başımı sallıyordum. Annem ise her zamanki gibi onun tarafını tutuyordu: “Kaan biraz utangaçtır, alışır yakında.” Ama ben alışmak istemiyordum. Babamın sesi hâlâ kulaklarımdaydı; onun kahkahası, onun bana sarılışı… Şimdi ise evde başka bir adamın sesi yankılanıyordu.

Günler geçtikçe Şevket Amca evde daha çok kalmaya başladı. Annemle birlikte alışverişe gidiyorlar, akşamları televizyon izliyorlardı. Ben ise odama kapanıyor, eski fotoğraflara bakıyordum. Bir gün annem kapımı çaldı: “Kaan, neden Şevket Amca’yla konuşmuyorsun? O da bizim ailemizden biri artık.” O an içimde bir öfke patladı: “Benim ailem yok artık! Babam gitti ve sen hemen başkasını getirdin!” Annem sustu. Gözlerinde yaşlar birikti ama bana sarılmadı. O an anladım ki, annem de yalnızdı ve bu yalnızlığı Şevket Amca’yla doldurmaya çalışıyordu.

Bir akşam, Şevket Amca odama geldi. Elinde eski bir futbol topu vardı. “Seninle top oynamak isterim,” dedi. Başta reddettim ama ısrar etti. Sonunda dışarı çıktık. Topu bana attı; ben de ona geri attım. Birkaç dakika sonra istemeden de olsa gülmeye başladım. O an sanki babam yanımdaymış gibi hissettim. Ama bu his uzun sürmedi. Eve döndüğümüzde annem mutlu görünüyordu: “Bak işte oğlum da alışıyor sana.” Oysa ben sadece eski günleri özlüyordum.

Okulda da işler iyi gitmiyordu. Arkadaşlarım babamın neden evde olmadığını soruyordu. Kimseye anlatamıyordum; “Babam başka bir şehirde çalışıyor,” diyordum yalanla. Bir gün öğretmenim Ayşe Hanım beni kenara çekti: “Kaan, son zamanlarda çok dalgınsın. Bir sorun mu var?” Gözlerim doldu ama konuşamadım. Sadece başımı salladım.

Bir gece annemle tartıştık. “Neden babamı geri getiremiyorsun?” diye bağırdım ona. Annem ağlamaya başladı: “Kaan, ben de isterdim ama bazı şeyler bizim elimizde değil.” O an annemin de ne kadar çaresiz olduğunu gördüm. Ama yine de içimdeki öfke dinmedi.

Şevket Amca bazen bana kitaplar getiriyordu. Bir gün bana “Küçük Prens”i getirdi: “Bu kitabı okumalısın Kaan, belki kendini bulursun.” Kitabı okurken gözyaşlarım sayfalara damladı. Küçük Prens’in yalnızlığı bana kendi yalnızlığımı hatırlattı.

Bir gün okuldan eve dönerken mahalledeki çocuklardan biri bana takıldı: “Senin baban yokmuş artık, annen de başka biriyle geziyor!” Yumruğumu sıktım ama ağlamamak için kendimi zor tuttum. Eve koşarak gittim ve kapıyı hızla çarptım. Annem arkamdan geldi: “Kaan ne oldu?” diye sordu ama cevap vermedim.

O gece rüyamda babamı gördüm; bana sarılıyordu ve “Her şey geçecek oğlum,” diyordu. Uyandığımda gözlerim yaşlıydı.

Aylar geçti, Şevket Amca evimize tamamen yerleşti. Artık ona alışmaya başlamıştım ama içimde hep bir boşluk vardı. Bir gün annemle otururken ona sordum: “Anne, neden babam gitti?” Annem uzun süre sustu sonra fısıldadı: “Bazen insanlar birbirini sevmeyi unutuyor Kaan.” O an anladım ki, hayat bazen bizim kontrolümüzde değil.

Şevket Amca bana iyi davranıyordu ama hiçbir zaman babam gibi olamayacaktı. Yine de zamanla ona alıştım; birlikte maç izledik, pazara gittik, bazen dertleştik bile… Ama içimdeki o ilk günkü korku ve güvensizlik hiç tam olarak geçmedi.

Şimdi büyüdüm ve geriye dönüp baktığımda şunu soruyorum kendime: Bir çocuğun kalbinde açılan yaralar gerçekten iyileşir mi? Yoksa sadece üzerini mi örtüyoruz? Sizce aile olmak kan bağıyla mı olur yoksa birlikte geçirilen zamanla mı?