Neden Yine Ben? Annemin Hastalığı ve Ailedeki Görünmezlik
“Yeter artık! Neden hep ben? Neden yine ben?” diye bağırdım, mutfağın ortasında ellerim titreyerek. Annem salondaki koltukta sessizce oturuyordu, gözleri camdan dışarıya dalmıştı. Babam, başını öne eğmiş, gazeteyi karıştırıyordu. Murat ise, telefonuyla oynarken bir an başını kaldırıp bana küçümseyici bir bakış attı.
“Ne bağırıyorsun Zeynep? Annemiz hasta, elbette ilgileneceksin,” dedi Murat, sanki bu evin tek kızı olmanın tüm yükü bana aitmiş gibi.
İçimde yıllardır biriken öfke, kırgınlık ve yorgunluk bir anda patladı. “Sen de ilgilenebilirsin! Sen annemin gözdesisin, neden hiç sorumluluk almıyorsun?” dedim. Sesim çatallandı, gözlerim doldu.
Murat alaycı bir şekilde güldü. “Ben çalışıyorum Zeynep. Senin kadar vaktim yok. Hem annem de senin yanında daha rahat ediyor.”
O an içimden geçenleri anlatmaya kelimeler yetmezdi. Annemin bana küçüklüğümden beri mesafeli davranışı, Murat’ın her hatasının görmezden gelinişi, benim ise ne yapsam yaranamamam… Hep ikinci planda kalmak, hep eksik hissetmek…
Küçükken bile annem Murat’a sarılırken bana sadece başımı okşayacak kadar yakınlık gösterirdi. Bayramlarda Murat’a yeni ayakkabılar alınırken, bana ablamın eski elbiseleri verilirdi. Okulda başarı kazandığımda “Aferin kızım” deyip geçerdi ama Murat’ın en ufak başarısı bile günlerce konuşulurdu.
Şimdi annem Alzheimer’ın pençesinde yavaş yavaş kaybolurken, herkesin gözleri yine bana çevrilmişti. Sanki bu evdeki tüm yükler bana aitmiş gibi…
Bir hafta önce doktor annemin durumunun ilerlediğini söylemişti. “Artık sürekli yanında biri olmalı,” demişti. Babam yaşlıydı, Murat ise iş bahanesiyle evden kaçıyordu. Annem geceleri uyanıp odasında dolaşıyor, bazen beni tanımıyor, bazen çocukluğuna dönüyordu.
Bir gece annem odama geldi. “Ayşe neredesin? Beni bırakma,” dedi. Ayşe, annemin çocukluk arkadaşıymış. O an gözlerim doldu; annem beni bile tanımıyordu artık.
Ertesi sabah kahvaltı sofrasında babam konuyu açtı: “Zeynep, anneni yalnız bırakamayız. Senin işin de yok, en uygunu sensin.”
İçimde bir şeyler koptu. “Benim de hayatım var baba! Ben de çalışmak istiyorum, ben de insanım!” dedim. Babam sessiz kaldı, Murat ise yine telefonuna gömüldü.
O gün iş görüşmesine gitmem gerekiyordu ama annemi bırakacak kimse yoktu. İşe gitmedim, fırsatımı kaçırdım. Akşam Murat eve uğradı. “Ne var Zeynep? Yine mi surat asıyorsun?” dedi.
“Sen hiç sorumluluk almayacak mısın? Annem sadece benim annem mi?” diye sordum.
Murat omuz silkti: “Ben zaten eve para gönderiyorum. Daha ne yapayım?”
O an anladım ki bu evde para göndermek her şeyin çözümü sanılıyordu. Oysa ben her gün annemin altını değiştiriyor, ona yemek yediriyor, geceleri uykusuz kalıyordum.
Bir akşam annem yine beni tanımadı. “Sen kimsin? Ayşe nerede?” dediğinde içimdeki son umut da kırıldı. Annemin gözünde ben hep eksik, hep yabancıydım.
Bir gece Murat’la büyük bir kavga ettik. “Yeter artık! Ben de insanım! Annemin bakımını paylaşmak zorundasın!” diye bağırdım.
Murat ilk kez sustu. Sonra öfkeyle kapıyı çarpıp çıktı.
Babam ertesi gün yanıma geldi. “Kızım, biliyorum zor ama anneni bırakmak olmaz,” dedi.
“Baba, ben de yoruldum! Ben de hayatımı yaşamak istiyorum! Neden hep ben?” dedim ağlayarak.
Babam sustu, gözleri doldu. “Belki de sana haksızlık ettik,” dedi sessizce.
O günden sonra Murat haftada bir gün annemin yanında kalmaya başladı ama yine de yükün çoğu bendeydi.
Bir gün iş görüşmesinden olumlu yanıt aldım ama annemi bırakacak kimse yoktu. O an karar verdim: “Ben artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum,” dedim aileme.
Babam ve Murat şaşkınlıkla baktılar. “Annemizi bırakacak mısın?” dediler.
“Hayır, bırakmıyorum ama artık tek başıma taşımayacağım bu yükü,” dedim kararlı bir sesle.
Ailede büyük bir tartışma çıktı. Komşular bile duydu sesimizi. Herkes kendi tarafını tuttu; kimi beni bencil buldu, kimi hak verdi.
Ama ben ilk kez kendimi savundum. İlk kez kendi hayatımı önemsedim.
Şimdi annem hâlâ hasta ama bakımını paylaşmaya başladık. Ben de yarı zamanlı bir işe girdim.
Bazen geceleri hâlâ ağlıyorum; annemin bana hiç sarılmadığı çocukluğumu düşünüyorum. Ama artık biliyorum ki kendi hayatımı yaşamak da hakkım.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Ailenizde böyle bir adaletsizlik yaşandı mı hiç? Kendinizi savunmak için ne kadar geç kaldınız?