Evimi Çocuklarım İçin Sattım, Şimdi Yalnızım: Bir Türk Annenin Sessiz Çığlığı

“Anne, sen anlamıyorsun! İstanbul’da ev almak kolay mı? Senin evini satsak, hepimiz rahat ederiz!”

Bu cümle hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Oğlum Murat’ın sesiyle, içimde bir şeyler kırılmıştı o gün. Oysa ben, o eski ahşap evde, çocuklarımın ayak sesleriyle büyümüştüm. Her köşesinde bir anı, her duvarında bir iz vardı. Ama Murat’ın ve kızım Elif’in ısrarları karşısında daha fazla direnemedim. “Anne, bak, yaşlandın artık. O büyük ev sana fazla. Hem biz de rahat ederiz,” dediler. Sanki ben yükmüşüm gibi…

Evimi sattık. Tapu dairesinde imza atarken ellerim titredi. Gözlerim doldu ama çocuklarımın mutluluğu için sustum. “Anneciğim, bak göreceksin, her şey daha güzel olacak,” dedi Elif. O an inanmak istedim. Ama içimde bir boşluk vardı.

Satıştan gelen parayı çocuklar arasında adilce paylaştırdım. Bir kısmını da kendime ayırdım sandım ama işler hiç de öyle gitmedi. Murat’ın işine yatırım yapması gerekiyordu, Elif’in kocası işsiz kalmıştı. “Anne, senin paran bize can suyu olur,” dediler. Ben de verdim. Ne varsa verdim. Çünkü annelik böyle bir şeydi, değil mi?

İlk zamanlar Murat’ın evinde kaldım. Gelinim Ayşe’nin yüzünde hep bir huzursuzluk vardı. “Anneciğim, tabii ki başımızın üstünde yerin var,” dese de gözleri başka şey söylüyordu. Torunum Zeynep bile odasını paylaşmak istemedi benimle. Bir gece Ayşe ile Murat’ın tartışmasına kulak misafiri oldum:

“Ayşe, annem burada kalacak dedik ya!”
“İyi de Murat, evimiz küçük! Ben de yoruldum artık!”

O an anladım ki ben fazlaydım. Ertesi gün Elif’i aradım.
“Elif’ciğim, birkaç gün de sizde kalsam olur mu?”
“Tabii anneciğim… Ama biliyorsun, bizim ev de küçük. Çocuklar ders çalışıyor, biraz sıkışık oluruz.”

Yine de gittim. Elif’in eşi Mehmet’in yüzü asıktı. Akşam yemeklerinde sessizlik hâkimdi. Torunlarım odalarına çekiliyordu hemen. Bir süre sonra Elif bana açıkça söyledi:
“Anneciğim, bak seni çok seviyoruz ama sen de biraz kendi başının çaresine bakmalısın artık.”

O an içimde bir şeyler koptu. Yıllarca onların iyiliği için çalışmıştım, şimdi ise yük olmuştum.

Bir gün eski komşum Şükran Teyze aradı.
“Hatice, nasılsın kızım? Seni hiç göremiyorum.”

Ağlamamak için zor tuttum kendimi.
“İyiyim Şükran Teyze… Sadece biraz yoruldum.”

O bana sahip çıktı. Bir süre onun yanında kaldım. Ama insan başkasının evinde ne kadar rahat edebilir ki? Her sabah başka bir köşede uyanmak… Her akşam başka bir sofrada oturmak… Kendi yastığım yoktu artık, kendi fincanım bile yoktu.

Bir gün Murat aradı:
“Anne, kusura bakma… İşler çok yoğun, seni arayamadık.”

Sesi yabancıydı artık. Elif ise mesajla bayram kutladı sadece.

Bir akşam Şükran Teyze’nin penceresinden dışarı bakarken kendi kendime sordum: Ben nerede hata yaptım? Evimi çocuklarım için sattım, paramı onlar için harcadım… Şimdi ise bir köşede unutuldum.

Bir gün mahallede eski evimin önünden geçtim. Kapıda yabancı insanlar vardı. Bahçede oynayan çocukların sesleri yabancıydı bana. O an gözyaşlarımı tutamadım.

Bir zamanlar o evde bayram sofraları kurardım. Çocuklarımın kahkahaları yankılanırdı duvarlarda. Şimdi ise ben bir misafirim hayatın içinde.

Bir gece rüyamda annemi gördüm.
“Hatice kızım,” dedi, “evlat sevgisiyle yanarsın ama kendini de unutma.”

Uyandığımda gözlerim yaşlıydı.

Şimdi her sabah başka bir yerde uyanıyorum. Bazen Şükran Teyze’de, bazen başka bir akrabada… Kendi evim yok artık. Çocuklarım ise kendi hayatlarının peşinde.

Bazen düşünüyorum: Anneler neden hep vermek zorunda? Neden fedakarlıklarımız karşılıksız kalıyor? Ben mi yanlış yaptım, yoksa zaman mı değişti?

Sizce bir anne ne zaman kendini düşünmeli? Yoksa annelik hep kendinden vazgeçmek mi demek? Lütfen bana yazın; belki yalnız olmadığımı hissederim.