Gelinimin Yüzünden İşten Atıldım: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı

“Anne, lütfen anlamaya çalış. Benim de bir ailem var, sorumluluklarım var!”

Gelinim Elif’in sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O gün, mutfakta ellerim titreyerek çay bardağını tepsiye koyarken bana bakmadan söyledi bu cümleyi. O an içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır üst üste biriktirdiğim fedakârlıklar, sabrım, sevgim bir anda yok oldu. Oysa ben, oğlum Murat’ı ve Elif’i kendi evlatlarım gibi görmüştüm. Onlara destek olmak için yıllarca çalıştım, torunuma bakmak için gecemi gündüzüme kattım. Ama şimdi, otobüsün camından dışarı bakarken, hayatımda ilk defa kendimi bu kadar yalnız hissediyorum.

Her sabah aynı saatte bindiğim 34 numaralı otobüsün koltuğunda oturuyorum. Camdan dışarı bakarken gözlerim doluyor. Bugün son kez işe gidiyorum. Çantamda işten çıkarılma kağıdım var. Müdürümüz Ayhan Bey’in yüzü gözümün önünde: “Zehra Hanım, maalesef şirket küçülmeye gidiyor. Sizi çok severiz ama…” O cümle yarım kaldı. Ben de yarım kaldım.

Ama asıl mesele şirketin küçülmesi değil. Herkes biliyor ki, Elif’in şirketteki yeni pozisyonu ve bana olan soğukluğu bu kararı hızlandırdı. Elif, insan kaynaklarına geçtiğinden beri aramızda görünmez bir duvar örüldü. Önce bana mesafeli davranmaya başladı, sonra iş yerinde ufak tefek hatalarımı büyütüp yönetime taşıdı. Bir gün toplantı odasında Ayhan Bey’le konuşurken kapının aralığından Elif’in fısıltılarını duydum: “Zehra Hanım artık çok yoruldu, işleri aksatıyor…”

Oysa ben her zaman işimi layıkıyla yapmaya çalıştım. Yıllardır aynı şirkette temizlik görevlisi olarak çalışıyorum. Kimseye yük olmadan, alnımın teriyle ekmek paramı kazandım. Ama Elif’in gözünde ben sadece bir yük oldum galiba.

Oğlum Murat’a anlatmaya çalıştığımda, “Anne, Elif de haklı… Sen de biraz dinlen artık,” dedi. Sanki ben isteyerek çalışıyormuşum gibi… Oysa ev kredisi hâlâ bitmedi, torunumun okul masrafları var. Emekli maaşım yetmiyor ki! Bunu kimse anlamıyor.

Geçen hafta akşam yemeğinde Elif bana soğuk bir şekilde baktı:

“Elifciğim, bugün şirkette yeni bir temizlik makinesi gelmiş, bana da öğrettiler,” dedim.

“İyi olmuş Zehra Hanım,” dedi kısık sesle. Artık bana ‘anne’ bile demiyor.

O an içimde bir şeyler kırıldı. Oğlumun gözleri yere indi. Torunum Ege ise hiçbir şey anlamadan tabağındaki pilavla oynadı.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime sordum: Nerede hata yaptım? Neden bu kadar yalnız kaldım? Sabah olunca yüzümü yıkadım, aynada kendime baktım. Gözlerimin altındaki morluklar derinleşmişti. Ama yine de işe gittim, sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Bugün ise son günüm. Otobüs durağına geldiğimde eski komşum Gülten Abla’yı gördüm.

“Zehra, hayırdır? Neden bu kadar solgunsun?”

“Bir şey yok Gülten Abla,” dedim ama gözlerim doldu.

“Bak Zehra, insanın en yakını bazen en büyük yarayı açar,” dedi ve elimi tuttu.

İşte o an anladım ki, yalnız değilim aslında. Herkesin bir hikâyesi var bu şehirde. Ama benim hikâyem biraz daha acı.

Şirkete vardığımda herkes bana acıyarak baktı. Elif ise masasında oturmuş bilgisayara bakıyordu. Yanına gittim:

“Elifciğim… Hakkını helal et,” dedim titrek bir sesle.

Bir an durdu, sonra başını kaldırmadan “Size de helal olsun Zehra Hanım,” dedi.

O an içimdeki tüm umutlar söndü. Oğlumun eşi bana yabancı olmuştu artık.

Çıkışta Ayhan Bey elimi sıktı:

“Zehra Hanım, sizi unutmayacağız.”

Ama biliyorum ki herkes unutacak. İnsanlar çabuk unutur bu şehirde.

Eve dönerken yol boyunca düşündüm: Hayatımı aileme adadım ama sonunda yalnız kaldım. Oğlum Murat akşam eve geldiğinde gözlerimin içine bakamadı bile.

“Anne… Belki de biraz dinlenmek sana iyi gelir,” dedi yine.

Ama ben dinlenmek istemiyorum ki! Ben sadece değer görmek istiyorum…

Gece olunca torunum Ege yanıma geldi:

“Babaanne, sen üzgünsün mü?”

Onun küçük ellerini tuttum:

“Biraz canım yandı Ege’ciğim… Ama geçer,” dedim.

Ama geçmiyor işte…

Şimdi bu satırları yazarken düşünüyorum: Bir insanın emeği bu kadar kolay harcanır mı? Aile olmak ne demek? Bir gün siz de benim yerimde olsanız ne yapardınız?