Sadece Bir Anne: Hayallerin ve Fedakarlığın Gölgesinde
“Anne, yine mi yumurta? Başka bir şey yok mu evde?”
Kızım Zeynep’in sesi mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi. Oysa daha sabahın köründe, markete gidip taze yumurta almıştım. Oğlum Emre ise sessizce masaya oturdu, gözleri telefonunda. İçimden bir fırtına koptu ama yüzümdeki gülümsemeyi bozmadım. Çünkü ben sadece bir anneyim. Ne zaman kendi isteklerimi dile getirmeye kalksam, ya çocukların ödevleri ya eşimin iş stresi ya da evin bitmeyen işleri araya girerdi.
Zeynep on altı yaşında, Emre ise on iki. Artık kendi dünyaları var. Benim dünyam ise onların etrafında dönüyor. Sabahları onları okula hazırlamak, akşamları yemek yapmak, hafta sonları ders çalıştırmak… Hayatımın her anı onlar için planlanmış gibi. Kendi adımı bile bazen unutuyorum; herkes bana sadece “anne” diyor.
Bir gün, eşim Murat eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Yine mi dağınık bu salon? Zeynep’in kitapları her yerde!” dedi yüksek sesle. Zeynep odasına kaçtı, Emre ise kulaklığını taktı. Ben ise sessizce kitapları topladım. İçimde biriken öfkeyi yutkunarak bastırdım. Çünkü ben sadece bir anneyim.
O gece yatağımda dönüp durdum. Pencereden dışarı baktım; sokak lambasının solgun ışığı odamı aydınlatıyordu. Gençliğimde hayalini kurduğum şeyler geldi aklıma: Üniversitede tiyatro okumak istemiştim, ama babam izin vermemişti. “Kız kısmı tiyatrocu mu olur?” demişti. Sonra Murat’la evlendim, çocuklarım oldu. Hayallerim birer birer rafa kalktı. Şimdi ise, kırk yaşına yaklaşırken, kim olduğumu bile bilmiyorum.
Bir sabah, Zeynep kapıyı çarparak çıktı evden. “Beni anlamıyorsun anne!” diye bağırdı arkasından. Ne olmuştu? Sadece sınavlarına çalışmasını istemiştim. O an aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmış, saçlarım dağılmıştı. “Ben ne zaman bu kadar yorgun oldum?” diye sordum kendime.
O gün iş yerinde de huzursuzdum. Müdürüm Ayşe Hanım bana yeni bir proje verdiğinde, içimde bir kıvılcım yandı. “Belki de hâlâ başarabilirim,” dedim kendi kendime. Ama akşam eve döndüğümde, Zeynep’in ateşi çıkmıştı, Emre ise ödevini yapmamıştı. Proje dosyasını masanın üstüne bıraktım; yine annelik kazandı.
Bir akşam Murat’la tartıştık. “Sen de biraz kendine vakit ayır,” dedi bana. Ama sonra televizyonun karşısına geçti, bana yardım etmedi. O an içimdeki yalnızlık büyüdü. “Ben kimim? Sadece bir anne mi?”
Bir gün cesaretimi topladım ve anneme gittim. Ona içimi döktüm:
“Anne, ben çok yoruldum. Sanki hayatım sadece başkalarının ihtiyaçlarını karşılamakla geçiyor.”
Annem gözlerimin içine baktı:
“Bizim zamanımızda da böyleydi kızım,” dedi. “Ama sen farklı olabilirsin.”
O gece uzun uzun düşündüm. Belki de çocuklarımı ve eşimi bu kadar düşünürken kendimi unutmuştum. Ama artık değişmek istiyordum.
Ertesi sabah Zeynep’le konuşmaya karar verdim:
“Zeynep, biliyorum seni bazen çok sıkıyorum ama ben de insanım. Benim de hayallerim var.”
Zeynep şaşkınlıkla bana baktı:
“Senin hayalin mi var anne?”
Gülümsedim:
“Evet kızım, vardı… Belki hâlâ vardır.”
O an Zeynep’in gözlerinde ilk defa beni gerçekten gördüğünü hissettim.
Sonraki günlerde küçük değişiklikler yapmaya başladım. Akşamları yarım saat kendime ayırdım; eski defterlerimi karıştırdım, yazmaya başladım. Emre başta şaşırdı:
“Anne, sen kitap mı yazıyorsun?”
“Evet oğlum, deniyorum.”
Murat başta anlamadı ama zamanla o da alıştı.
Bir gün iş yerinde Ayşe Hanım beni kenara çekti:
“Projeyi çok güzel hazırlamışsın Elif,” dedi gururla.
İçimde yıllardır hissetmediğim bir mutluluk vardı.
Ama her şey güllük gülistanlık olmadı tabii ki. Zeynep bazen hâlâ kapıyı çarpıyor, Emre ödevlerini unutuyor, Murat ev işlerine pek karışmıyor… Ama artık ben de varım bu evde; sadece anne değil, Elif olarak da varım.
Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Bir kadın hem iyi bir anne hem de kendi hayallerinin peşinden gidebilir mi? Sizce biz anneler gerçekten sadece annelikle mi sınırlıyız? Yoksa hayatımızı yeniden kurmak için hâlâ şansımız var mı?