Bir Evin İçinde Yasaklı Hayatlar: Pantolonsuz Gün

“Hayır, bu evde pantolon giymek kesinlikle yasak!” Annemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çantayı yere bırakırken, içimde bir öfke dalgası yükseldi. Yirmi sekiz yaşındaydım ve hâlâ annemin koyduğu kurallara uymak zorunda mıydım?

O gün, yıllar sonra ilk defa ailemin evine dönüyordum. Babamı kaybettikten sonra annemle aramızda görünmez bir duvar örülmüştü. İstanbul’da kendi hayatımı kurmuş, kendi kararlarımı almayı öğrenmiştim. Ama annem, hâlâ çocukluğumdaki gibi beni kontrol etmeye çalışıyordu. Ve işte, saçma bir kural: “Bu evde pantolon giymek yasak!”

Küçükken, annem bu kuralı koyduğunda anlam veremezdim. “Kadın dediğin etek giyer, pantolon erkek işidir,” derdi. Babam ise sessizce gözlerini kaçırırdı. O zamanlar isyan edemezdim. Ama şimdi, kendi ayakları üzerinde duran bir kadındım. Yine de, annemin gözlerindeki o kırılganlığı görünce susmayı seçtim.

Annemin yanına geçtim. “Anne, neden bu kadar ısrarcısın? Pantolon giymek neyi değiştirir ki?” dedim. Gözleri doldu. “Sen anlamazsın kızım,” dedi titrek bir sesle. “Bizim zamanımızda… Bizim zamanımızda kadın olmak zordu. Etek giymek, kadınlığımızı korumaktı.”

İçimde bir şeyler kırıldı. Annemin geçmişinden bana miras kalan bu korkularla ilk defa yüzleşiyordum. Ama yine de, kendi hayatımı yaşamak istiyordum. “Anne, ben artık büyüdüm. Kendi seçimlerimi yapabilirim,” dedim.

O anda kapı çaldı. Ablam Zeynep ve küçük kardeşim Mert geldi. Zeynep’in üzerinde şık bir elbise vardı ama Mert’in bakışları annemin eteğine takıldı. “Anne, neden ablam pantolon giyemiyor?” diye sordu safça.

Annem cevap vermedi. Sessizlik çöktü salona. Herkes birbirinin gözlerine bakıyordu. O an anladım ki; bu sadece pantolon meselesi değildi. Bu, ailemizin yıllardır konuşamadığı her şeyin sembolüydü.

Birdenbire çocukluğumdan bir sahne gözümde canlandı: Babam işten yorgun argın dönerdi, annem ise mutfakta sessizce ağlardı. O zamanlar nedenini bilmezdim ama şimdi anlıyordum; annem de kendi annesinden öğrendiği korkuları bana aktarıyordu.

Zeynep söze girdi: “Anne, bak ben de senin gibi büyüdüm ama kendi kızım olursa ona böyle kurallar koymam. Onun özgür olmasını isterim.” Annem başını eğdi.

Mert ise utangaçça bana yaklaştı: “Ablacığım, sen pantolon giyince daha mutlu oluyorsun sanki…”

Gözlerim doldu. “Evet Mert, çünkü kendim olabiliyorum o zaman,” dedim.

O akşam yemek masasında kimse konuşmadı önce. Sonra annem birden ağlamaya başladı. “Ben sizi korumak istedim! Hayat çok acımasız… Kadın olmak zor! Ama belki de yanlış yaptım… Sizi kendim gibi korkak yaptım…”

Zeynep elini annemin elinin üstüne koydu: “Anne, sen elinden gelenin en iyisini yaptın ama artık değişmek zorundayız.”

O gece herkes odasına çekildiğinde ben salonda oturdum, eski fotoğraflara baktım. Bir fotoğrafta annem gençken pantolon giymişti! Şaşkınlıkla fotoğrafı elime aldım ve sabah olunca anneme gösterdim.

“Anne bak, sen de pantolon giymişsin!” dedim gülerek.

Annem fotoğrafa uzun uzun baktı ve gözlerinden yaşlar süzüldü: “O gün çok mutluydum… Ama sonra baban kızdı diye bir daha giymedim…”

İçimdeki öfke yerini derin bir hüzne bıraktı. Annem de bir zamanlar özgür olmak istemişti ama korkuları galip gelmişti.

O gün annemle uzun uzun konuştuk. Ona kendi hayatımı anlatmaya çalıştım; İstanbul’da yaşadığım zorlukları, iş yerindeki erkek egemenliğiyle mücadelemi… Annem sessizce dinledi.

Sonunda bana döndü ve dedi ki: “Kızım, belki de artık bazı kuralları değiştirme zamanı geldi… Eğer istersen pantolonunu giyebilirsin. Ama bana da biraz zaman ver olur mu?”

O an annemi ilk defa gerçekten anladığımı hissettim. Onun da korkuları vardı, onun da hayalleri yarım kalmıştı.

Pantolonumu giyip aynaya baktığımda kendimi hiç olmadığım kadar özgür hissettim ama aynı zamanda annemin gözlerinde gördüğüm hüzünle de ağırlaştım.

Belki de aile olmak; birbirimizin korkularını anlamak ve birlikte iyileşmekti…

Şimdi size soruyorum: Sizin ailenizde de böyle görünmez kurallar var mı? Hiç kendi özgürlüğünüz için ailenizle çatışmak zorunda kaldınız mı?