Bir Pencerenin Ardında: Anneliğin Sessiz Çığlığı

“Yine mi arıyorsun anne?” dedi Elif, telefonda sabırsızca. Sanki her arayışımda bir yük oluyormuşum gibi… Oysa ben sadece seslerini duymak, iyi olduklarını bilmek istiyorum. Bugün 68. yaş günüm. Sabah erkenden kalktım, eski alışkanlık işte, çocuklar küçükken doğum günlerimde onlara kek yapardım. Şimdi mutfakta kek kokusu yok, evde çıt çıkmıyor. Sadece duvarda asılı eski bir aile fotoğrafı bana bakıyor: Ben, rahmetli eşim Mehmet ve üç çocuğumuz. O zamanlar mutluyduk sanırım. Ya da öyle görünüyorduk.

Mehmet’in bizi terk ettiği o günü unutamıyorum. Kapıyı çarptı, arkasında üç küçük çocuk ve gözyaşlarıyla kalakaldım. Elif henüz ilkokuldaydı, Zeynep’in saçlarını örmemi isterdi her sabah, Murat ise babasının gömleğini giyip aynada kendine bakardı. O günden sonra hayatım mücadeleyle geçti. Geceleri dikiş diktim, gündüzleri komşuların evine temizliğe gittim. Çocuklarım aç kalmasın diye kendi yemedim, onlara yedirdim. Şimdi ise… Şimdi sadece arada sırada gelen telefonlar var.

Geçen hafta Murat aradı. “Anneciğim nasılsın? Sağlığın yerinde mi? Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sordu. Ama sesinde bir tuhaflık vardı, sanki ezberden konuşuyordu. Oğlumun bana olan ilgisi gerçek mi, yoksa sadece mirasımı mı düşünüyor? Bunu düşünmek bile içimi acıtıyor ama insan yaşlandıkça gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıyor.

Zeynep ise en son üç ay önce uğradı. “Çok yoğunum anne, çocuklar okula gidiyor, eşim işten geç geliyor,” dedi. Torunlarımı görmek istedim ama aceleyle kalkıp gitti. Kapıdan çıkarken bana dönüp “Kendine dikkat et, ilaçlarını unutma,” dedi. Sanki ben artık onların hayatında bir yüküm.

Elif ise… Elif hep babasına benzerdi; duygularını belli etmez, içine atardı. Geçenlerde telefonda tartıştık. “Anne, bu kadar hassas olma! Herkesin hayatı yoğun,” dedi. Oysa ben sadece bir günümü onlarla geçirmek istemiştim.

Bazen pencereden dışarı bakıyorum. Karşı apartmanda oturan Ayşe Hanım’ın çocukları her hafta gelir, birlikte kahvaltı yaparlar, gülüşmelerini duyarım. Benim evimde ise sessizlik var. Komşular bazen uğrar, “Çocukların seni arıyor mu?” diye sorarlar. Ne diyeyim? “Arıyorlar ama…” Gerisini getiremiyorum.

Bir gün Elif’le telefonda konuşurken dayanamadım:
– Kızım, gerçekten merak ettiğin için mi arıyorsun beni?
– Anne ne biçim laf bu? Tabii ki merak ediyorum!
– Bazen öyle gelmiyor… Sadece mirasımı mı düşünüyorsunuz?
– Anne! Nasıl böyle bir şey söylersin? Biz senin çocukların değil miyiz?

Telefon kapandıktan sonra saatlerce ağladım. Belki de haksızlık ediyorum onlara. Belki de gerçekten yoğunlar… Ama insan yaşlandıkça yalnızlığını daha çok hissediyor.

Bir gün Murat geldi, elinde bir poşetle.
– Anneciğim, sana vitamin aldım, doktorun önerdiği ilaçları da getirdim.
– Sağ ol oğlum…
– Bu arada… Hani şu tapu meselesi vardı ya… Onu konuşalım mı?

İşte beklediğim an buydu galiba. Gözlerim doldu ama belli etmedim.
– Şimdi zamanı değil oğlum, dedim.
– Anne bak, biz senin iyiliğini düşünüyoruz. Yarın bir gün başına bir şey gelirse…
– Murat! Ben ölmeden önce beni yaşatacak bir şey isterdim: Sevgi…

O an Murat’ın gözleri yere indi. Sessizlik oldu. Sonra kalkıp gitti.

O gece uyuyamadım. Mehmet’in yokluğunda tek başıma büyüttüğüm çocuklarım şimdi bana yabancı gibi geliyor. Onlara kızgın mıyım? Hayır… Sadece kırgınım.

Bir sabah kapı çaldı. Zeynep ve torunlarım gelmişti. Ellerinde pasta vardı.
– Sürpriz! dediler.
İçim ısındı bir anlığına. Oturduk, sohbet ettik. Ama Zeynep’in gözü sürekli saate kayıyordu.
– Anneciğim, birazdan çıkmamız lazım…
Yine yalnız kaldım.

Bazen düşünüyorum: Nerede hata yaptım? Onları çok mu korudum? Çok mu fedakarlık yaptım? Yoksa onları kendi ayakları üzerinde durmaya zorlayarak sevgimi eksik mi gösterdim?

Bir gün Elif’ten mesaj geldi: “Anne, seni seviyoruz ama hayat çok zor…”
O an anladım ki; herkes kendi derdinde, kimse kimsenin acısını tam olarak anlayamıyor.

Şimdi pencerenin önünde oturuyorum ve dışarıda oynayan çocukları izliyorum. Bir zamanlar benim de çocuklarım vardı yanımda; şimdi ise sadece anılar kaldı.

Belki de annelik böyle bir şeydir: Herkes gider, sen kalırsın; herkes unutur, sen hatırlarsın.

Peki sizce; yaşlılıkta en çok neye ihtiyaç duyuyor insan? Sevgi mi, ilgi mi yoksa sadece bir ses duymak mı?