Anne ve Kız Arasında Kapanmayan Mesafe: Bir Yabancıya Dönüşmek
— Anne, lütfen… Bugün gelmesen olur mu? Elif’in sesi kapının aralığından sızarken, elimdeki torbanın sapı avucuma daha da gömüldü. O an, sanki yıllardır sırtımda taşıdığım yük birden iki katına çıkmıştı. Gözlerim doldu ama belli etmemeye çalıştım. Torununun oyuncaklarını getirmiştim, Elif’in sevdiği börekten yapmıştım. Ama o, gözlerini kaçırarak ayakkabılarını giyiyordu.
— Elif, kızım… Bir şey mi oldu? Yoksa yanlış bir şey mi yaptım? dedim titrek bir sesle. O ise yüzüme bakmadan, — Anne, lütfen… Şimdi uygun değil. Zaten çok yorgunsun, evde dinlen biraz, dedi. Sanki ben yorgun olduğum için değil de, onun hayatında bana yer kalmadığı için eve girmem istenmiyordu.
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllarca Elif için çalışmış, didinmiş, gençliğimi ona adamıştım. Eşim Yusuf’u kaybettikten sonra tek dayanağım oydu. Onun için saçımı süpürge ettim, en güzel yıllarımı ona verdim. Şimdi ise yaşlanınca, saçlarım ağarınca, yüzümde kırışıklıklar çoğalınca… Sanki ben artık görünmez olmuştum.
Eve dönerken gözyaşlarımı tutamadım. Apartmanın merdivenlerini ağır ağır çıkarken komşum Ayşe Hanım’a rastladım. — Hayırdır Hatice Abla, torununu görmeye gitmemiş miydin? dedi. — Bugün Elif’in işi varmış, dedim kısaca. O ise anlamış gibi başını salladı. Ayşe Hanım’ın da iki oğlu vardı; biri yurtdışında, diğeri ise annesini yılda bir arar.
Evde yalnızlık daha da büyüdü. Televizyonun sesiyle sessizliği bastırmaya çalıştım ama nafile. Elif’in küçüklüğünü düşündüm; ateşi çıktığında sabaha kadar başında beklediğim geceleri… Okula ilk başladığı günü… O zamanlar bana sarılır, “Anneciğim hiç bırakma beni” derdi. Şimdi ise kapının önünde bırakılmış bir paket gibiydim.
Bir hafta sonra Elif aradı. — Anne, bu hafta sonu da gelmesen olur mu? Zeynep’in (torunum) arkadaşları gelecekmiş de… dedi. Sesi soğuktu. — Elif, bir şey mi oldu? Yoksa ben mi seni utandırıyorum? dedim. Bir an sustu. Sonra — Anne, lütfen yanlış anlama… Ama bazen… Yani arkadaşlarım geliyor, evde kalabalık oluyor… Hem sen de yoruluyorsun…
O an anladım ki mesele yorgunluğum değildi. Geçenlerde Elif’in bir arkadaşıyla karşılaşmıştık markette; bana şöyle bir bakıp başını çevirmişti. Sonra Elif’in sosyal medya hesabında paylaştığı fotoğraflarda ben hiç yoktum. Sanki ben onun hayatında bir gölgeydim artık.
Bir akşam cesaretimi toplayıp Elif’e mesaj attım: “Kızım, ben sana yük mü oldum? Eskisi gibi yanında olmamı istemiyor musun?” Uzun süre cevap gelmedi. Sonra aradı; sesi titriyordu: — Anne, öyle deme… Ama bazen insanlar değişiyor… Hayat değişiyor…
— Değişen ne Elif? Ben mi değiştim? Yoksa sen mi artık anneni yanında istemiyorsun? dedim gözyaşlarımı saklamadan.
— Anne… Bilmiyorum… Arkadaşlarım geliyor, işte bazen utanıyorum… Senin yaşlandığını görünce kendimi kötü hissediyorum… dedi fısıltıyla.
O an içimde bir yara açıldı. Demek ki yaşlanmak sadece bedenimi değil, anneliğimi de eskitti gözünde. Toplumda gençlik ve güzellik bu kadar yüceltilirken, yaşlılık sanki bir utanç olmuştu.
Bir gün mahalledeki kadınlar arasında konuşulurken konu yine aileye geldi. Fatma Abla dedi ki: — Kızım geçen gün bana “Anne seninle dışarı çıkmak istemiyorum” dedi. Çünkü saçlarım bembeyaz olmuş! Hepimiz sustuk; çünkü hepimizin kalbinde aynı yara vardı.
O gece Elif’e uzun bir mektup yazdım:
“Kızım,
Sen doğduğunda dünyam aydınlandı. Senin için her şeyi göze aldım. Şimdi ise yaşlandığım için senden uzaklaşıyorum gibi hissediyorum. Oysa ben hâlâ senin annenim; saçlarım ağarsa da, yüzüm kırışsa da sevgim hiç eskimedi. Bir gün sen de yaşlanacaksın; umarım o zaman yanında seni seven biri olur.”
Mektubu göndermedim; çekmecemde sakladım.
Bir sabah kapı çaldı; Elif gelmişti. Gözleri şişmişti ağlamaktan.
— Anne… Özür dilerim… Sana haksızlık ettim… dedi boynuma sarılarak.
Ama içimdeki yara hâlâ kanıyordu.
Şimdi düşünüyorum da; acaba biz anneler çocuklarımızı çok mu şımartıyoruz? Ya da toplum olarak yaşlılığı neden bu kadar dışlıyoruz? Sizce de annelik sadece gençken mi değerli?