Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Elif’in Hikayesi
“Yeter artık, Elif! Bir kere de lafımı dinle!” diye bağırdı Mehmet, yine o tanıdık öfkeyle. O an, mutfağın köşesinde elimde kırık bir çay bardağıyla titreyerek duruyordum. Oğlum Emir, odasında sessizce ağlıyordu. İçimde bir şey koptu o gece; yıllardır sustuğum, sineye çektiğim her şey bir anda boğazıma düğümlendi.
Ben Elif. 34 yaşındayım, İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde büyüdüm. Annem hep derdi ki, “Kızım, kadının kaderi sabretmek.” Ben de sabrettim. Babamın anneme bağırışlarını, annemin gözyaşlarını izleyerek büyüdüm. Sonra Mehmet’le tanıştım. Başlarda çok nazikti, bana çiçekler getirirdi. Annem “Kısmetin açıkmış” dediğinde içimde bir umut yeşermişti. Ama evlendikten sonra her şey değişti.
İlk tokadı düğünden üç ay sonra yedim. Sebep mi? Akşam yemeğinde tuzu fazla kaçırmışım. O gece annemi aradım, “Anne, ben ne yapacağım?” dedim. Annem sustu, “Kızım, evlilik böyle şeylerdir. Sakın kimseye söyleme, ayıp olur,” dedi. O günden sonra sustum. Her tokatta, her hakarette biraz daha küçüldüm.
Yıllar geçti, Emir doğdu. Onun için yaşadım, onun için katlandım. Mehmet’in öfkesi arttıkça ben daha çok içine kapandım. Komşular bazen çığlıklarımızı duyardı ama kimse kapımızı çalmazdı. Bir gün Emir’in gözlerinde korkuyu gördüm; o an anladım ki artık sadece kendim için değil, oğlum için de bir şeyler yapmalıydım.
Bir gece Mehmet eve sarhoş geldi. Yine bağırdı, yine vurdu. O an Emir’in odasına koştum, onu kucağıma aldım ve paltomu giyip dışarı fırladım. Gece yarısıydı, sokaklar ıssızdı. Annemin evine gittim. Kapıyı açınca annem şaşırdı, gözleri doldu ama yine de “Kızım, dön evine. Çocuğun babasız büyümesin,” dedi. O an içimdeki umut tamamen söndü.
Bir hafta annemde kaldık. Mehmet her gün aradı, mesaj attı: “Dönmezsen seni bulurum!” diye tehdit etti. Annem korktu, “Başımıza iş açma,” dedi. Ben de oğlumun elinden tutup eve döndüm. O günden sonra Mehmet daha da acımasız oldu.
Bir gün işyerinde arkadaşım Zeynep bana yaklaştı: “Elif, iyi misin? Gözlerin şişmiş.” İlk kez biri bana gerçekten sorduğunda ağlamaya başladım. Zeynep beni Kadın Dayanışma Derneği’ne götürdü. Orada ilk kez yalnız olmadığımı hissettim; benim gibi nice kadın vardı.
Ama korkuyordum. Türkiye’de kadın olmak kolay mı? Boşanmak ayıp sayılır bizim mahallede; insanlar arkamdan konuşur diye çekiniyordum. Bir yandan da oğlumun geleceği için endişeliydim: “Babası olmadan büyürse ne olur?”
Bir gece yine kavga çıktı. Mehmet bu kez Emir’e bağırdı; oğlumun gözlerindeki korku beni deliye döndürdü. O an kararımı verdim: Gidecektim! Sabah ilk iş avukata gittim. Boşanma davası açtım, koruma talep ettim.
Mehmet çıldırdı tabii. “Seni mahvederim!” diye tehdit etti. Mahallede dedikodular başladı: “Elif kocasını terk etmiş!” Annem bile arkamda durmadı; “Senin yüzünden rezil olduk,” dedi.
Aylarca mahkemeye gittim geldim. Her seferinde Mehmet’in bakışlarıyla ürperdim ama pes etmedim. Oğlum için güçlü olmak zorundaydım.
Bir gün Emir yanıma geldi: “Anne, artık korkmuyoruz değil mi?” dedi. O an gözyaşlarımı tutamadım; ilk kez kendimi özgür hissettim.
Boşandım sonunda ama hayat kolay olmadı. İş bulmak için kapı kapı dolaştım; çoğu yerde “Boşanmış kadın mısın?” diye yüzüme baktılar. Ama yılmadım; temizlik işine girdim, oğluma bakabilmek için geceleri çalıştım.
Zamanla mahalledeki bakışlar azaldı ama annemle aram hiç eskisi gibi olmadı. Bazen yalnız hissediyorum ama oğlumun huzurlu uykusunu izleyince doğru yaptığımı biliyorum.
Şimdi düşünüyorum da; kaç kadın benim gibi susuyor? Kaçımız korkudan hayatımızdan vazgeçiyoruz? Peki ya siz? Siz olsaydınız ne yapardınız? Susar mıydınız yoksa sesinizi çıkarır mıydınız?