Bir Masalın Ardındaki Çatlaklar: Katalin’in Hikayesi
“Yeter artık, Katalin! Bir kere de lafımı dinle!” diye bağıran bir erkek sesiyle irkildim. Camdan dışarı bakarken, Katalin’in balkon kapısının hızla kapandığını gördüm. O an içimde tuhaf bir huzursuzluk hissettim. Katalin benim komşumdu; apartmanın en sessiz, en zarif kadınıydı. Her sabah gülümseyerek selam verir, çiçeklerini sular, kocasına özenle kahvaltı hazırlar, sonra da işe giderdi. Herkes onun hayatına imrenirdi. Ama o sabah, o çığlık… Bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştım.
O gün işten eve dönerken markette Katalin’le karşılaştım. Yüzünde ince bir makyaj vardı ama göz altındaki morluğu kapatamamıştı. Göz göze geldiğimizde başını hızla eğdi. “Katalin, iyi misin?” diye sordum, sesim titriyordu. O ise gülümsemeye çalıştı: “Biraz yorgunum sadece, işte çok yoğunum.” dedi. Ama ben o bakıştaki korkuyu görmüştüm.
O akşam apartman toplantısında herkes yine Katalin’in ne kadar şanslı olduğundan bahsediyordu. “Ne güzel kocası var, ne güzel evi var,” diyorlardı. Ben ise içimde büyüyen şüpheyle sessizce dinliyordum. Toplantıdan sonra Katalin’le asansörde yalnız kaldık. “Bir şeye ihtiyacın olursa, lütfen bana söyle,” dedim fısıltıyla. Gözleri doldu ama hiçbir şey söylemeden indi.
Geceleri uyuyamaz oldum. Her seferinde Katalin’in evinden gelen sesleri dinliyordum: Bazen bir tabak kırılır, bazen boğuk bir ağlama sesi duyulurdu. Bir gece, saat üç civarı kapım çalındı. Kapıyı açtığımda Katalin karşımdaydı; saçları dağılmış, yüzü yaşlarla ıslanmıştı. “Beni saklayabilir misin? Lütfen…” dedi titreyen sesiyle.
Onu içeri aldım. Koltuğa oturduğunda elleri hâlâ titriyordu. “Ne oldu?” diye sordum, ama o sadece ağladı. Bir süre sonra konuşmaya başladı: “Kimseye anlatamadım bugüne kadar… Herkes bizim mükemmel bir çift olduğumuzu sanıyor. Ama ben her gün biraz daha yok oluyorum.”
Katalin’in kocası, Selim, dışarıdan bakınca nazik ve başarılı bir adamdı. Ama evde bambaşka birine dönüşüyordu: Küçük hatalarda bile bağırıyor, eşyaları fırlatıyor, bazen de Katalin’e vuruyordu. “Bunu hak ettiğimi düşünüyorum bazen,” dedi Katalin gözyaşları içinde. “Belki daha iyi bir eş olsam böyle olmazdı.”
O an içimde bir öfke kabardı. “Hiçbir kadın bunu hak etmez! Sen suçlu değilsin!” dedim kararlı bir şekilde. Ama Katalin’in gözlerinde hâlâ korku vardı. “Bunu kimseye anlatamam,” dedi fısıltıyla. “Annem bile bana inanmaz. ‘Kocandır, idare et’ der.”
O gece Katalin bende kaldı. Sabah olunca gitmek istedi ama ben izin vermedim: “Birlikte polise gidelim,” dedim. O ise başını salladı: “Beni kimse anlamaz… Herkes Selim’i çok sever.”
Günler geçti, Katalin yine evine döndü ama aramızda görünmez bir bağ oluşmuştu artık. Her fırsatta onu kontrol ediyor, iyi olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. Bir gün iş çıkışı beni aradı: “Çok kötüyüm… Dayanamıyorum artık,” dedi telefonda ağlayarak.
Onu bulduğumda parkta bir bankta oturuyordu; elleri buz gibiydi. Yanına oturdum ve uzun uzun konuştuk. Ona kadın dayanışma merkezlerinden bahsettim; yardım alabileceğini söyledim. Başta çok korktu ama sonunda ikna oldu.
Birlikte kadın sığınma evine gittik. Orada başka kadınlarla tanıştı; hepsi de benzer hikayeler yaşamıştı. Katalin ilk kez yalnız olmadığını hissetti. Zamanla güçlendi; kendine yeni bir hayat kurmaya başladı.
Ama Selim pes etmedi; defalarca aradı, tehdit etti, hatta bir gün sığınma evinin önüne kadar geldi. O an polis çağırdık ve Selim uzaklaştırma cezası aldı.
Katalin’in annesi ise hâlâ kızına destek olmuyordu: “Yuvanı yıkma,” diyordu telefonda. Katalin ise her seferinde daha da güçlenerek karşılık veriyordu: “Ben artık kendi hayatımı kurmak istiyorum anne!”
Aylar geçti, Katalin yeni bir iş buldu, küçük bir ev kiraladı ve hayata yeniden tutundu. Bir gün bana sarıldı ve şöyle dedi: “Sen olmasaydın ben hâlâ o cehennemde yaşardım.”
Şimdi bazen pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Kaç kadın daha bu sessiz acıyı yaşıyor? Kaçımız gerçekten mutlu olduğumuzu sanıyoruz? Ve en önemlisi; biz birbirimize yeterince destek olabiliyor muyuz?
Belki de en büyük cesaret, görünmeyeni görmek ve susmamaktır… Sizce de öyle değil mi?