Sessizliğin Sesi: Bir Evde Kaybolan Kalbin Hikayesi
“Yine mi kahvaltı hazır değil?” diye bağırdı annem, mutfağın kapısından. Oysa mutfakta ne annem vardı ne de ben; sadece yeni aldığımız akıllı kahve makinesi, ekmek kızartma robotu ve otomatik perde sistemi vardı. Annemin sesi, evin her köşesine yayılan bir anons gibiydi artık; gerçek bir ses değil, ev otomasyon sisteminin sabah rutinine eklediğimiz bir kayıt. Babam ise çoktan işine gitmişti, ama onun da sesi hâlâ salonda yankılanıyordu: “Evden çıkarken ışıkları kapatmayı unutma!” Bu da başka bir kayıttı. Gerçekten konuşan kimse yoktu.
Ben, Zeynep. İstanbul’un göbeğinde, lüks bir rezidansta yaşıyorum. Annemle babam, teknolojiye olan meraklarıyla tanınır; her yeni çıkan cihazı ilk alanlardanız. Evimizde insan eliyle yapılan neredeyse hiçbir şey kalmadı. Sabahları perdeler kendiliğinden açılır, kahvaltı masası robotik kollarla hazırlanır, hatta kedimiz Pamuk’un mamasını bile otomatik mama makinesi verir. Her şey kusursuzca işlerken, içimde büyüyen o sessizliği kimse duymuyordu.
Bir sabah, aynanın karşısında dişlerimi fırçalarken kendi kendime sordum: “Bu evde gerçekten yaşayan biri var mı? Yoksa hepimiz birer gölge miyiz?” Annemle babamın iş yoğunluğu yüzünden akşam yemeklerinde bile bir araya gelemiyoruz. Annem genellikle online toplantılarına gömülmüş olur, babam ise işten yorgun döner ve hemen televizyonun karşısına geçerdi. Sohbetlerimiz de artık WhatsApp mesajlarından ibaretti: “Zeynep, odanı topladın mı?” “Zeynep, derslerin nasıl gidiyor?” Cevaplarım ise çoğu zaman tek kelime: “Evet”, “İyi”.
Bir gün okuldan eve döndüğümde, kapının önünde komşumuz Ayşe Teyze’yi gördüm. Elinde bir tabak börek vardı. “Kızım, annenlere selam söyle, börek yaptım, sıcak sıcak yesinler,” dedi gülümseyerek. Teşekkür edip böreği aldım ama içeri girer girmez anneme mesaj attım: “Ayşe Teyze börek getirdi.” Annemden gelen cevap ise sadece bir emoji: 👍
O akşam böreği tek başıma yedim. Annem yine toplantıdaydı, babam ise geç geleceğini yazmıştı. O an içimde bir şeyler kırıldı. Böreğin sıcaklığı ellerimi ısıtsa da kalbimdeki soğukluğu gideremedi. Pamuk bile yanıma gelip miyavladı; sanki o da yalnızlıktan şikayetçiydi.
Bir gece elektrikler kesildi. Evdeki tüm makineler sustu; ne otomatik ışıklar, ne robot süpürge, ne de sanal asistan çalışıyordu. İlk başta panikledim; karanlıkta ne yapacağımı bilemedim. Sonra fark ettim ki, evde ilk defa gerçek bir sessizlik vardı. O sessizlikte kendi nefesimi duydum. Bir mum yakıp salona oturdum. O an kapı açıldı; annem ve babam ellerinde telefonlarıyla içeri girdiler. Elektriklerin kesildiğini görünce şaşırdılar.
“Ne yapacağız şimdi?” dedi annem telaşla.
Babam ise telefonunun ekranına bakıp sinirle söylendi: “İnternet de yok!”
O an dayanamadım: “Birlikte oturup konuşamaz mıyız? Hiçbir makine olmadan… Sadece biz!”
İkisi de önce şaşkınlıkla bana baktı. Sonra annem yavaşça yanıma oturdu. Babam da sandalyesini çekip yaklaştı. İlk başta konuşacak konu bulamadık; sessizlik ağırdı. Ama sonra annem çocukluğundan bahsetmeye başladı: “Bizim zamanımızda elektrikler sık sık kesilirdi. O zamanlar ailecek mum ışığında oyun oynardık.” Babam da ona katıldı: “Ben dedemin anlattığı hikayeleri hâlâ unutamam.”
O gece saatlerce konuştuk; gülüştük, eski fotoğraflara baktık, Pamuk’u sevdik. Elektrikler gelene kadar zamanın nasıl geçtiğini anlamadık bile. Elektrikler geldiğinde ise kimse makineleri açmak istemedi.
Ertesi sabah annem mutfağa girip kendi elleriyle kahvaltı hazırladı. Babam gazeteyi açıp yüksek sesle haberleri okudu; ben de onlara çay koydum. O gün evin içi ilk defa sıcacık geldi bana; makinelerin değil, insanların sesiyle doluydu.
Ama eski alışkanlıklar kolay değişmiyor. Birkaç gün sonra yine herkes kendi köşesine çekildi; makineler çalışmaya başladı. Yalnızlık yeniden çöktü üzerime. Bir akşam cesaretimi toplayıp anneme sordum:
“Anne, neden hepimiz bu kadar yalnızız? Neden birbirimize vakit ayırmıyoruz?”
Annem gözlerini kaçırdı: “Hayat çok hızlı Zeynep… Herkesin işi gücü var.”
Babam ise ekledi: “Teknoloji kolaylık sağlıyor kızım; ama bazen insanın içini de boşaltıyor galiba.”
O an karar verdim: Her hafta bir akşamı ‘makinesiz akşam’ ilan edecektim. Annem ve babama bunu teklif ettim; başta gönülsüz davransalar da kabul ettiler. İlk makinesiz akşamda yine zorlandık; ama zamanla sohbetlerimiz derinleşti, birlikte yemek yapmayı öğrendik, Pamuk’la oyunlar oynadık.
Ayşe Teyze’yi de davet ettik bir akşam; o eski usul sohbetleriyle evimizi şenlendirdi. Annem onun tarifini öğrenmek için mutfağa girdi; babam ise çocukluğundan hikayeler anlattı.
Şimdi düşünüyorum da… Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor belki ama insan sıcaklığının yerini asla dolduramıyor. Bir evde makineler ne kadar çok olursa olsun, gerçek bir yuva olabilmek için sevgiye ve paylaşıma ihtiyaç varmış.
Sizce de bazen teknolojiden uzaklaşıp birbirimize sarılmak gerekmez mi? Yoksa bu sessizlikte kaybolmaya devam mı edeceğiz?