Yıllar Sonra Döndüğüm Köyde Yalnızlıkla Yüzleşmek: Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Anne, seninle konuşmamız lazım.”
Oğlum Emre’nin sesi, mutfağın kapısında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Gözlerimi kaçırdım, çünkü onun gözlerinde gördüğüm mesafe, yıllardır içimde büyüyen korkunun ta kendisiydi.
On üç yıl boyunca Almanya’da çalıştım. Temizlik işlerinde, yaşlı bakımlarında, bazen de restoranlarda bulaşık yıkadım. Her ay kazandığım paranın çoğunu köydeki banka hesabıma gönderdim. Oğlum Emre’yi anneme emanet etmiştim; babası bizi terk ettiğinde Emre sekiz yaşındaydı. O günden sonra tek amacım, ona güzel bir gelecek sunmaktı. Her gece yastığa başımı koyduğumda, “Bir gün döneceğim, oğlumla birlikte o büyük evde mutlu olacağız,” diye hayal kurardım.
Köyümüzün adı Gökçepınar’dı. Burada doğdum, burada büyüdüm. Şehir hayatını hiç sevemedim; gürültü, kalabalık, yapmacık insanlar… O yüzden hep köyüme dönmenin hayalini kurdum. Nihayet geçen yıl döndüm. Yıllarca biriktirdiğim parayla iki katlı, geniş balkonlu, bahçesinde ceviz ve kiraz ağaçları olan bir ev yaptırdım. Herkes imrenerek bakıyordu. “Gurbetten dönen Ayşe Hanım’ın evi” dediler.
Ama evin içi bomboştu. Emre üniversiteyi bitirmiş, İstanbul’da işe başlamıştı. Orada tanıştığı Elif’le evlenmişti. Ben döndüğümde onlar çoktan şehirde yeni bir hayat kurmuşlardı.
İlk zamanlar umutluydum. “Biraz alışsınlar, sonra gelirler,” dedim. Her hafta sonu aradım, “Oğlum, gelin kızım, gelin köye, eviniz hazır,” dedim. Ama her defasında bir bahane buldular: “Anne işim var”, “Elif’in sınavı var”, “Şehirden köye gelmek zor”…
Bir gün Emre aradı:
– Anne, seninle konuşmamız lazım.
– Tabii oğlum, ne oldu?
– Biz Elif’le düşündük de… İstanbul’da kalmak istiyoruz. Buradaki hayatımıza alıştık. Köye gelmek istemiyoruz.
Sanki biri kalbime bıçak sapladı. O kadar yıl çalışıp didinmişim, her kuruşumu onların geleceği için harcamışım… Şimdi bana “Biz gelmek istemiyoruz” diyorlar.
– Oğlum, ben bu evi sizin için yaptım. Bahçede çocuklarınız oynasın istedim. Hep birlikte yaşarız diye hayal ettim.
– Anne, anlıyorum ama bizim hayatımız burada. Elif’in ailesi de burada. Hem köyde iş yok ki…
O an içimde bir şeyler koptu. Gözyaşlarımı tutamadım:
– Peki ben ne olacağım? Yalnız mı kalayım bu koca evde?
Emre sustu. Telefonun ucunda sessizlik vardı. Sonra kısık bir sesle:
– Anne… Belki sen de İstanbul’a gelirsin?
İşte o an anladım ki; yıllarca hayalini kurduğum aile tablosu sadece benim kafamda varmış. Onlar çoktan başka bir dünyanın insanı olmuştu.
Köyde günler geçtikçe yalnızlığım büyüdü. Komşular gelip gidiyor, “Ayşe Hanım ne güzel ev yaptırmışsın!” diyorlardı ama kimse içimdeki boşluğu göremiyordu. Akşamları oturma odasında eski fotoğraflara bakıp ağladığım çok oldu.
Bir gün annem yanıma geldi:
– Kızım, niye bu kadar üzülüyorsun? Gençler artık köyde yaşamak istemiyor. Sen de kendine yeni bir hayat kur.
Ama nasıl? Benim bütün hayatım oğlumdu. Onun için çalıştım, onun için yaşadım. Şimdi ise bana sadece duvarlar ve sessizlik kalmıştı.
Bir gün Emre ve Elif köye geldiler; bayramdı. Sofrada sessizce yemek yedik. Elif telefona bakıyor, Emre gözlerini kaçırıyordu. Dayanamadım:
– Oğlum, bu evde hiç mi hayal kurmadın? Çocukluğunu hatırlamıyor musun?
Emre başını eğdi:
– Anne… Ben seni üzmek istemem ama bizim yerimiz burası değil.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Bahçeye çıktım, yıldızlara baktım. Kendi kendime sordum: “Bunca yıl ne için yaşadım? Gerçekten doğru olanı mı yaptım?”
Sonraki günlerde köydeki kadınlarla daha çok vakit geçirmeye başladım. Onların da çoğu benim gibi yalnızdı; çocukları şehirdeydi, torunlarını yılda bir görüyordu. Hepimiz aynı hikâyenin farklı kahramanlarıydık aslında.
Bir gün komşum Hatice abla dedi ki:
– Ayşe, gel bizimle kadınlar gününe katıl. Yalnız kalma böyle.
İlk başta çekindim ama sonra kabul ettim. O gün ilk defa uzun zamandır güldüm; eski şarkılar söyledik, börekler yaptık.
Ama akşam eve dönünce yine o sessizlik… Yatak odamda duvarda asılı Emre’nin çocukluk fotoğrafına baktım:
– Oğlum… Senin için her şeyi yaptım ama seni mutlu edemedim mi? Yoksa ben mi yanlış hayaller kurdum?
Şimdi her sabah bahçede çiçekleri sularken kendi kendime soruyorum: Bir anne ne zaman vazgeçmeli? Hayatını çocuklarına adamak doğru mu? Yoksa herkes kendi yolunu mu seçmeli?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Çocuğunuzun mutluluğu için kendi hayallerinizden vazgeçer miydiniz? Yoksa onları beklemeye devam mı ederdiniz?