Sevgili Kayınvalidem, Boşanmamıza Davetlisiniz!
“Yasemin, kızım, aç kapıyı! Biliyorum içeridesin!” Annemin sesi apartman boşluğunda yankılandığında, elimdeki çay bardağı titredi. O an, içimdeki fırtına dışarıya taşmıştı sanki. Kapıyı açtığımda annemle göz göze geldim; arkasında ise kayınvalidem, Hatice Hanım, elinde bir poşetle bekliyordu. İkisi de yüzüme dikkatle bakıyordu.
“Ne oldu? Neden bu kadar sessizsin?” diye sordu annem. Hatice Hanım ise hemen araya girdi: “Yasemin, oğlum evde mi? Konuşmamız lazım.”
O an içimde bir şeyler koptu. Eşim Serkan, sabah erkenden çıkıp gitmişti. Dün geceki kavganın ardından ne o bana bakabilmişti, ne ben ona. Annem ve kayınvalidem, evliliğimizin başından beri hayatımızın tam ortasında durmuşlardı. Her şeye karışan, her konuda fikir beyan eden iki kadın… Ve ben, onların arasında ezilen bir gelin.
“Serkan yok,” dedim sessizce. “Ama buyurun, konuşalım.”
İçeri girdiklerinde annem hemen mutfağa geçti, çay koymaya başladı. Hatice Hanım ise salonda koltuğa oturdu, elleriyle poşeti sıkıca kavradı. “Bak kızım,” dedi, sesi titriyordu, “Serkan dün gece bana geldi. Ağlıyordu. ‘Anne, ben bu evliliği yürütemiyorum’ dedi. Ne oluyor aranızda?”
Annem mutfaktan bağırdı: “Yasemin zaten çocukluğundan beri inatçıdır. Ama sen de oğlunu biraz rahat bırak Hatice!”
İşte yine başlamıştı. İki kadın arasında bir savaş alanıydım. Her biri kendi çocuğunu korumak için beni suçluyordu. Oysa ben sadece huzur istiyordum.
“Anne, lütfen…” dedim ama sesim çıkmadı. Hatice Hanım gözlerimin içine baktı: “Kızım, Serkan işten gelince yemek hazır olmamış diyor. Sen de çalışıyorsun biliyorum ama evin kadını sensin. Bizim zamanımızda böyle şey olmazdı.”
İçimde bir öfke kabardı. “Ben de insanım! Ben de yoruluyorum! Her şeyi tek başıma yapmak zorunda mıyım?” diye bağırdım istemsizce.
Annem hemen yanıma geldi: “Kızım haklı! Serkan da elini taşın altına koysun biraz! Her şey kadından beklenir mi?”
Hatice Hanım’ın gözleri doldu: “Ben oğlumu böyle görmedim hiç… Sizin yüzünüzden oğlum mutsuz!”
O an dayanamadım. Gözyaşlarım süzüldü yanaklarımdan. “Ben de mutsuzum! Kimse beni anlamıyor! Herkes kendi çocuğunu düşünüyor ama ben? Ben ne olacağım?”
Bir süre sessizlik oldu. Annem bana sarıldı, Hatice Hanım ise başını öne eğdi.
O sırada kapı çaldı. Serkan’dı gelen. Yüzü solgun, gözleri şişmişti.
“Ne oluyor burada?” dedi şaşkınlıkla.
Hatice Hanım hemen oğluna sarıldı: “Oğlum, konuşmamız lazım.”
Serkan bana baktı: “Yasemin, ne yapıyoruz biz? Böyle devam edemeyiz.”
İçimde bir boşluk hissettim. O kadar çok yorulmuştum ki… “Serkan,” dedim titrek bir sesle, “belki de gerçekten ayrılmalıyız.”
Annem ve Hatice Hanım aynı anda itiraz etti:
“Olmaz!”
“Bunu yapamazsınız!”
Ama Serkan sessizdi. Göz göze geldik. O da bitmişti.
“Belki de herkes için en iyisi bu,” dedi Serkan kısık bir sesle.
Hatice Hanım ağlamaya başladı: “Ben size ne emekler verdim! Bu mu olacak sonumuz?”
Annem ise bana sarıldı: “Kızım, senin mutluluğun her şeyden önemli.”
O an anladım ki; yıllardır iki ailenin arasında sıkışıp kalmıştık. Kendi hayatımızı yaşayamamıştık. Hep başkalarının beklentileriyle hareket etmiştik.
Serkan’la göz göze geldik tekrar.
“Boşanıyoruz,” dedim kararlı bir şekilde. “Ve bu sefer kararımızı kendimiz veriyoruz.”
Hatice Hanım ayağa kalktı: “O zaman ben de geliyorum! Boşanmanıza şahit olacağım!”
Bir an herkes sustu. Sonra Serkan gülümsedi acı acı: “Buyur anne… Sen de gel.”
O gün adliyeye üçümüz birlikte gittik. Avukatın odasında otururken Hatice Hanım hâlâ ağlıyordu. Annem ise bana destek olmaya çalışıyordu.
Boşanma dilekçesini imzalarken ellerim titredi ama içimde bir huzur vardı. İlk defa kendi kararımı veriyordum.
Adliyeden çıkarken Hatice Hanım bana döndü: “Belki de en başından beri hata yaptık… Sizi dinlemedik.”
Başımı salladım: “Geç oldu ama… Artık kendi yolumuza gitme zamanı.”
Şimdi yeni bir hayata başlıyorum. Kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışıyorum. Bazen geceleri hâlâ ağlıyorum ama biliyorum ki; bu sefer kendi seçimimi yaptım.
Sizce ailelerin evliliklere bu kadar müdahale etmesi doğru mu? Yoksa bazen kendi yolumuzu çizmek için cesur olmak mı gerekir?