Görünmez Jüri: Bir Aile Sofrasında Kimliğimle Yüzleşmek
“Sen bu elbiseyle mi geldin, Zeynep?” Babamın sesi sofrada yankılandı. Herkes bir an sustu, çatal bıçak sesleri bile durdu. Annem gözlerini kaçırdı, abim ise kaşlarını çatıp bana baktı. O an, üzerimdeki kırmızı elbisenin kumaşı sanki ateş gibi tenimi yakmaya başladı. Halbuki sabah aynada kendime bakıp, “Bugün kendim gibi olacağım,” demiştim. Ama şimdi, sofranın tam ortasında, herkesin bakışları üzerimdeyken, kendim olmamın bedelini ödemeye hazır mıydım?
“Baba, bu elbise gayet normal. Hem yaz da geldi, sıcak,” dedim titrek bir sesle. Babam başını iki yana salladı. “Kızım, bizim ailede böyle şeyler giyilmez. Bak, annen de hiç böyle giyinmedi.” Annem hemen araya girdi, “Kızımız genç, bırak rahat olsun,” dedi ama sesi cılızdı. Abim ise daha da ileri gitti: “Zeynep, dışarıda insanlar ne der? Bizim mahallede laf olur.”
O an içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır üzerime giydirilen görünmez bir zırh vardı ve şimdi o zırh çatırdamaya başlamıştı. Küçüklüğümden beri hep uslu kız olmam istenmişti; eteğimin boyu, sesimin tonu, kahkahamın yüksekliği bile ölçülmüştü. Ama artık yirmi beş yaşındaydım ve kendi kararlarımı vermek istiyordum.
Sofrada sessizlik uzadıkça nefes alamaz oldum. Dayım lafa karıştı: “Eskiden böyle miydi? Şimdi herkes kafasına göre takılıyor. Sonra da aileler dağılıyor.” Kuzenim Elif bana göz kırptı, ama o da annesinin bakışlarından çekinip susmayı tercih etti.
İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak ayağa kalktım. “Ben kendim olmak istiyorum,” dedim. “Sürekli başkalarının ne diyeceğini düşünmekten yoruldum. Bu elbise benim seçimim.” Babam sandalyesini geri itti. “Senin seçiminse, bizim de sözümüz var!” dedi ve sofradan kalktı.
O akşam odama kapanıp ağladım. Annem yanıma geldi, saçlarımı okşadı. “Zeynep’ciğim, baban seni korumak istiyor aslında,” dedi. “Ama bazen korumakla kısıtlamak arasındaki farkı göremiyorlar.” Annemin gözlerinde de bir hüzün vardı; sanki o da yıllar önce kendi hayallerinden vazgeçmişti.
Ertesi gün işe giderken aynada kendime baktım. Gözlerim şişmişti ama içimde bir kararlılık vardı. O gün ilk defa iş yerinde de elbisemi değiştirmedim. Arkadaşım Derya yanıma gelip fısıldadı: “Ne oldu dün akşam? Yüzünden belli bir şeyler.” Anlattım. Derya güldü: “Bizim evde de aynı. Geçen hafta annem saçımı boyattığım için günlerce surat astı.”
O gün iş çıkışı eve gitmek istemedim. Sahilde yürüdüm, denizi izledim. Kafamda babamın sözleri dönüp duruyordu: “Bizim ailede böyle şeyler giyilmez.” Peki ya benim ailem kimdi? Sadece soyadımı taşıyanlar mıydı yoksa beni olduğum gibi kabul eden dostlarım da ailem sayılır mıydı?
Akşam eve döndüğümde babam salonda oturuyordu. Göz göze geldik. Bir an konuşmayacak sandım ama sessizliği ben bozdum: “Baba, ben seni utandırmak istemem ama kendimi de kaybetmek istemiyorum.” Babam başını eğdi. “Zeynep, biz senin iyiliğini isteriz ama bazen nasıl davranacağımızı bilemiyoruz,” dedi.
O an babamın da kendi korkularının esiri olduğunu fark ettim. Belki de o da toplumun görünmez jürisinden korkuyordu; komşuların lafından, mahallenin dedikodusundan… Ama ben artık kendi jüri üyemi seçmek istiyordum.
Bir hafta boyunca evde gerginlik sürdü. Annem arada sırada bana destek oldu ama çoğunlukla sessiz kaldı. Abim ise tamamen uzaklaştı; sanki ben başka biri olmuşum gibi davrandı.
Bir akşam Elif’le buluştuk. O da kendi ailesinde benzer baskılar yaşadığını anlattı: “Geçen ay pantolon giydim diye annem günlerce surat astı.” Birbirimize sarıldık ve ağladık. Sonra birlikte karar verdik: Bundan sonra ne giyersek giyelim, birbirimize destek olacaktık.
Bir sonraki aile yemeğinde yine aynı sofradaydık. Bu sefer üzerimde sade bir elbise vardı ama içimdeki isyan dinmemişti. Yemek sırasında babam bana baktı ve hafifçe gülümsedi: “Kızım, sen mutluysan biz de mutlu oluruz,” dedi ama sesinde hâlâ bir tereddüt vardı.
O akşamdan sonra ailemle aramda görünmez bir mesafe oluştu ama ben ilk defa kendimi özgür hissettim. Belki tam anlamıyla kabul edilmemiştim ama artık kendi seçimlerimin arkasında durabiliyordum.
Şimdi düşünüyorum da; acaba toplumun görünmez jürisiyle savaşırken en çok kendimizi mi yargılıyoruz? Siz hiç sırf başkaları ne der diye kendinizden vazgeçtiniz mi?