Anne, Lütfen Onunla Evlenme!
“Anne, lütfen onunla evlenme!” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. Annem elindeki çay bardağını titreyerek tezgâha bıraktı. Gözleriyle bana bakarken, içinde biriken yaşlar neredeyse yanaklarına süzülecekti. O an, çocukluğumdan beri ilk defa anneme bu kadar açıkça karşı çıkıyordum.
O akşam sofrada sessizlik vardı. Babam yıllar önce bizi terk ettiğinden beri evdeki huzur kırılgandı. Annem, yıllarca tek başına mücadele etti, bana hem anne hem baba oldu. Ama şimdi, mahalleden Hüseyin Amca’yla evlenmeye karar vermişti. Hüseyin Amca iyi bir adam gibi görünüyordu ama içimde bir huzursuzluk vardı. Annemin gözlerinde ise hem korku hem umut vardı.
“Zeynep, kızım… Ben de mutlu olmak istiyorum,” dedi annem kısık bir sesle. “Yalnızlık çok zor.”
“Biliyorum anne,” dedim, gözlerim dolarak. “Ama Hüseyin Amca’yı yeterince tanımıyoruz. Senin üzülmeni istemiyorum.”
Annemin elleri titriyordu. “Senin için yıllarca her şeyden vazgeçtim. Biraz da kendim için yaşamak istiyorum.”
O gece odamda sabaha kadar uyuyamadım. Annemin geçmişte yaşadığı acılar gözümün önünden gitmiyordu. Babamın gidişiyle başlayan yalnızlık, annemin gözlerinde hep bir gölge olarak kalmıştı. Şimdi ise yeni bir başlangıç yapmaya çalışıyordu ama ben, onun tekrar incinmesinden korkuyordum.
Ertesi gün üniversiteden sevgilim Emre ile buluştum. Ona olanları anlattım. “Belki de annen haklıdır,” dedi Emre. “Herkes ikinci bir şansı hak eder.”
Ama içimdeki ses susmuyordu. Hüseyin Amca’nın geçmişiyle ilgili mahallede bazı dedikodular dolaşıyordu. Eski eşine kötü davrandığı, çocuklarına bağırdığı söyleniyordu. Annem ise bunları duymamış ya da duymak istememişti.
Bir akşam Emre ile birlikte eve dönerken apartmanın önünde Hüseyin Amca’yı gördüm. Annemle konuşuyorlardı. Sesleri yükselmişti.
“Benimle evlenmek istemiyorsan açıkça söyle!” diye bağırdı Hüseyin Amca.
Annem başını öne eğdi, sesi titriyordu: “Zeynep’in alışması zaman alacak…”
O an içimdeki öfke kabardı. “Annemin üstüne bu kadar gitmeyin!” dedim sertçe.
Hüseyin Amca bana döndü, yüzünde soğuk bir gülümseme vardı. “Sen daha çocuksun, büyüklerin işine karışma.”
O gece annemle uzun uzun konuştuk. “Anne, lütfen acele etme,” dedim. “Geçmişte yaşadıklarımızı unutma.”
Annem gözyaşlarını sildi. “Kızım, ben de korkuyorum ama yalnız kalmaktan daha çok korkuyorum.”
Bir hafta boyunca evde gerginlik hiç bitmedi. Annemle aramızda görünmez bir duvar örülmüştü. Ben derslerime odaklanamıyor, Emre ile bile tartışıyordum.
Bir gün okuldan eve dönerken komşumuz Ayşe Teyze beni durdurdu. “Zeynep, anneni koru,” dedi fısıltıyla. “Hüseyin’in eski karısı çok çekti.”
Bu sözler içimi daha da daralttı. Akşam anneme her şeyi anlattım.
“Anne, bak… Sadece ben değilim, herkes endişeli. Lütfen kendini düşün.”
Annem sessizce ağladı o gece. Sabah olduğunda ise kararlıydı.
“Hüseyin’le konuşacağım,” dedi bana bakarak.
O gün akşamüstü Hüseyin Amca eve geldiğinde annem ona kapıda şunları söyledi:
“Hüseyin, ben hazır değilim. Kızımı ve kendimi düşünmek zorundayım.”
Hüseyin Amca sinirli bir şekilde kapıyı çarparak gitti.
Evde derin bir sessizlik oldu ama ilk defa annemin gözlerinde hafif bir huzur gördüm.
Aradan haftalar geçti. Annemle ilişkimiz yeniden güçlendi. Birlikte kahvaltı yaparken bana döndü:
“Zeynep, bazen insan yalnız kalmayı da öğrenmeliymiş.”
Ben de ona sarıldım.
Şimdi düşünüyorum da; toplumun baskısı, yalnızlık korkusu ve geçmişin yaraları arasında sıkışıp kalan kadınlar için en doğru karar nedir? Siz olsaydınız annenize ne derdiniz? Yalnızlık mı daha ağırdır, yoksa yanlış bir evlilik mi?