Kalbim Affetmiyor: Bir Anne, Bir Çocuk ve Geri Dönmeyen Yollar

“Yeter artık, Zeynep! Her gün aynı şey! Ne zaman adam akıllı bir iş bulacaksın?”

Serkan’ın sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an elimdeki köfte tavası titredi, yağ sıçradı, elim yandı ama acısını bile hissetmedim. Emir’in odasından gelen incecik ağlama sesiyle irkildim. Oğlumun ağlamasıyla Serkan’ın bağırışı birbirine karıştı; kalbim sıkıştı, nefesim daraldı.

Küçük mutfağımızda, kızarmış köfte kokusu havada asılıydı. Oysa içimde yanık bir boşluk vardı. Emir’in beşiğine koştum. Yüzü ter içinde, gözleri korkuyla bana bakıyordu. Onu kucağıma aldım, “Tamam oğlum, geçti,” dedim ama geçmedi. Ne Emir’in korkusu geçti, ne de benim içimdeki fırtına dindi.

Serkan kapının önünde dikiliyordu. Gözleri öfkeyle dolu, elleri yumruk olmuştu. “Senin yüzünden çocuk da huzur bulamıyor!” dedi. Sesi öyle yüksekti ki komşuların duymaması imkânsızdı. İçimde bir utanç dalgası yükseldi. Herkesin gözünde ‘başarısız anne’ damgası yemiştim zaten.

O gece Emir’i uyuttuktan sonra mutfağa döndüm. Bulaşıkları yıkarken ellerim titriyordu. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, evlilik sabır ister. Herkesin derdi var.” Ama ben sabrımın sonuna gelmiştim. Serkan’ın işsizliği, sürekli bana yüklenmesi, ailemin ‘sabret’ baskısı… Hepsi üstüme üstüme geliyordu.

Bir gece önce Serkan eve sarhoş gelmişti. Yine tartışmıştık. “Senin yüzünden bu haldeyim!” demişti. O an içimde bir şeyler koptu. ‘Benim yüzümden mi?’ dedim kendi kendime. Oysa ben her gün oğlum için didiniyor, evin bütün yükünü sırtlanıyordum.

Sabah olduğunda gözlerim şişmişti. Emir uyanmadan valizimi hazırladım. İçine sadece en gerekli birkaç parça kıyafet ve Emir’in en sevdiği oyuncağını koydum. Annemi aradım, “Anne, geliyorum,” dedim titrek bir sesle. Annem sustu, sonra sadece “Gel kızım,” dedi.

Emir’i kucağıma aldım, kapıdan çıkarken Serkan hâlâ uyuyordu. O an içimde bir suçluluk hissettim ama daha çok bir özgürlük duygusu vardı. Merdivenlerden inerken komşu Ayşe Abla kapıyı araladı, göz göze geldik. Gözlerinde hem merak hem de acıma vardı.

Otobüs durağına yürürken Emir’in başını omzuma yasladım. Küçük elleri boynuma dolandı. “Anne nereye gidiyoruz?” diye fısıldadı uykulu gözlerle. “Güvende olacağımız bir yere oğlum,” dedim ama sesim titredi.

Annemin evine vardığımda içimde garip bir huzur vardı. Annem beni sarıldı, “Kızım, keşke daha önce gelseydin,” dedi gözleri dolu dolu. Ama babam… Babam bana bakmadı bile. Akşam yemeğinde sessizce tabağını itti, “Evli kadının yeri kocasının yanıdır,” dedi sertçe.

O gece annemin yanında uyudum. Emir ise ilk defa huzurla uyudu sanki. Ama ben gözümü tavana dikip düşündüm: ‘Doğru mu yaptım? Oğlumu babasız mı bıraktım?’

Ertesi gün Serkan aradı, defalarca aradı ama açmadım. Sonra mesaj attı: “Seni affetmem! Oğlumu benden alamazsın!” Kalbim sıkıştı ama geri dönmek istemedim.

Günler geçtikçe mahallede dedikodular başladı. Bakkal Hüseyin Amca’nın karısı Fatma Teyze anneme laf çarptı: “Kızın da iyice azıttı ha!” Annem başını eğdi, ben ise içimdeki öfkeyi yuttum.

Bir gün Emir’in eski anaokulundan öğretmeni aradı: “Zeynep Hanım, Emir’i neden getirmiyorsunuz?” diye sordu endişeyle. Utandım, çünkü ona anlatacak cesaretim yoktu.

Babam her akşam eve geldiğinde suratını asıyor, benimle konuşmuyordu. Annem ise bana destek olmaya çalışıyordu ama o da mahalle baskısından yorulmuştu.

Bir gece Emir ateşlendi. Sabaha kadar başında bekledim, ateşi düşmedi. Annemle birlikte hastaneye koştuk. Acil serviste doktor “Çocuk çok stresli görünüyor,” dediğinde içime bir hançer saplandı sanki.

O gece hastane koridorunda otururken Serkan’ı düşündüm. Belki de oğlumun babasına ihtiyacı vardı ama ben ona huzurlu bir yuva verememiştim ki…

Bir sabah annem kahvaltı hazırlarken babam gazeteyi masaya fırlattı: “Bu böyle gitmez! Ya kocana dönersin ya da kendi başının çaresine bakarsın!”

O an karar verdim; ne Serkan’a ne de babama boyun eğmeyecektim. Emir’i kucağıma aldım ve iş aramaya başladım. Temizlik işlerine gittim, çocuk baktım, geceleri dikiş diktim.

Aylar geçti… Emir büyüdü, ben güçlendim ama içimdeki yara hiç kapanmadı. Her gece oğlum uyurken ona masallar anlatırken gözlerim doldu: “Bir varmış bir yokmuş… Bir anne varmış; kalbi kırık ama güçlüymüş.”

Bazen pencereden dışarı bakıp Serkan’ı düşünüyordum: Acaba o da pişman mıydı? Yoksa hâlâ beni suçluyor muydu?

Bir gün kapı çaldı; Serkan’dı gelen… Gözleri doluydu, “Zeynep… Affet beni,” dedi sessizce. Ama ben artık eski Zeynep değildim.

Ona sadece şunu söyledim: “Ben kendimi affedemedim ki seni affedeyim.”

Şimdi bazen düşünüyorum; bir kadın ne zaman kendi hayatını seçme hakkına sahip olur? Toplumun ve ailenin baskısına rağmen kendi yolunu çizmek bencillik mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?