Bir Hayalin Kıyısında: Filiz’in Sessiz Çığlığı

“Anne, lütfen bir şey söyle!” diye bağırdım, ellerim titreyerek mutfak masasının kenarına tutunmuşken. Annem, gözlerini yere indirdi, dudakları ince bir çizgiye dönüştü. O an, evimizin içindeki sessizliğin ne kadar ağır olduğunu hissettim. Babam, salondan gelen televizyonun sesini biraz daha açtı, sanki annemin cevabını duymak istemiyormuş gibi. Kardeşim Zeynep ise odasında kapısını kilitlemiş, kulaklıklarıyla dünyadan kopmuştu. O an, ailemizin içinde görünmez bir duvar örülmüştü ve ben, o duvarın ortasında, çaresizce bir çıkış yolu arıyordum.

Her şey, annemin hastalığıyla başladı. Bir sabah, kahvaltı hazırlarken elindeki bardağı düşürdü. “Bir şeyim yok, kızım,” dedi ama gözlerindeki korkuyu görmüştüm. Sonra hastane koridorlarında geçen uzun saatler, doktorun ciddiyetle söylediği o kelimeler: “Erken teşhis, ama tedavi şart.” Annem, her zamanki gibi güçlü görünmeye çalıştı. “Ben iyiyim, siz üzülmeyin,” dedi. Ama ben biliyordum, annem iyi değildi. Ve biz, onun iyi olmadığını konuşamıyorduk bile.

O günlerde, üniversite sınavına hazırlanıyordum. Hayalim, İstanbul’da psikoloji okumaktı. Ama annemin hastalığıyla birlikte, hayallerim bir kenara itildi. Babam, “Filiz, bu sene bir yere gitmek yok. Annenin sana ihtiyacı var,” dediğinde, içimde bir şeyler kırıldı. “Baba, ben de bir şeyler yaşamak istiyorum!” diye bağırmak istedim ama sustum. Çünkü bizim evde, duygular yüksek sesle söylenmezdi. Herkes kendi acısını içine gömerdi.

Bir gece, annemin odasına girdim. O, sessizce dua ediyordu. Yanına oturdum. “Anne, korkuyor musun?” diye sordum. Gözleri doldu, ama gülümsedi. “Korkuyorum, Filiz. Ama en çok sizi bırakmaktan korkuyorum.” O an, annemin ne kadar yalnız olduğunu anladım. Biz, onun yanında olsak da, acısını paylaşamıyorduk. Çünkü ailemizde acıdan konuşmak ayıptı, zayıflıktı.

Geceleri, kendi kendime ağladım. Arkadaşlarım, sosyal medyada üniversite hayallerinden bahsederken ben, annemin ilaç saatlerini takip ediyordum. Bir gün, en yakın arkadaşım Elif’e her şeyi anlattım. “Filiz, senin de bir hayatın var. Kendini unutma,” dedi. Ama nasıl unutabilirdim? Annemin gözleri, babamın suskunluğu, Zeynep’in kaçışı… Hepsi omuzlarımda bir yük gibi duruyordu.

Bir sabah, babamla tartıştık. “Baba, ben de üniversiteye gitmek istiyorum!” dedim. Yüzü sertleşti. “Annenin durumu ortada. Senin yerin burası!” O an, babamın da ne kadar çaresiz olduğunu gördüm. O da korkuyordu, ama bunu öfkeyle gizliyordu. “Baba, annem için burada kalmamı istiyorsun ama ben de mutsuzum. Böyle devam edemem!” dedim. Babam, ilk kez gözlerimin içine baktı. “Ne yapmamı istiyorsun, Filiz?” diye sordu, sesi titreyerek. O an, ilk defa gerçekten konuştuk. O an, ailemizdeki sessizliğe bir çatlak açıldı.

O günden sonra, annemle daha çok konuşmaya başladık. Ona korkularımı, hayallerimi anlattım. O da bana hastalığından, ölüm korkusundan bahsetti. “Filiz, senin mutlu olmanı istiyorum. Benim için hayatını feda etmeni istemem,” dedi. Ama babam hâlâ ikna olmamıştı. Evde gerginlik devam ediyordu. Zeynep ise hâlâ kendi dünyasında kaybolmuştu.

Bir gün, annemin hastaneye yatırılması gerekti. O gece, hastane koridorunda babamla baş başa kaldık. “Baba, annem için elimden geleni yapacağım. Ama lütfen, benim de hayallerime izin ver,” dedim. Babam, uzun süre sustu. Sonra, “Ben de korkuyorum, Filiz. Sizi kaybetmekten korkuyorum. Ama galiba en çok da yalnız kalmaktan korkuyorum,” dedi. O an, babamın da bir insan olduğunu, onun da acı çektiğini anladım.

Annem hastaneden çıktıktan sonra, ailece bir masanın etrafında toplandık. İlk kez herkes duygularını açıkça söyledi. Zeynep, “Ben de korkuyorum, ama kaçmak kolay geliyor,” dedi. Annem, “Birbirimize destek olalım, konuşalım,” dedi. Babam ise, “Filiz, üniversiteye gitmeni istiyorum. Ama ne olur, bizi unutma,” dedi. O an, içimde bir umut filizlendi.

Şimdi, İstanbul’da bir öğrenci yurdunda bu satırları yazıyorum. Annem hâlâ hastalığıyla mücadele ediyor, babam hâlâ arada bir arayıp “Her şey yolunda mı?” diye soruyor. Zeynep, bana mesaj atıp “Ablacım, seni özledim,” diyor. Hayat kolay değil, ama artık konuşabiliyoruz. Artık acılarımızı paylaşabiliyoruz.

Bazen düşünüyorum: Acılarımızı neden bu kadar gizleriz? Neden aile içinde konuşmak bu kadar zor? Sizce de, duygularımızı paylaşmak bizi zayıf mı yapar, yoksa daha mı güçlü kılar?